Prof. Dr. Yasin AKTAY

Özgür üniversitede, bağımlı ilahiyat mı?

12 Eylül askeri darbesinin bir ürünü olan YÖK, biz daha kaldırılsın mı, değiştirilsin mi, aynı mı kalsın, diye tartışa duralım, öyle bir uygulamaya imza attı ki, YÖK”ün ötesinde genel olarak üniversite tartışmasını yeniden bütün boyutlarıyla ele almayı acil bir hale getirmiş oldu. YÖK, ilahiyat fakültelerinin müfredatına müdahale ederek, başta felsefe ve sosyoloji dersleri olmak üzere bir dizi dersi kendine göre gereksiz görerek kaldırdı ve toplamda detaylı bir biçimde şekillendirdi.

Aslında bugünlerde ODTÜ”de ve başka bir çok üniversitede yaşananlar tam tersinden merkezi yönetimin zayıflamasının da “özerk üniversite” gibi çağdaş bir değer adına nasıl korkunç arkaik derebeyliklerin oluşumuna yol açabildiğini de ibretlik biçimde gösterdi. Türkiye”de üniversite üzerine tartışırken bu tür uç örnekler arasında gidip gelmek bizim için kuşkusuz talihsiz bir durum.

Her neyse.. Bugün için asıl konumuza gelelim. İlahiyat fakültelerinin müfredatının YÖK tarafından belirlenmesine… Tefsir tarihi, Hadis tarihi Kelam tarihi gibi derslerle ilgili tasarruflar da var gerçi ama asıl öne çıkan şey felsefe dersleriyle ilgili tasarruf olmuş görünüyor.

YÖK üyelerinden bu karara muhalefet oyu kullanan değerli bilim adamı Prof. Durmuş Günay”ın hatırlattığı gibi, aslında “YÖK yasasında, müfredata müdahaleyi meşru kılacak bir hüküm yoktur. Müfredata müdahale esastan yanlıştır.” İşin daha garip tarafı, YÖK”ün aslında diğer alanlar sözkonusu olduğunda bu konudaki yetkisizliğini yeterince müdrik olduğu halde İlahiyat alanına geldiğinde bu kadar kolay müdahale hakkını kendinde görmesi.

Burada ilginç olan bir tesadüf 28 Şubat”ın YÖK yönetiminin de diğer alanlara pek fazla karışmazken İlahiyat müfredatına çok daha rahat karışıyor olması ve iki dönemin uygulamalarının bu açıdan birbirine benzemesi. Hatta bizzat eski YÖK Başkanı Prof. Kemal Gürüz meslek itibariyle kimyacı olduğu halde, üstelik kendi alanındaki gelişmeleri yeterince takip edemediği için kimya hakkında konuşmaktan edeben imtina ettiği halde ilahiyat tartışmalarına çok kolay giriyor İslam felsefesi hakkında kolayca konuşabiliyordu (bkz. Abbas Güçlü TV programı).

İlahiyat alanının diğer alanlara kıyasla layman müdahalesine daha fazla açık olmasının tabii ki çok farklı nedenleri olabilir. Ayrı bir tartışma konusu, ama bugün YÖK”ün bu rahatlıkta müfredata müdahalesinin İlahiyat eğitiminin gelişimine darbe vuracağını görmemek mümkün değil.

Olay bir İslam aliminin felsefeyle ilişkisinin ne kadar olması meselesiyse, bırakın bunu İlahiyatçılar, Müslüman entelektüeller, alimler kendi aralarında tartışıp halletsin. Bir çoğu ilahiyat disiplinine uzak olan YÖK”ün bu konuda verebileceği bir karar yok, yani ona düşmez. Aslında İslam ve felsefe ilişkisi ile ilgili meşhur tarihsel tartışmanın baş aktörü İmam Gazzali sayılır. Onun felsefeye dair olumsuz görüşleri, bilhassa Meşşai (Aristocu) Müslüman felsefecilere yönelik eleştirileri Tehafüt el Felasife (Felsefecilerin Tutarsızlığı) üzerinden bilinir.

Bu kitabının daha sonraki Müslüman kuşakları felsefeye karşı soğuttuğu düşünülür. Bu tartışma bu yazının sınırlarında tüketilecek gibi değil, uzun bir tartışma, ama Gazzali”nin felsefe hakkında gerçekte ne söylediğini anlayabilmek için çok iyi felsefe bilmek gerektiği genellikle göz ardı edilir.

Üstelik Gazzali”nin zamanındaki felsefecilerin çelişkilerini ifade etmek için sonuna kadar felsefe öğrenmiş olduğu da yine ihmal edilir. Gazzali”yi muhtemelen etkili ve güçlü kılan da bu, çok iyi felsefe bilgisi olmuştur.

Batıda da ilahiyat fakülteleri veya ilahiyat bilgisi üniversite yapısı içinde çok önemsenen birimlerdir. Çok iyi felsefe bilen ilahiyatçıların varlığı bir yana, çok iyi felsefecilerin, çığır açan felsefecilerin ya ilahiyat kökenli olduğu veya çok iyi ilahiyat bilgisine sahip oldukları bizde felsefe yaptıklarını zannedenler tarafından pek görülmez ama bir gerçek. Batı felsefesi tarihinde isim yapmış bütün filozoflara bakın isterseniz, yoğun bir ilahiyat bilgisi, jargonu veya bilinci bulursunuz.

Gerçi ilahiyat ve felsefe arasındaki ilişki bana göre bu tartışmada tali bir konu. Asıl önemli olan konu, YÖK”ün başka bilim alanlarında gayet doğru yaparak sergilemediği müdahil tutumunu ilahiyat fakültelerinde sürdürmemesi. Üniversite özgürlüğü konusunda ulaşılan anlayış seviyesinin konu ilahiyat olduğunda neden hemen ve kolaycacık terk edilebiliyor olduğu…

Oysa son on yıl içinde yeni açılan üniversitelerle birlikte bugün Türkiye”de gerçek bir yüksek öğretim devrimi yaşanmaktadır. Ama bu aynı zamanda üniversite kavramının anlamı ve pratikleri üzerine tartışmayı, geliştirmeyi ağır bir sorumluluk haline gerektiriyor. İlahiyat fakültelerinin paralel biçimde artan sayıları onların ne tür mezunlar yetiştirmesi gerektiği üzerinde de daha fazla düşünmeyi gerektiriyor. Bu tartışmayı YÖK”ün bir defada keskin bir düzenlemeyle bitiren kararı sorunları çözmez daha da derinleştirir.

Aslında bildiğim kadarıyla her yıl düzenlenmekte olan ilahiyat fakültesi dekanları toplantısının bu konular üzerine özel oturumlar yapıp işi YÖK”e bırakmaması gerekir. Böylece, ilahiyat fakülteleri kendi aralarında ihtiyaç duyulan bir işbölümü mantığı ile gerekli düzenlemeleri yapabilir. Aralarında ilahiyatın bütün alt disiplinlerinden kişilerin bulunduğu dekanlar, ilahiyat üzerine bu vesileyle canlanan yetkin entelektüel tartışmalara da kulak vererek bu işe el atmalı.

Tabi bunun için önce YÖK”ün bu işin kendine ait olmadığını kabul edip bu yolu açması gerek.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: