Prof. Dr. Yasin AKTAY

ÖSS için tercih rehberi

ÖSS’nin sonuçları adaylara gönderildi. Öğrenciler bugünlerde büyük bir telaş ve heyecanla aldıkları puanlara göre kazanabileceklerini tahmin ettikleri okulları tercihle meşguller. Aslında tercih konusunda kendilerine çok dar bir alan bırakılmış durumda. Katsayısı uygulaması dolayısıyla farklı birikimlere sahip öğrencilerin kulvar değiştirerek farklı bir alana yönelmesinin bugün uygulanan sistemde hiçbir imkanı yok. Bir öğrenci hangi alanda ortaokula başlamışsa üniversite hayatının da sonuna kadar aynı kulvarda bırakılıyor.

Hiç kimse üzerinde yeterince durmuyor, ama alan uygulaması, bütün mesleklerde tam bir renksizlik, ufuksuzluk ve daralmaya yol açıyor. Bir mesleğin kendi dar sınırlarını aşarak daha geniş ufuklara açılmasını sağlayan en önemli imkânlardan biri farklı alanlar arasındaki geçişlerdir. Endüstri meslek lisesinden mezun bir öğrencinin bir sosyal bilime geçmesi, sadece o öğrencinin hayatında olup biten bir şey değil, ilgili mesleğin de ufkuna önemli boyutlar katan bir hadisedir.

Konu sadece İmam-Hatiplerle ilgili tartışmayla sınırlanmış olduğu için bir arpa boyu yol kat etmek mümkün olmuyor bu konuda. Ama yeri gelmişken tekrar belirtmek gerekir ki, alan tahdidinin hem sınıfsal ayırımcılıklara ulaşan sonuçları var, hem de bütün bilimsel alanların başka alanlardan, farklı kişiliklerden, tecrübelerden beslenmesinin önünü fena halde tıkayarak her bilim alanında zaten var olan tekdüzelik ve kısırlığı daha da pekiştiriyor.

Ayrıca bireyin seçme özgürlüğüne telafi edilemeyen sınırlar koyarak, bir tür kader kurbanı kitlesi üretiyor. Bütün bu yönleriyle de bu, dünyadaki hem bireyin seçme özgürlüğü hem de disiplinlerarası geçiş yönündeki şiddetli genel akıntıya çok ters bir harekettir.

İlköğretimin sonundan itibaren bir tercih yapmış olan bir çocuk, bir yaştan sonra bu tercihini değiştirmek istediğinde kendisine hiçbir şans tanınmıyor. Kendi hayatını kendi tercihleri üzerinde kuramayan, küçük yaştaki bir tercihin cezasını hayatının sonuna kadar çekmeye mahkum bırakılan bir neslin gelecekteki sorunları çok vahim olacak, ama bu sorunlar henüz kitlesel olarak kapıya dayanmadığı için bu politikanın insanlık suçu boyutları da kavranamıyor. Maalesef her zaman olduğu gibi, bu sorun kapıya dayandığında geri dönmek için de çok geç kalınmış olacak, ülke olarak kaybetmiş olacağımız zamanı telafi edemeyecek durumda olacağız.

Bu aşamada bu politikada ısrar edenlerin her birini bu politikanın bir an için kendi çocukları üzerinde veya bizzat geçmişe dönük olarak kendileri üzerinde uygulanmış olduğunu samimiyetle tasavvur etmeye davet etsek bir faydası olur mu acaba?

Tabii ki tercihle ilgili tek sorun sistemden kaynaklanmıyor. İnsanların meslek ve kariyer tercihlerinde de üzerinde durulması gereken birçok konu var. Sistemin işin başında tercihe zorladığı bir durumda sayısal tarafa büyük bir yığılmanın yaşandığı görülüyor. Orta öğretim aşamasından itibaren başlayan bu ilk tercihlerde ailelerin daha belirleyici olduğu açıktır. Tam da bu aşamada ailelerin çocukları için tercihlerinin giderek liberal eğitim piyasasının en geçerli değerlerine tâbi olmaya yüz tuttuğunu görüyoruz. En dindar ve üstelik hallice aileler bile çocuklarının akıbetini, hayrını, nasibini, kısmetini değil, kariyerini, istikbalini ve sigortasını düşünme tarzına yenik düşüyorlar. Dindar ailelerin fakir olanlarının bu trende kapılması bir nebze anlaşılabilse de, zengin ailelerin meslek konusunda çocuklarına en düşük yoğunluklu bir idealizmi aşılamayı denemeksizin bu trende boyun eğmeleri gerçekten düşündürücü. Piyasanın fazla maddi değer biçmediği, ama çok önemli sosyal alanlara aileler de yönlendirmiyor veya yöneltiliyorsa bile yine bir kariyer veya piyasa değeri mülahazasıyla yönlendiriliyor. En zeki ve çalışkan çocuklarını felsefe, sosyoloji, siyaset bilimi, ilahiyat alanına yönlendirmiyor veliler. Çok iyi bir sosyolog, ilahiyatçı, felsefeci olmasıyla yetinmiyorlar. İyi para kazanmasını ve “hayatını garanti etmesini” istiyorlar. Sanki hayatın herhangi bir mesleğinde garantisi varmış gibi. Sonra yönelttikleri mesleklerde garip bir biçimde öğrenciler giderek piyasanın meşakkatli işçileri haline geliyorlar. Bu piyasanın içindeki rollerini bile anlayamadan, bu piyasanın çarkları içinde öğütülüp harcanıyorlar. Aslında bu anlamda dünyalarını da kaybediyorlar, üstelik kaybettiklerini anlama melekesiyle birlikte kaybediyorlar.

Okulu sadece bir meslek sahibi olarak okumak tabii ki mümkün, birçok insan da sadece bunun için okur, okuyabilir. Oysa bir toplumda bir değer olarak okul okumak, bilim adamı olmak, entelektüel veya aydın olmak ve her şeyden önce kendi aydınlanması için, kendi akıbeti için, kişilik tekâmülü için ve sadece bunun için okumak için yeterince aday çıkmıyorsa, o toplumda işler gerçekten kötüye gidiyor demektir. İşin kötüsü, zenginleştikçe, yani bu ideali taşıyan öğrencileri destekleyecek veliler daha fazla çoğaldıkça bu tür bir öğrenciliğin sayısı da ters orantılı olarak azalıyor. Tercihimiz bizatihi kişiliğimizdir. Ne diyelim, Allah sonumuzu hayr etsin.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: