Prof. Dr. Yasin AKTAY

PKK Klasiği

Kürt sorunu etrafında bir kaç haftadır gelişmiş olan olumlu hava geçtiğimiz hafta içinde Leyla Zana”nın açıklamaları, Başbakan yardımcıları Beşir Atalay ve Bülent Arınç”ın açıklamaları üzerine zirve yapmıştı. Avni Özgürel”in Murat Karayılan ile yaptığı mülakatta söyledikleri ise bunun bu sefer geçici bir hava dalgası olmadığı izlenimi veriyordu. Oysa bu havanın aniden değişmesi ve yeniden karabulutların ülkenin üzerinde gezmeye başlaması için sekiz askerin hayatına mal olan Dağlıca saldırısı yetti de arttı bile.

Doğrusu tam bir PKK klasiğinin çaldığı bu sefer, hiçkimse bu klasiği aynı tepkilerle karşılayacağı bir durumda değil. Bu klasik şayet savaş beylerinin havayı tersine çevirmeyi hedefledikleri bir amaca matuf idiyse,başbakanın taa Meksika”dan verdiği tepki, bu sefer heveslerin boşa çıkarılacağını gösteriyor. Açıkçası Türkiye”nin demokratikleşme süreci PKK”ya rağmen devam edecektir. Kürtlerin hak ettikleri hakları PKK”ya rağmen verilecek, geliştirilecek ve ülkenin eşit vatandaşları olmaları için ne gerekiyorsa yapılmaya devam edilecektir.

Evet, PKK klasiğinin bu seferki çalınışında aslında epey zamandır apaçık bilinen bir gerçek çok daha net bir biçimde açıkğa çıkmış oldu: PKK”nın Kürt sorunuyla ilgisi iyice kopmuştur. Bunu devletin de yeterince idrak etmiş olması hayra alamettir. Ama devletin bunu bu şekildeki kavrayışı da öncekinden farklıdır. Önceleri ikisini birbirinden ayırt ederken Kürt sorununu teröre veya PKK”ya bağlayıp yok sayan bir tutumu vardı. Oysa şimdi Kürt sorunu vardır ve bütün boyutlarıyla gerçek bir sorundur, ancak bunun muhatabı veya vasisi ne PKK ne de BDP”dir.

Doğrusu bu noktaya başta adı konulmayan bir uygulamayla gelindi. Kürt sorunu Türkiye”de herkesin yararlanacağı bir demokratikleşme programı çerçevesinde büyük çoğunluğu çözülmüş, kalan kısmı da bugün oluşmuş demokratik zeminde çözüm yoluna girmiştir. Kürtlerle ilgili haklar açısından bugün tartışılmayacak, talep edilmeyecek veya demokratik siyaset zemininde mücadelesi verilemeyen hiç bir konu kalmamıştır.

2002 yılından beri atılmakta olan demokratikleşme adımlarının büyük kısmı adı “Kürt açılımı” olmasa da, sonuçta Kürtlerin vatandaşlık konumlarını, insan haklarını, kimlik veya külterlerini özgürce ifade edebilme imkan ve özgürlüklerini temin eden adımlardır. Yapılanları görmeyip yapılmamış olanlara fetiş odaklanmalarla yüklemek taktik bir söylem olarak benimseniyor olabilir. Bu taktik görünürde moral üstünlük duygusu da verebilir, ama bir süre sonra bu taktiğin içerdiği “aşırı inkarcı” boyut fazla göze batmaya başlar. Mağduriyetin verdiği haklılıktan devşirilen moral üstünlükten yola çıkan bu taktik, bilinmeli ki takınanları iyice haksız durumlara düşürür.

Yıllarca rejimin Kürtleri inkar etmesi üzerine söylemini kuran bir dava, giderek demokratikleşme yolunda, Kürt sorununun çözümü konusunda atılan adımlara karşı takındığı “inkarcı tutumla” tebarüz etmeye başlıyor.

4+4+4 eğitim sisteminin geliştirilmesinde neresinden bakarsanız, Kürtler için de, ama sadece Kürtlerle sınırla kalmaksızın bütün ülke vatandaşlarının haklarını artıran, özgürlük alanlarını genişleten bir yan var. Bu sistemle birlikte 5. Sınfıtan itibaren öğrencilerin Kürtçe, Arapça veya din dersleri konusunda “tercih” yapabilecekleri bir alan oluşuyor. Bu basit bir alan genişlemesi de değil. Bir büyük ve geniş kapıdır. Sistemin paradigmasının değiştiğinin resmidir. İçinde Kürtlere doğrudan gönderme yapılmadığı için bu sisteme ilk zamanlar BDP çevreleri kayıtsız kaldılar. Kürtlere dönük bir iyileşme için mutlaka “Kürtlere” diye açık bir adresin yazılı olması gerekiyor sanki. Kürtleri aşırı Kürtleştirmek, Kürtleri Kürtlüğün içine hapsetmek dediğimiz tam da buydu.

Bu büyük adımın Kürtçe seçmeli ders imkanı da içerdiği anlaşılınca bu sefer verilen tepkiler daha da manidar oldu. Kürtçü siyasetçiler “asimilasyonun sinsi şekli” olarak yaftaladı bunu. BDP başkanı ve eşbaşkanı hızını alamayarak “Kürtlere anadillerini seçmeli ders olarak vermekten daha büyük bir zulüm olamaz” deyiverdi.

Elinsaf yani! Kürtçe seçmeli ders imkanı Kürtçenin tamamen inkarından da mı büyük bir zulüm? Bilmediğimiz bir yerlerde mantık böyle mi çalışıyor? Korkarım sorun daha derin ve karmaşık ve bu yanıyla PKK”nın siyasetiyle alabildiğine senkronize çalışıyor. Leyla Zana”nın siyaseti işaret eden konuşmalarına BDP içinden verilen tpekiler olayın mahiyetini ortaya koyuyor. PKK gibi BDP de, muhatap almaya çalıştığı devlet siyasete yaklaştıkça kendisi o onktadan hızla kaçmayı tercih ediyor. Çünkü BDP halen kendisine PKK”nın temsilcisi olmanın ötesinde bir misyon yüklenebilmiş değil.

PKK”nınsa son saldırısıyla birlikte daha net gösterdiği şey kendi varlığındna başka hiç bir şeyi dert edinmediğidir. Bu yolda kendine en güvendirdiği anda örgütün en tepesindeki kişinin (Karayılan”ın) en iyi ihtimalle örgütüne hakim olamadığı, daha gerçekçi ihtimalle ise o samimiyet görüntüsünü bile aldatmak, oyalamak veya farklı bir görüntü vermek için kullanıyor olduğu gerçeğidir. Birinci ihtimalde PKK”nın artık en tepesindeki kişinin bile kontrolünde olmayan bir örgüt olduğu, ikinci durumda ise kendisine hiç bir şekilde güvenilemeyeceği sonucu çıkıyor ki, bunu tespit etmek hiç de memnuniyet verici değil.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: