Prof. Dr. Yasin AKTAY

Papa”nın akla ziyan hesabı

Genellikle dünyada olup biten her şeyin derin bir hesabın ve planlamanın sonucu olarak meydana geldiğini düşünmek nedense daha cazip geliyor. Belki olayların görünen nedenleri her zaman fazla basit hatta aptalca geliyor olduğundan olayların arkasında mutlaka daha karmaşık bir planlamanın olduğunu düşünmek bir tür bakış zevki de sağlıyor. Belki de bu yaklaşım ince analizleriyle strateji uzmanlarına daha kârlı bir mesai çıkarırken, biz de bu mesainin sonucunda ortaya çıkan zekâ mahsulü hikâyeleri gerçeğin kendisinden daha süslü buluruz. Gerçek hakikaten de fazla yalın, olaylar arasındaki irtibatlar çok aptalca olabiliyor. Onları o halleriyle kabullenmekte zorlanır birçok insan. Zorlandığı ve daha esaslı açıklamalara yöneldiği için gerçeği ıskalayan sosyal bilimcilerin sayısının haddi hesabı yoktur.

Siyaset sözkonusu olduğunda, işin kötüsü bu konuda işin doğrusunu hiçbir zaman bilme imkânının olmayışıdır. Dünyada komploları kuranlar bunu bir delil ortaya koyarak yapmıyorlar. Ortaya bıraktıkları izlerse zaten komplo teorisyenlerini yeterince tatmin etmiyor. Çünkü ortadaki nedenler, gerçeğe yakıştıramayacağımız kadar çok aptalca veya hiçbir şey ifade etmiyor gibi görünür. Daha önemlisi onları zaten herkes görüyor olduğu için strateji uzmanlarımızın bu düzeyde kimseye anlatacağı fazladan bir şey yoktur.

Sözü günlerdir gündemi işgal etmekte olan Papa”nın konuşmasına atfedilen nedenlere getirmek istiyorum. Papa”nın bu konuşmayı planlayarak ve çok özel bir amaç gözeterek (nedense bu amacın ne olduğuna dair net bir hikâye bir türlü ortaya konulamadıysa da) bilinçli yaptığı görüşü galip geliyor. Bu görüşün en önemli argümanı, Papa”nın konuşmasını akademik bir metin gibi ortaya koyduğu için önceden hazırlamış olduğu gerçeğinden yola çıkıyor. Aslında Papa bir ay önce topladığı bütün kardinallerle İslam konusunu ele almış ve bu konuda daha eleştirel olma yönünde bir mutabakat sağlamıştı. Bu durum Papa”nın konuşmasının gereğinden fazla hazırlıklı olduğunu gösteriyor.

Ancak, bu kadar hazırlıklı ve planlı yapılmış konuşmanın rasyonalitesi nedir? Kime faydası olacak, kime zararı olacak derseniz, tablo hiçbir açıdan o kadar iyimser değildir.

Kabul edelim ki, Türkiye”nin Avrupa”ya girişi daha yakın bir ihtimal haline geldikçe Avrupalı toplumların büyük ölçüde dini duygulardan kaynaklanan hoşnutsuzlukları daha fazla artıyor. Müslüman göçmenler Avrupa”da konforu, görüntüyü, standardı bozan bir unsur olarak görülüyorlar. 11 Eylül”den sonra Müslümanların her özelliği bir olumsuzluk olarak daha fazla göze batmaya başladı. Hangi Avrupa ülkesinde ekonomik bir çalkantı oluyorsa ilk etkisi Müslüman karşıtlığını biraz daha artırması oluyor.

Bizdeki irtica kampanyalarından ders almış gibi Avrupa basını Müslüman göçmenlerle ilgili her olumsuzluğu abartıp dine dayandırıyor, bundan İslam”ın Avrupa değerleriyle giderilemeyecek bir uyumsuzluk içinde olduğu mesajını üretiyor.

Papa bunu amaçlamış mıydı bilmiyoruz ama, konuşmasıyla popüler düzeyde artma eğiliminde bulunan Müslüman karşıtlığına bir selam göndermiş oldu ve bu karşıtlık üzerinde yükselen Hıristiyan milliyetçiliğine tehlikeli bir biçimde yatırım yapmış oldu. Çünkü Müslüman karşıtlığı üzerinden Hıristiyanlığın gittikçe tükenmiş olan heyecanlarını yeniden dirilteceğini düşünmüş olabilir. Gerçekten de işin doğasına da uygun olarak, karikatür krizi ve Papa”nın konuşması bütün dünyada İslamî kimliği nasıl güçlendiriyor ve dışarıdan da İslam”a ilgiyi artırıyorsa, Müslümanların tepkilerinin Avrupa basınında yer alma biçimi de Hıristiyan kimliğini canlandırıcı bir etki yapıyor. Bu etki Avrupa toplumsal yapısı üzerindeki etkisi bir hayli azalmış olan Papa”yı iştahlandırmış olabilir. Zaten şimdiye kadar Neo-conların öncülük etmekte olduğu İslam fobisi belli ki bir rekabet konusu olacak kadar hâkim bir ideolojiye dönüşmüş durumda. Papanın konuşmasındaki en önemli hesap Neo-conların seslerinin daha fazla çıktığı Hıristiyan dünyasında, bu dünyanın liderliğini ve sözcülüğünü üstlenmek olabilir. Bu durumda Papa”nın daha şimdiden hedefine ulaştığı söylenebilir. Çünkü hem Avrupa”daki hem de Amerika”daki Protestanlardan büyük destek aldı.

Ancak siyaseten Papalığı tekrar öne çıkaran bu kararın referansı veya motivasyonu akıl değil, tümüyle korkular, ihtiraslar, antipatiler ve sair duygular olmuştur. Buna rağmen Papa”nın sözkonusu konuşmasında İslam ve akıl ilişkisini sorgulayan bir tutuma girmesi akıl-dışının sınır tanımaz yayılmacılığını da çok iyi örnekliyor. Onun dışında ne Avrupa müktesebatı ne Hıristiyanlık ne de İslamiyet için hiçbir akıl unsuru barındırmayan bir konuşmaydı bu.

Diğer yandan içine düştüğü durum, Allah”ın bir cezası gibi kendisini yakalıyor. Sözünü geri almak istese bile bunu yapamamak gibi bir derde müptela oluyor. Çünkü kendi sözünün tartışılmaz, mutlak bir söz (doğma deyip de İslam”a yakıştırdığı şey tam da bu değil miydi?) olduğu düşünülüyor. Kendisi öyle olmadığını biliyor, ama gel de cemaatine anlat.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: