Prof. Dr. Yasin AKTAY

Papa da yanılmaz olduğuna inanıyor mudur?

Türkiye”de herhangi bir papa ziyareti için her zaman bir muhalefet potansiyeli var olmuştur. O yüzden Papa”nın bir süre önce İslam ve Peygamberimiz hakkında yaptığı konuşma olmasaydı da Türkiye ziyaretinin birçok eleştiriye veya muhalefete konu olacağını tahmin etmek zor değil. Ancak muhalefet eskiden nispeten daha dini sâiklerle yapılıyordu ki, İslam dünyasının birçok yerindeki tepkiler yine bu temelde devam ediyor. Oysa bu talihsiz konuşma dolayısıyla Türkiye”de Vatikan”a karşı ifade edilen protestoları ulusalcı kaygılar daha fazla harekete geçiriyor.

Bu arada Hıristiyan dünyası hakkındaki duygular ifade edilirken, kendilerini Hıristiyanlardan bekledikleri dikkat ve incelikle hiçbir şekilde kayıtlı hissetmeyen bir üslupsuzluk sergileniyor. Onların peygamberlerine ve birçok kutsallarına mukabil bir hakaret etmiyor olmak bir lütuf olarak gösteriliyor. Oysa “onların peygamberi” Hz. İsa aynı zamanda İslam”ın da peygamberi, çoğu kutsalları da aynı zamanda İslam”ın kutsallarıdır.

Papa”nın meşhur talihsiz konuşması dolayısıyla Türk basınında çıkan haber ve yorumlar, Papa”ya haddini bildirmeyi de aşıyor, büyük bir inanç grubuna bir “misilleme hakaret”e dönüşüyor. Aslında misilleme sözcüğünde yine bir adalet boyutu vardır. Sergilenenler, adalet ölçüsünü aşan misli misli hakaretler.

Burada Papa”nın sözleri hakkında aklıma samimiyetle takılan bir sorunun bu “misli misli” söylemin dışında değerlendirilmesini istiyorum.

Papa”nın söylediklerinden dolayı “üzüntü duyduğunu” bildirmenin ötesinde bir özür dilemeye yanaşmaması onun ruhani konumuna bağlanıyor ya. Teolojik olarak Papa”nın yanılmaz olduğu kabul edildiğinden en iyi ihtimalle bir gaf etmişse bile bundan geri dönme şansı yok. Papa”nın niçin özür dilemediğini anlatmak üzere yapılan bu açıklama haklı olarak şu soruyu akla getiriyor:

Bu kadar büyük bir cemaat kendisinin yanılmaz olduğuna inanırken, Papa da bu cemaatin inancını paylaşıyor mudur acaba? Yani Papa ağzından çıkan sözlerin bir şekilde Tanrı tarafından söyletildiğine mi inanıyor?

Biliyorum, bu sorunun doğru bir cevabını bulmak hemen hemen imkânsızdır. İşin içindeki ağır dini boyuttan dolayı daha fazla ileri gitmek istemem. Doğrusu, işin gerçeğini, ancak, bu konuda hiçbir zaman konuşmasını beklemediğimiz Papa söyleyebilir.

Kim ne derse desin Papa”nın konuşmasını çok stratejik bir planlamayla yapmış olduğuna inanmak çok zordur. İnsanlar Papa bile olsalar, eğilimleri, saplantıları, kişilikleri, tarzları her neyse, bazen en planlı konuşmalarını bile bu özelliklerini yansıtarak yapmaktan kendilerini alamazlar. İnsan unsuru en ince stratejilerde bile devre dışı bırakılamıyor. Böyle bir konuşmayı 16. Benediktus”un selefi II. Jonn Paul yapamazdı mesela. 16. Benediktus”un bilinen bu özelliklerinden dolayı yeni dönem Katolik dünyasının belirlenmiş politikalarını en iyi uygulayacak kişi olarak seçilmiş olduğunu söylemekse Katolik dünyasının gücünü gereğinden fazla abartmak olur.

Sorumuz çerçevesinde kalarak devam edersek, Papa”nın kendi yanılmazlığına inanıp inanmadığını tabii ki bilemeyiz. Kendi yanılmazlığına kendisi de inanıyor olabilir. Aksini düşünmek için zaten Papa”nın cemaatini aldatıyor olduğunu düşünmek gerekiyor. Neresinden bakarsanız büyük bir çıkmaz.

Bir inancın, yanılmaz, ruhani sayılan en büyük temsilcisi cemaatiyle paylaştığı, ama yanlış olduğunu da bildiği bir inancı değiştirmek istediğinde o cemaatte ne tür bir çatlak meydana gelebileceğini tahmin edebiliyor musunuz?

Sadece dinlerin değil, belli bir düzen tesis etmiş bütün ideolojilerin de en büyük sorunudur bu. O ideolojilerin en yetkili ağızları, hatta o ideolojilerin kurucuları bile bir süre sonra kurmuş oldukları ortak ideolojik yanılsamaya kilitlenip kalıyorlar. Yarattıkları kitleler devraldıkları ortak yanılsamanın çok daha tutucu muhafızları haline gelir, bu yanılsamayı ihdas edenleri içerde rehin tutarlar. Bu her zaman kraldan fazla kralcılık anlamına da gelmez. Çoğu kez son derece samimi bir duyarlılık da geliştirebilir bu durum.

İktidar (söylem) çok nadir durumlarda en tepedekinin aşağıdakilere uyguladığı bir güçtür; kısa bir süre içinde aşağıdan yukarıya doğru etkisini gösterir. Hatta yukarıdakilerin aşağıdakiler üzerindeki baskısından ziyade aşağıdakilerin yukarıdakiler üzerindeki baskısı daha ağırdır. Buna genellikle bağnazlık deyip işin içinden çıkıyoruz. Oysa durum zannedilenden çok daha karmaşıktır.

Kuruluş ilkelerinde değişen zamanla veya şartlarla baş edebilecek bir açıklığa sahip olabilmek, gelecekle ilgili ihtimalleri doktrin adına hesapsızca tüketmemek, çok önemlidir. Allah”ın sopası İslam”ın bilimle ve akılla bağdaşmadığını iddia eden Papa”yı kendi inancının bu zorluklarını ayağına dolayarak vurmuştur.

Oysa insanın yanılmazlığını hiçbir şekilde telkin etmeyen İslam eleştirel akıl için en önemli şartı haiz olmuş, dolayısıyla hiçbir zaman bu duruma düşmemiştir.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: