Prof. Dr. Yasin AKTAY

PKK devletten Kürt halkını istiyor

Bugün Kürt sorunu alanında yaşanmış olan, yaşanmakta olan değişimi doğru anlamak lazım. Kürt siyasi hareketinin bir talep içinde olması ve bunun devletin üzerinde bir baskı oluşturması kadar doğal bir şey olamaz. Ama salt bu baskının sonuç alması ve dönüşümü gerçekleştirmiş olması yaşanan değişimi anlamamıza yaramıyor.

Daha önce de belirttiğimiz gibi, PKK”nın şiddetinin Kürtler için bir kazanıma yol açmış olması mümkün değil, çünkü bu şiddet, aksine ülkenin ulusalcı çelik çekirdeğini daha da pekiştiren bir etki yapıyordu. Devlet bütün halkının yararını düşünen, bütün insanlarıyla güçlenmeyi hedeflemiş bir rasyonalite temelinde işliyor değildi. Aksine tam da Marx”ın resmettiği anlamıyla dar bir oligarşik yapının çıkarlarını gözeten bir yapıydı.

Öyle bir sistem içinde düşmanın çokluğu devleti düşmanın isteklerine göre değiştirmeye veya düzeltmeye yarayan bir etki yapmıyor, aksine devletin direncini artıran, onu meşruiyetin dayanağı olan bir azınlık nezdinde daha da yücelten bir etki yapıyordu. Ayrıca PKK şiddeti devlet direncini asla geriletebilecek bir unsur olmadı. Aksine iki tarafın şiddeti birbirlerini besliyordu. Ortadaki kirli savaştan iki taraf da besleniyordu. O yüzden PKK”nın şiddeti bu devlet zihniyetine tehdit oluşturmuyordu.

Bugün AK Parti eliyle vatandaşını dinlemeye başlamış olan ve bu yolla şiddeti bitirmeyi hedeflemiş, bunun için gerekirse eli silah tutan teröristlerin bile derdini anlamayı hedeflemiş olan devlet eski devletin aklının başına gelmiş olduğunu göstermiyor. Aksine devletin değişmiş olduğunu gösteriyor sadece.

Dolayısıyla Kürt hareketinin şunu net bir biçimde anlaması gerekiyor. Bugün yaşanmakta olan değişimi, Kürtlerin haklarındaki iyileşmeyi, iktidarda bulunan kadroların zihinsel kodlarının bu sorunu küçülten ufuklarına bağlayabiliriz. Anadilde savunma hakkı, TRT Şeş gibi adımların atılmasını asla PKK”nın şiddet yoluyla elde ettiği bir kazanıma bağlamak mümkün değildir. Savaşı varlıklarının bir nedeni gibi görmeye alışmış taraflar arasında gidişata dur demek için savaşın dışındaki bir unsurun devreye girmesi gerekiyordu.

AK Parti bu sistemin dışında bir parti olarak iki tarafın şikeli savaşlarını durdurmaya çalışınca her ikisinin silahı da AK Parti”ye döndü.

Birbirleriyle savaşmaktan meğer çok memnun olan iki güç olarak derin devlet ile PKK huzurlarını ve tezgâhlarını bozan bu güce karşı ittifakla savaştılar, ama bu ittifak da artık eski gücünü sürdüremiyor. Birçok yerde deşifre olarak güç kaybediyor. Kullanabildikleri bütün enstrümanlar teker teker ellerinden kayıyor. Bu arada AK Parti PKK”ya karşı misliyle mücadele ederken, Kürtlere hak ettikleri kültürel haklarını iade ediyor. Onun için ve aslında sadece onun için bunu yapmak kolay, çünkü ideolojik bir takıntısı yok bu konuda, aksine AK Parti”nin değerleri bu adımları atmayı gerektiriyor.

Nitekim anadil eğitimi ve Kürt dilinin tanınması ve radyo televizyon yayınının önündeki engellerin kalkması hususundaki vaadler, daha AK Parti kurulduğunda programında yer almış konular. Dolayısıyla PKK”nın Kürtlere, bu işi zorla yaptırmış olduğunu söylemesi tamamen yalan bir propaganda. AK Parti ne yapıyorsa Kürtler için, insan hakları ufkunun ve değer yapısının gereği olarak yapıyor ve üstelik PKK”ya, BDP”ye rağmen yapıyor.

BDP veya PKK”lıların AK Parti tarafından yapılan açılımlardan dolayı bir varlık endişesine düşüyor olduklarını düşünmek için neden çok. BDP de PKK da AK Parti”nin kendi değerlerinden motive olarak Kürtler için bir şeyler yapabileceği gerçeğini görmek istemiyor. Çünkü bu her ikisinin varlık nedenini ortadan kaldıran bir şey. Çünkü onların dayanmak istedikleri, kendilerini var eden hikâye Kürtlere sürekli olarak zulmeden, onları inkar eden ve asimile etmeye çalışan bir devlet ve bugün o devletin AK Parti üzerinden çalışıyor olması.

Oysa bugün hem o devlet ortada yok, hem de o devletin değişimini sağlamış olan, dolayısıyla inkâr ve asimilasyon politikalarını bitirmiş olan AK Parti”nin kendisi. AK Parti Kürtlerin gerçekten de 80 yıl boyunca zulmünü görmüş oldukları devleti resmen değiştirdi.

Devlet değişmez, sabit, metafizik bir öz değildir. O da değişir, nitekim AK Parti eliyle asimilasyoncu, inkarcı devlet yerini bütün vatandaşlarını eşit gören, vatandaşlarının kültürel farklılıklarını bir zenginlik olarak gören ve herkesin insan hak ve özgürlüklerini garantiye, korumaya alan, vatandaşı için ve vatandaşı tarafından var olan delvet anlayışına bıraktı. Bu devlet kuşkusuz henüz belki de tam anlamıyla tamamlanmamış bir ideal, ama bu idealin ufku görünmüştür.

Sonuçta PKK Kürtlerin taleplerinin karşılanmamış olduğu hikâyesini canlı tutmaya çalışıyor. Yapılanları yapılmamış gibi veya yine geleneksel asimilasyoncu devlet stratejilerinin bir devamı olarak göstermeye çalışıyor. O yüzden karşılanmış olan talepleri bile ya küçümsemeye veya bunları kendi silahlı mücadelesinin bir başarısı bir kazanımı olarak sunmaya çalışıyor. Bunu yaparak Kürtleri değil kendi örgütsel kazanımlarını garantiye almaya çalışıyor.

Aslında PKK”nın bu yolla talep ettiği şey dediğim gibi Kürtlere hak ve özgürlükler değil, Kürtlerin yönetiminin kendisine bırakılmasıdır. Uyguladığı şiddetle Kürtleri kendi gücüne ikna etmeye çalışıyor ve bunun şimdiye kadar başarılı bir yol olduğunu düşünüyor. Ama her şeye rağmen Kürtleri yeterince ikna edemediği için, hâlâ Kürtlerin yüzde 80″i ikna olmamış olduğu için, PKK şiddeti bir yandan da devletten Kürt halkını kendisine teba olarak terk etme talebine dönüşüyor.

Kürt halkının kendisine gönlü olmadığı halde, PKK, Kürt halkını devletten istiyor. Aslında devletin Kürtlere verdiği hakları PKK zaten Kürtlere kullandırtmıyor. Çünkü PKK”nın Kürt halkı tasavvurunda kendi başına karar verebilecek bir Kürt yoktur. Kendi adına karar yetkisini PKK”ya devretmiş bir Kürt halkı tasavvuru vardır.

Devletin Kürtleri PKK”ya teslim etme mecburiyeti yoktur ve teslim etmedi diye Kürtlerin sorununu çözmemiş olmakla suçlanamaz. Bundan sonra yapılması gereken şey daha farklı talepleri olan Kürt siyasetçilerin siyaset zemininde Türkiye”nin diğer unsurlarını kendi taleplerinin haklılığına ikna etmeye çalışmasıdır. Silahla ikna edemeyeceğini anlaması gerekiyor. Silahın dışında ise ikna etmek için yol açık.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: