Prof. Dr. Yasin AKTAY

PKK, annelerinden çocuklarını nasıl koparıyor?

Bir süredir çocuklarını PKK’nın elinden kurtarmak üzere Diyarbakır tarihinin en anlamlı eylemlerinden birini yürütmekte olan anneler bölgede herkesin bildiği, acısını hissettiği ama kimsenin telaffuz etmeye cesaret edemediği büyük sırrı faş ediyorlar. Gizlenen, çarpıtılan, bastırılan hakikatleri günyüzüne çıkarmaktan daha devrimci bir eylem yoktur. Bastırılmış ve çarpıtılmış hakikatleri bu şekilde günyüzüne çıkarma gücüne de hakkına da annelerden başkası ve fazlası sahip olamaz. Bir anne yüreğinin acısını hiç bir ideolojik yalan dindiremez.

Diyarbakır’da Hacire Ananın başlattığı isyan HDP’nin çıplaklığını ortaya koyunca bu isyana başka anneler de, babalar da, kardeşler de katılmaya başladı. PKK’nın şimdiye kadar Kürt sorunu olarak haklılaştırmaya çalıştığı, HDP siyasetininse ortadaki çözülmemiş meselenin ürettiği hoşnutsuzluğun kaçınılmaz sosyolojik ve siyasal sonucu olarak süsleyip meşrulaştırmaya çalıştığı bu kitlesel ve sistematik çocuk istismarının boyutları en net şekilde ortaya çıkmış oluyor.

“Başlarım Kürdistan davanıza, çok istiyorsanız onu özel okullarda okutmaktan taviz vermediğiniz kendi çocuklarınızı dağa göndererek güdün, bizim fakir çocuklarımızla değil!” diye haykıran anne raconu en net biçimde koymuştur. Bir dava varsa ortada bunun annelerinden çalınmış çocuklarla yürütülemeyeceği, artık herkesin bilmesi gereken en temel gerçektir.

Esasen PKK’nın anne-babalarından kopararak dağa kaçırdığı çocukların eline silah vererek güttüğü davanın Kürtlük davası olduğuna bile herşeye rağmen kimse bizi ikna edemez. Bugün annelerin faş ettiği gerçekten daha erken ve daha açık faş olmuş bir gerçek daha var ki, o da örgütün bölgede bütün emperyalist-siyonist-işgalci güçlere Truva atı olarak hizmet veren bir taşeron olduğudur. Onu ne Kürtler ne Kürtlerin dini, gelenekleri, değerleri, kimliği, çocukları veya anneleri ilgilendiriyor. Onu ilgilendiren tek şey işgalci güçlerle girmiş oldukları taahhütleridir. O taahhütlerin en esas malzemesi, yakıtı, aracı eli silah tutan çocuklardır. Bu çocukları hangi yolla olursa olsun temin etmek zorundadır, yoksa kendisine iş verenler nezdinde itibarı ve işbitirme sertifikası kalmaz.

Belli bir yaşa gelmiş, çocukluk yaşını geçmiş gençleri kandıramıyor artık PKK. Kandırmaya yetecek ikna edici bir argümanı, hatta ideolojisi de yok. İş çocuklara kalıyor.

Onları kandırmak için PKK’nın elindeki en işe yarar araç HDP teşkilatları ve belediyeleri. Bilhassa belediyelerin uhdesinde bulunan gençlik, spor ve kültür merkezleri ve faaliyetleri daha özgür, daha müreffeh, daha sağlıklı, fikri ve vicdanı hür Kürt nesillerinin yetişmesi için değil sadece dağa en kısa yoldan çıkabilecek şekilde dolduruşa getirmek üzere çalışıyor.

O merkezlere devam eden, o faaliyetlere katılan çocuklar için dağa çıkmanın, silah tutmanın, tetik çekmenin, insan canına kıymanın makul bir gerekçeye ihtiyacı yok. İnsan öldürmeyi oyun sanacak yaştakilerin eylemleri üzerine elbette hiç bir meşruiyet ve haklılık inşa edilemez.

Oysa PKK da HDP de haklılıklarını bu çürük zeminin üzerinde kurmaktan çekinmiyorlar. Yıllar önce FETÖ’nün de çok önünü açtığı bir propaganda repliği idi: “biz kendileriyle konuşulacak son kuşağız. Bizimle çözemeseniz bizden sonrakilerle hiç çözemezsiniz, çünkü onlar hiç bir şeyi dinleyemeyecek durumdalar” utanmadan bunu söyleyenler arasında HDP’nin bütün yaşını başını almış, şimdi demokrasi kahramanı, fikir özgürlüğünden mahrum bırakılmış mağdurları oynayan siyasetçileri vardı. Verdikleri gözdağının dayandığı koz, bizzat kendilerinin kandırıp kışkırttığı ve kendileriyle konuşulamayacak şekilde mankurtlaştırdıkları, eli önce taş sonra silah tutmak üzere yetiştirilmiş gariban Kürt çocuklarıydı.

Oysa devletin yerinde müdahalesi ve terörün alanının daraltılmasıyla kendileri de aradan çekilince ve o çocuklar anneleri ve babalarıyla daha fazla vakit geçirince hepsinin de bütün çocuklar gibi, gül gibi çocuklar olduğu görüldü.

HDP artık PKK’ya eskisi gibi ve eskisi kadar ihtiyaç duyduğu çocukları kandırıp yollayamıyor. Taşeron terörün planları aksıyor, sözlerinde duramıyor. Buna rağmen söz verdikleri de ondan, bu dar zamanında, apaçık irtikap etmekte olduğu kitlesel ve sistematik çocuk istismarı suçlarını görmezden-duymazdan gelmek suretiyle gereken katkıyı esirgemiyor.

Bu da aslında ses vermelerini beklediğimiz “bir kez olsun tepki vermelerini” istediğimiz sanatçıların, siyasetçilerin, STK’ların neden tepki vermediklerini yeterince açıklıyor.

Bu arada HDP belediyelerinin örgütü dolaylı veya dolaysız finansmanının yanısıra en önemli katkısının da dağa eleman kazandırmak olduğunu da yeri gelmişken tekrarlayalım. Bu konuda yukarıda zikrettiğimiz özendirici kültürel, sportif, sanatsal- sosyal ortamları sağlamanın yanısıra yine herkesin bilip pek konuşmadığı başka bir yol daha var:

HDP’li belediyelerde veya iştirakçi kuruluşlarında işe almalarda örgütün güttüğü dava için “bedel ödemiş olma” gibi bir kriter de uygulanıyor. Bir şekilde örgüte katılmış gençlerin bir yakın akrabalarını da belediyede istihdam etmek suretiyle kendilerine göre bir ödüllendirme-tazminat mekanizması da uygulamış oluyorlar. Tabi bunu da ne kadar kendi iç dengelerine göre “adilce” (!) uyguladıkları da çoğu kez tabanda ciddi tanışmalara yol açıyor.

Ancak bu yolla terörün insan kaynağını TC vatandaşlarından toplanan vergilerle finanse etmek gibi bir yolu da adeta kurumsallaştırmış oldukları da biliniyor. HDP belediyelerinin PKK ile mevcut durumda mesafe koyabilecek ne güçleri ne de cesaretleri varken bu sistem hep böyle çalışmak durumundadır.

HDP’li belediyeler çocuklarını annelerinden çalan ve onları yaktıkları nefret ve şiddet ateşinin yakıtı olarak istismar eden mekanizmanın merkezinde yer alıyor. Bunu bile bile CHP’nin ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanının onlarla sergilediği dayanışma onları demokrasi kahramanı yapmıyor, sadece bu iğrenç çocuk istismarcısı terörün suç ortağı yapıyor.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: