Prof. Dr. Yasin AKTAY

Orhan Pamuk”un Nobel Ödülü

Türkiye her dilden çevirinin bolca yapılıp okunduğu, ama aynı seviyeyi başka dillere hitap eden eserler ortaya koyarak tutturamayan bir ülke.

İngilizce, Fransızca, Almanca, Arapça, Farsça, Hintçe, Urduca, Rusça denmiyor, hangi dilde dikkate değer ne yayınlanıyorsa, onu bulup Türk okuyucusuna kazandıran canlı bir yayıncılık sektörümüz vardır. Bu sektör sayesinde Türkiye tam bir çeviri cenneti dense yeridir.

Bu durum 19. yüzyılın sonlarından itibaren böyledir. Durkheim”in, Pareto”nun Rousseau”nun, Montesquieu”nun, Mill”in ve daha birçok düşünürün bugünkü Türkçe”de çevirisi bulunmayan kitapları o dönemlerde çevrilip Osmanlıca yayımlanmıştır. Hasan Ali Yücel”in Milli Eğitim Bakanlığı döneminde girişilen çeviri hamlesi çok zengin bir çeviri külliyatı bırakmıştır. Çeviriler belli bir entelektüel veya edebi birikime ilgiyi artırıyor, o yüzden bir çeviri mutlaka başka bir çeviriyi davet ediyor.

Başka dillerden çeviriye bu kadar meraklı bir ülkenin, başka dillere çevrilecek eserler ortaya koymuyor olması, ortaya koyuyorsa da bu eserlerin başka dillerde bir karşılık bulmuyor olması çok ilginçtir. Arapça”dan, Farsça”dan çağdaş birçok yazarın birçok eserini Türkçe okuyabilirsiniz, ama çok nadiren bir Türk yazarın kitabını Arapça”da ve Farsça”da bulabilirsiniz.

Türkiye”de kendini geniş okuyucu kitlesine heyecanla okuttuğu halde aynı başarıyı ülke sınırının dışına taşırabilen isimler yok denecek kadar az. Bunun bir nedeninin dünyanın Türkiye”ye karşı ilgisizliği olduğunu düşünmek bence çok kolaycılık olur. Türkiye”de yazıp çizenler genellikle yazdıklarının dışarıda okunma ihtimalini göz önünde bulundurarak yazmıyorlar. Bugün Türkçe”de satış rekorları kıran, kitapları hayranlıkla takip edilen yazarlarımızın önemli bir kısmının yazdıkları başka dillerde hiç bir anlam ifade etmeyebiliyor. Türkiye”de yazılanlar çok fazla Türkiye”de kalacak şekilde yazılıyor, söylenenlerin bir dünya okuyucusu veya daha özelde bir İngiliz, bir Alman, bir Arap okuyucusu için de bir anlam ifade edip etmediğiyle kimse ilgilenmiyor. Bu, Türk düşünce hayatı için üzerinde durulması gereken bir handikaptır.

Söylenilenler Türkiye içinde kendine yeterli müşteri bulabiliyorsa, Türk yazarı için bu, kendi haklılığını kanıtlayan bir işaret sayılıyor. Bu açıdan Türk yazarı çok kanaatkâr; Türk okuyucunun tasdikini ve teveccühünü yeterli bir ödül sayıyor. Türk yazarı Türk okuyucusundan aldığı geri beslemeyle (bazen dolduruşla) kanaatlerini daha da pekiştiriyor ve okuyucuyla arasındaki gizli ittifak, başka bir zahmetli arayışa ihtiyaç duymaksızın kendi sınırları içinde kendini yeniden üretmeye devam edip duruyor.

Tabii ki bu durum daha genel bir ilgi açısından Türk edebiyatını fazla ilginç kılmıyor. Başkasına bir şeyler anlatma derdi taşımayanı başkasının dinlemesini beklemek de fazla olur herhalde. Klasik eserler, hâlihazır muhatapların dışında da, dünyayı başka türlü algılayıp hisseden başka yer veya zamanlardaki insanların ilgilerine de hitap ederler.

Bu anlamda Türkiye”den çıkıp kendini bütün dünyaya okutmuş veya okutmakta olan Celaleddin Rumi”nin dışında bir ismin daha bulunmuyor olması üzerinde durmak lazım. Bir Türk düşüncesi veya edebiyatının analizi ve eleştirisi için bu bir başlangıç noktası olmalıdır.

Kendini dünya okuyucusuna okutmayı birinci öncelik yapmanın da bir eseri klasik kılmaya yetip yetmeyeceği kuşkusuz ayrıca tartışılmalıdır. Sonuçta klasik sayılan ve evrensel bir dili yakaladığı görülen eserlerin konularının çok özel, tarihsel ve son derece basit olaylar olduğunu da unutmamak lazım.

Orhan Pamuk”un uzun zamandır Nobel edebiyat ödülünü hedeflediği ve bütün çalışmalarını ve söylemlerini bu hedefe ulaşmak için özenle ayarladığını bilmeyen yoktu. Yazdıklarının içeriği veya edebiyatının kalitesi her ne ise, bu konudaki gayretleri gözle görülür bir başarı kaydetmişti. Kim ne derse desin, Pamuk, Türkiye”nin dışında kendini en çok okutan Türk olmayı başardı. Nobel ödülünü almamış olsaydı bile, kendini Pakistanlı, Hintli, Faslı, Amerikalı ve Alman okuyucuya aynı anda okutmayı başarabilen belki de ilk Türk edebiyatçısı olmuştu. Kuşkusuz Nobel bu başarının anlamlı bir ödülü olmuştur.

Orhan Pamuk (belki Elif Şafak”la birlikte) Türk edebiyatının içe kapanışının veya dışa açılımının şartlarını iyi değerlendirmek açısından kuşkusuz artık “var olan” bir örnektir.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: