Prof. Dr. Yasin AKTAY

PKK”nın kazancı kimin tasası?

Aslında tam da böyle olur. Müzmin hale gelmiş bir toplumsal sorunun çözümü sürecine girildiğinde herkesi bir kâr zarar değerlendirmesinin telaşının sarması gayet normaldir. Bir açıdan, hoşa gitmeyen sözleri sürecin kapsayıcı atmosferi içinde sarf edilmiş boş gevezelikler olarak alırsanız rahat edersiniz.

Çünkü sonuçta sürecin daha baskın olan gelişimi içinde bu sözlerin hiçbir kıymeti harbiyesi kalmıyor, nihayetinde sürece olan kamuoyu desteği ve bunun yarattığı yeni atmosfer boş sözlere laf yetiştirmeyi gereksiz kuru gürültüye dönüştürüyor. Yine de boş gevezelikler de olsa söylenenler bir şekilde kayda geçiyor ve herkes bu esnada tıynetini ortaya koymuş oluyor.

Bu süreçten PKK”nın elde edemediği kazanımların tasasına düşenlerin hali bu esnada ibretlik bir hal almış durumda. Hem Öcalan hem de PKK”nın devletin mahiyeti konusunda bir şart ileri sürme noktasından çekilmiş olması fena halde üzüyor. Belli etmemeye çalışıyorlar ama galiba PKK onlar için giderek devletle olan bütün hesaplarını görmenin enstrümanına dönüşmüş. Kendilerinin doğrudan yer almaya cesaret edemediği bir şiddet sarmalında Kürt gençlerinin hayatı pahasına PKK”nın kendileri adına kavgayı sürdürmesini arzuluyorlar. Oysa Kürt gençlerinin bu terörün devam etmesinden yana hiçbir çıkarları yok. O yüzden silahlara vedanın ilk açık ve net kazananı Kürt gençleri oluyor, onların anne-babaları oluyor.

Kürtlerin veya PKK”nın bu kavgada ne umdukları ve sonuçta bugün neyi kabul ettikleri bir açıdan da sadece kendilerini ilgilendirmiyor mu? Bugün PKK”nın geldiği noktayı gerek örgütün tabanı gerekse de Kürt halkı için bir kayıp gibi görmek, ne adına olursa olsun, peşin peşin terörü meşru veya haklı bir yol olarak görüp kutsamayı gerektirir. Aslında birçok sözümona demokratın içinde bastırılmış bir terörist ruhu varmış da haberimiz yokmuş. Bu süreç galiba biraz da bu ruhun açığa çıkmasını sağladı.

PKK”ya kayıplarını hatırlatanların yanı sıra, “millete” bu süreçle maruz kaldıkları ihaneti hatırlatanları da izlemeye devam ediyoruz. Türkiye kesinlikle 30 yıl devam eden anlamsız bir şiddetten kendi inisiyatifiyle ve tamamen kendi siyasetiyle kurtuluyor.

Aslına bakılırsa bu yeni süreç hiç kimsenin zararlı çıkmadığı, hayırlı bir süreç. Kürtler her türlü görüşlerini ve haklarını özgürce ifade edip savunabilecekleri geniş bir siyasal alanın yanı sıra çözümün akabinde Güneydoğu”ya yönelecek kalkınma atağıyla ülkenin refah seviyesinden giderek daha fazla paylarını alacaklar. Herhalde bu payın ülkenin geri kalan kesiminin aleyhine olacağını kimse iddia etmeyecektir. Üstelik Kürt sorununun basitçe bir ekonomik kalkınma sorunu olarak gören ve Kürtler için hep onur kırıcı bulunmuş yaklaşımlar aşıldığında, Kürtlerin ekonomik geri kalmışlıktan ne kadar muzdarip oldukları daha gerçekçi değerlendirmelere konu olabiliyor.

Diğer yandan “millet” açısından bakıldığında, çözüm süreci parçalanmanın eşiğine gelmiş bir ülkeyi bu eşikten geri çeviren tam bir restorasyon işlevi görüyor. Hiç kuşku yoktur ki, Kürtleri Kürt olarak tanımak, onlara haklarını vermek ülkeyi bölünmeye değil daha fazla bütünleşmeye götüren bir süreç. Esas aksi durumda ısrar etmenin bizi getirmiş olduğu yer ortadadır.

Bugün Kürt sorununun çözümü sadece Kürtlerin taleplerine karşılık vermekle sınırlı bir konu değil, büyük bir ülke olmanın gerektirdiği bir adım. Ülkeyi küçültmüyor büyütüyor. Kürt sorunuyla şu veya bu şekilde bağlı bir konu olarak terör sorununu bugünkü şekliyle çözmeye cesaret etmekse yine ülkenin siyasi maharetini, kapasitesini ve cesaretini gösteren, ancak büyük ülkelere yaraşır bir hamle.

Bu adımı atabilen bir ülke olarak Türkiye, gerçekten basit sorunlarını bile çözmekten aciz, küçük bir sorunun ortasında çocukça ve on yıllarca debelenen küçük bir ülke görünümünden büyük bir ülke görünümüne de ulaşmış oluyor. Bu görünümün ardında ülkenin unsurlarının birbiriyle barışmış olması, daha fazla pekişmiş birlik beraberlik ve kardeşlik gerçeği, millet olmanın gerçekliğine daha fazla yaklaştırmıyor mu? Türkiye”nin bir bütün olarak, bir millet olarak bundan daha iyi bir kazanımı olabilir mi?

“Milletiz” demekle millet olunmuyor. Millet olma hali, üzerinde titrenilmesi gereken, çaba gösterilmesi gereken bir süreç. Hiç kimse endişe etmesin bu süreçle birlikte Türkiye halkı bir millet olmaya ilk defa bu kadar çok yaklaşmıştır.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: