Prof. Dr. Yasin AKTAY

PKK-Hamas karşılaştırmaları

Türkiye”nin Filistinlilerin derdiyle Arap ülkelerini bile geride bırakacak şekilde bu kadar yakından ilgilenmesi belli ki birilerini rahatsız ediyor. Türkiye”nin sadece kendi ülkesinin insanıyla ilgilenmesini isteyen, başka kimin başına ne gelirse gelsin umursamayan bu lakaytlığın üstünü örtelim ki üşümesin.

Bu sesi ciddiye almaya kalksanız, ahlaki çöküntünün dibini bulursunuz sadece. Orada da Türkiye”nin işi olmasın artık. Türkiye, dış siyasetinde şimdiye kadar ezberletilmiş “çıkar” temelli ilişkilerin ötesinde belki ilk defa bu kadar çok “erdem” eksenli bir yol izliyor.

Şimdiye kadar dikkate alınan dış politika söylemi, son derece hesapçı, menfaatçi dünya dengelerine ve ilişkilerine hiçbir katkısı olmayan, aslında kendine de hayrı dokunmayan ve sürekli yerinde sayan bir söylem.

Bir kuruş menfaatimiz yoksa dünyanın hiçbir yerine hiçbir ilgi duymamayı telkin eden bu siyasetin iç siyasetteki veya insan ilişkilerindeki karşılığı da farklı olmuyor. En yakın arkadaşına bile kazık atmayı, reel siyaset adına kendini var etmiş bütün değerlerinden sıyrılmayı, yeri geldiğinde “babasına bile güvenmemeyi” marifet sayan bir kişilikten sadır oluyor veya böyle bir kişilik üretiyor bu siyaset.

Bu siyaset tarzının normal olduğunu anlatmaya çalışıyor yıllardır bütün uluslar arası ilişkiler teorisyenleri veya siyaset bilimcileri. Oysa Türkiye”nin yeni dış politikası özellikle Filistin”e olan ilgide tezahür ettiği biçimiyle, tam da bu çemberi kıran bir siyasettir. İnsani değerlerin de önemli olduğunu ve güçlü olan, “otorite” olan, hâkim olan, aynı zamanda haksız ve zalim ise onunla ilişkileri bozmanın bütün maliyetlerine katlanmayı göze alan erdemli bir siyasettir.

Bu siyasetin önünü kesmek üzere geliştirilebilecek bütün argümanlar “ülkenin çıkarlarına” atıfta bulunur. Bu çıkarların nasıl da riske ediliyor olduğundan hareketle bizi ne kadar zor günlerin bekliyor olduğundan dem vurur. Aslında işin tabiatını bilenler için bu eksendeki analizlerin sadece belli, zayıf, oportünist, şahsiyetsiz bir kişiliğin evhamından ibaret olduğunu görmek zor değildir. Uluslar arası ilişkilerde veya genel olarak siyasette insani değerlerin, iyiliklerin, vefanın, şefkat ve merhametin hiçbir karşılığı olmadığını söyleyenler siyasete sadece biraz daha “hastalık” katkısında bulunmuş oluyorlar.

Doğrusu bugün Türkiye”nin Filistin davası yoluyla keşfettiği yeni, etkili ve bereketli bir siyaset yolu vardı. Siyasette geçersiz olduğu zannedildiği için kimsenin yeterince itibar etmediği bu erdemli yol insanlığın önüne yeni bir ışık tutacak, dünyadaki statükonun mevcut yapısını derinden etkileyecek, bir siyasettir. Bu siyasetin dünyanın her tarafında bir anda karşılığını buluyor olması, Türkiye”nin bir anda tarihinde olmadığı kadar müthiş diplomatik tesirleri gösterebilmesi bu siyaset tarzının yakalamış olduğu büyük boşluğu veya beklentiyi de gösteriyor.

Türkiye bu yolda ilerledikçe önünü kendi içindeki çelişkilerle, tutarsızlıklarla yüzleştirip tutarlılığa davet edenlerin olması gayet normaldir. Tabii ki Filistin sorununa sahiplenen Türkiye”nin kendi ülkesinde muadil bir çelişkiye razı olması da beklenemez. Ancak gelin şu PKK ve Hamas karşılaştırmalarının bir kısmının samimi olduğunu kabul etsek bile birçoğunun Kürtlerin haklı davalarını desteklemekten ziyade İsrail”in Filistinlilere yaptıklarını meşrulaştırmak üzere yapıldığını görelim.

Taş atan Kürt çocuğu görüntüleri Filistin İntifadasının haklılığını sulandırmak üzere kullanıyorlar, sonra PKK ile Hamas”ın, dolayısıyla İsrail ile Türkiye”nin aynı olduğunu zihinlere kazımaya çalışıyorlar.

Allah”tan korksunlar.

Türkiye”nin Kürtlerle ilişkisinin tarihi her bakımdan eleştiriyi tabii ki hak ediyor, ama hem burada işgalci bir devlet yok, hem de epey zamandır Kürt sorunu demokratik temelde çözüm yoluna girmiş bulunuyor. Bugün çok açıkça bu sorunun devamını isteyen taraf Kürt halkını temsil ettiği iddiasındaki örgütün kendisidir. Düne kadar inkârcı siyaset Kürtlerin şiddeti için bir mazeret oluşturuyordu ancak en azından beş-altı yıldır bu inkârın yerini açık bir tanıma ve çözüm iradesi almıştır.

Bugün Kürt sorunu hakkında konuşanların ısrarla daha önce yapılmış olan haksızlıklarda takılıp kalmış olması artık gereksiz hale gelmiştir. Şiddete haklı zemin oluşturan durumun artık değişmiş olduğunu görmeleri gerekiyor. Bugün çözümün daha kalıcı ve sürdürülebilir hale getirilmesinin önündeki tek engel bizzat PKK”nın anlaşılmaz bir biçimde ilginç zamanlamalarla başvurduğu şiddetin kendisidir.

Bu şiddet hiçbir sorunun çözülmemiş olduğu izlenimini canlı tutmaya çalışıyor, ama bu adil değildir. Kendi ülkesinde devletin anayasal olarak teminat altına alınmış vatandaşlık haklarıyla onurlu bir biçimde yaşayan Kürdü, İsrail tarafından her şeyine el konulmuş Filistinliyle karşılaştırmak Kürt”ün haklılığına bir şey katmaz. Bilen yeterince biliyor çünkü. Oysa tam aksine bu karşılaştırma İsrail”in Siyonist ve terörist siyasetine haklılık kazandırmış oluyor. Türkiye”nin Kürt halkı bu sinsi karşılaştırmaya kanmayacak kadar basiretlidir, asla kendisini Türkiye”de İsrail”in karşısındaki Filistinli gibi görmez; görmediğini de Mavi Marmara”ya hem yolcu olarak hem de şehit olarak sergilediği yüksek katılımla göstermiştir.

Siirt”ten kadim dostum İbrahim Bilgen ve diğer şehitlerin büyük kısmı birer Kürt olarak taraflarını seçmiş ve bu karşılaştırmaya karşı gereken cevabı vermişlerdir.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: