Prof. Dr. Yasin AKTAY

Ortadoğu”da El-Cezire, Türkiye ve iktidar

“Kendi sorunlarınızı çözemezseniz, başkası gelir, sizin sorunlarınızı çözer, ama çözmekle kalmaz komisyonunu iktidar olarak alır. Ortadoğu”da bölge ülkeleri veya aktörleri kendi aralarındaki sorunları kendi başlarına çözme iradesini sergileyemedikleri sürece, harici aktörlere bir müdahale alanı açmış oluyorlar. Biz bize ürettiğimiz sorunlar böylece başkalarının inisiyatif sergileyerek iktidar ürettikleri alanlar haline geliyor”.

Mealen aktardığım bu sözler Başbakan Erdoğan”ı temsilen Doha”da El-Cezire”nin düzenlediği “Ortadoğu”da Medya ve İktidar” başlıklı forumda konuşan Dr. Hakan Fidan”a ait. ABD, İran, Filistin ve Lübnan”dan da birer temsilcinin katıldığı oturumda Türkiye”nin bölgede son zamanlarda artan etkinliğinin altında yatan bakış açısını anlatan Fidan, bu sözleriyle aslında Ortadoğu”daki yabancı güçlerin egemenliğinin özlü bir hikâyesini sunmuş oldu.

Türkiye bölgesel aktörler arasındaki iletişim ve diyalogda inisiyatif alarak bölgenin birbirine yaklaşmasında, bütünleşmesinde ve kaynaşmasında önemli bir rol oynuyor. Bölge ülkeleri arasındaki sorunlar çözüldüğünde fark ediliyor ki, çözümler her iki tarafa da önemli avantajlar üretiyor. Bir tarafın çıkarının diğer tarafın zararına olmadığı basit bir diyalog faaliyetiyle anlaşılıyor. Komşularla sıfır sorunlu bir dış politika hedefi, bir konsept olarak bölgenin bütün ülkelerine benimsetildiğinde yaratılan toplam sinerjinin haddi hesabı olmuyor. Bu hedefe ulaşıldığında bölge dışından aktörlerin bölge üzerinde, bölge insanının zararına bir etkinliği de olamıyor.

Türkiye tarihinde gerçek bir devrim niteliğinde gelişen ve Türkiye”yi bölgede asla göz ardı edilemeyen bir aktör konumuna yükselten bu dış politikanın mimarı olan Prof. Ahmet Davudoğlu aynı zamanda bu politikanın fiili uygulayıcısı durumunda. Katar”a gelmişken El-Cezire”nin forumuna da uğrayan Davudoğlu”nun Türkiye”nin sıradan bir diplomatı gibi değil, daha ötede herkesin çok tanıdığı ve muhabbet beslediği bir yakını gibi karşılandığı gözlerden kaçmıyor. Diplomasiye insani sıcaklığı da başarıyla katan bu yaklaşımla açılan geniş gönül köprülerinin bir diplomasi memurunun yaklaşımıyla kotarılması mümkün olamazdı zaten.

Katar”daki foruma katılanlar Türkiye”nin son siyasal açılımından çok ümitvâr oldukları halde Türkiye”den yana pek alışık olmadıkları bu politikanın bir devlet politikası mı bir AKP politikası mı olduğu sorusunu atlayamıyorlar. AKP”nin oy oranının yüzde 47 olduğu halde AKP”nin Ortadoğu politikasının yer yer yüzde 70”leri buluyor olmasından hareketle Türkiye”nin önünde açılmış olan bu dış politika ufkundan hangi iktidar gelirse gelsin artık bir dönüşün olamayacağını anlatmaya çalışıyoruz.

El-Cezire yerli nüfusu 250 bin civarında olan Katar emirliğinin büyük bir buluşu. Azıcık bir nüfus ve küçücük bir toprak parçasından istenirse bütün dünyanın siyasetinde söz sahibi olmanın yolunun bulunabileceğinin harika bir örneği. Tabii ki bunda petrolden gelen paranın işi kolaylaştıran boyutunu görmezden gelemeyiz. Ancak daha çok parası olan bir sürü ülkeden benzeri veya mukabil bir buluşun gelmediğini de biliyoruz.

El-Cezire özellikle İslam dünyasındaki toplumsal dönüşümün, demokratik bilinç düzeyindeki yükselişin çok güçlü bir aktörü haline gelmiş durumda. İslam ülkelerinin hepsine ulaşan yayın ağıyla paralel olarak etkisini de her geçen gün daha fazla artırıyor. Tespit ettiği objektif yayın ilkelerine ısrarlı bağlılığı sayesinde hiç kimsenin tartışamadığı bir güvenilirliği var. El-Cezire sayesinde Katar ülkesi ve emiri de dünya siyasetinde göz ardı edilemeyen bir saygınlığa ulaşmış durumda.

Hiç kuşkusuz El-Cezire gerçeği küreselleşme sürecinin olumsuz yanlarına takılıp kalmanın ve bu yanların maliyetlerine bakıp dövünmenin, acizlik duygularına saplanıp kalmanın bir kader olmadığını gösteren önemli bir örnektir. Aksine bütün süreçler gibi küreselleşme sürecinin de olumsuz yanlar kadar önemli fırsat alanları da içerdiğini görebilmenin bir ödülüdür.

Mısırlı El-Ehram gazetesinden Fehmi Huveydi forumdaki konuşmasında “otuzlu yıllarda bugünkü medya olsaydı, İsrail diye bir devlet hiç kurulamazdı” derken, medyanın eleştirilebilecek bir sürü yanına karşılık, insanlara diktatörlere rağmen kaçınılamayan biçimde açtığı siyasal katılım alanlarının etkisine işaret ediyordu.

Medya ve iktidar ilişkisi her zaman tek yönlü bir ilişki değildir. İktidarın medyası veya medyanın iktidarı arasında gidip gelen bir seyir her zaman vardır. Ortadoğu”da bağımsızlık kaybı büyük ölçüde gerçekleri yansıtmayan, oryantalist veya doğrudan yerli veya yabancı iktidarların sesi olan medyaların ürettiği söylemler yüzünden oluşmuştur.

Bölgenin kendi bağımsızlığını, özgüvenini, iradesini yeniden kazanmasının yolunu da aynı sürecin gerçekleri yansıtmaya tutkuyla bağlı bir medya örgütlenmesi sayesinde mümkün olacağı açıktır. El-Cezire”nin geleneksel hale getirdiği forumları da bu kalitede bir medyanın arayışına hasredilmiş durumda.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: