Prof. Dr. Yasin AKTAY

Organize İşler

Toplumsal hadiseler sosyolojik dayanakları, zemini, ortamı yoksa, işin arkasında ne kadar güçlü örgütsel yapılar veya komplolar olursa olsun başarılı olamaz. Doğru, Bugün Gezi hadisesi üzerinden hareketlenen bir toplumsallığın var olduğu da bu açıdan kuşku götürmez bir gerçek. Hükümetin icraatlarına veya çok daha önceden ontolojik mevcudiyetine karşı başlangıçtan beri varolan kin ve nefretin malum bir toplumsallığı var. Kolay değil, yüzyılı aşkın bir süre kendilerini bu ülkenin efendileri sayanların 11 yıldır bu ülkenin zencileri tarafından idare edilmeyi kabullenmesi..

Bırakınız onlar tarafından idare edilmeyi, onlarla aynı ortamda bulunmayı bile kabullenecek bir tabiata sahip değil bunlar. Bu ülkenin insanları daha onların hayat tarzlarına en ufak bir müdahale edebilecek bir güce ve iktidara sahip değilken bile bu “hayat tarzı korkakları” onlara hayatı zindan etmenin en acımasız, gaddar tedbirlerini almış, uyguluyorlardı. Yıllarca bu halkın çocuklarına üniversitelerin kapısını başörtüsü, katsayı ve türlü yollarla kapatanların çıkardığı “hayat tarzı” şamatası aslında aşağı sınıftan gördükleri insanların varlığına karşı duydukları tahammülsüzlükten başka bir şey değil. Bu tahammülsüzlük de onları hiç bir insani, olumlu, demokratik, özgürlükçü değere bağlamıyor aslında. Olsa olsa onları ABD”de altmışlı yıllara kadar, Güney Afrika”da da doksanlı yıllara kadar geçerli olan ırkçı duygu ve uygulamalarla akraba kılıyor. Bu hareketlerin çağdaş dünyayla tek bağları bu.

Hareketin bir toplumsallığı var tabi ve bu toplumsallık Gezi Parkı”ndaki bir kaç ağaç üzerinden harekete geçirildi. Olayın gelişim aşamalarında ortaya çıkan kirli ittifaklar bu toplumsallığın ne kadar manipüle edilmeye açık olduğunu ve ne kadar organize olduğunu gösteriyor. Aslında, hatırlayacak olursak, 2007 yılında düzenlenen Cumhuriyet mitinglerinin de bir toplumsallığının olmadığını kimse söylemiyordu. Danıştay cinayeti üzerinden harekete geçirilen kitlelerin bu olayın düzmece olduğunu öğrendiklerinde kandırılmış olmanın öfkesini hissedip bunu kendilerini kandıranlara yansıtmaları beklenirdi değil mi? Hayır, öyle olmadı, bunun yerine kandırılmaya zaten ne kadar gönüllü olduklarını gösterdiler.

Aslında bu bile yeterince ibretlik bir olay olarak öğretici olmuştu zaten. Ama o olayda da bu olayda da daha öğretici olan, bütün bir toplumsal zemin üzerinde birilerinin ne kadar organize olabildiğiydi. Ne yazık ki Türkiye”de darbeciliğin, faşizmin, ırkçılığın ve sair arkaik değerlerin neredeyse ölümüne bir destekçi kitlesi var.

Gezi olaylarının bir darbe teşebbüsü olduğundan artık kuşku duymuyoruz. Bu darbede belki de asker ayağı eksik olacak, belki işler yolunda gittiği takdirde ilerleyen aşamalardan birinde askerin de devreye girmesi için bir zeminin oluşması da öngörülüyordur planda. Belki buna da gerek olmayacağı düşünülüyordur, çünkü bütün darbelerin askeri olmasına alışık olduğumuzdan askersiz darbeye belli ki hiç aşina değiliz. Oysa Türkiye”de farklı zamanlarda sayısız askersiz darbe yapılmıştır. Hükümeti yönetemeyecek hale getirmek, sokak şiddetini tırmandırmak, bu şiddeti masum demokratik gösteriler ve halk ayaklanmaları gibi sunmak, polisin gösterici şiddetine muhalefetini faşizan devlet baskısı gibi sunmak… Olayın bütün aşamalarında Yaşar Taşkın Koç”un çok yerinde ifadesiyle özenle, bezenle “çalışılmış hareketler” dikkat çekiyor.

“Masum Gezi Parkı eylemi” tipolojisi de çok iyi çalışılmış ve her aşamada da medya, sanatçı ve sosyal medya ayağından gereken organize desteği almaya devam ediyor. Koca koca bilim, sanat ve medya insanları Gezi Parkı”ndan sosyallik, mizahi dil, kardeşlik, dayanışma hikayelerini ballandıra ballandıra uydurup anlatıyor ama oradaki banalliğe, seviyesiz küfürbazlığa, kine, nefrete dair ağzını hiç açmadığı gibi toz da kondurmuyor. Gezi Parkı dolayısıyla bütün yurt sathına yayılmaya çalışılan eylemlerde göstericilerin bariz saldırgan şiddet ve vandal tavırlarını görmezden gelip bütün o şiddet manzarasını pişkin pişkin polisin orantısız güç kullanımına indirgiyor.

Polisin karşısına savaşa gider gibi hazırlanarak giden, önceden hazırlanmış molotof kokteylleri, havai fişek ve taşlarla saldıranların görüntüsünden polis şiddeti manzarası üretebilmek için gerçekten çok iyi çalışmış olmak gerekiyor.

Nitekim artık bütün bu söylemlerin çalışılmış olduğuna, bütün bu olayların organize işler olduğuna dair tablo gittikçe netleşmiştir. Takke düşmüş kel görünmüştür. Büyük TV kanallarının saygın ve meşhur sunucularının bu olayda bütün saygınlıklarını yitirme pahasına bu işte nasıl görevli gibi çalıştıklarını herkes gördü. Polis şiddetine binlerce veryansın edip, bir defa bile eylemcilerin de neden, hangi hak arama adına bir kamusal alanı işgal edip burayı polise karşı ölesiye savunmaya veya başbakanlık konutunu Molotof kokteylleriyle, işaret fişeği ve taşlarla işgal etmeye çalıştığını sormuyor, sordurtmuyorlar.

Bütün o gazete yazarları, TV sunucuları, sanatçılar ve tabii ki CHP genel başkanı, milletvekilleri polisin şiddeti durdurması için bolca çağrılar yapıp bir defa bile şiddete mahal olmadığını, Gezi Parkı sorunu çözülmüş olduğuna göre eylemlerini sonlandırmaları gerektiğini söylemedi. Aksine bütün yangınların üzerine körükle gittiler. Eylemcilerin şiddetini açıktan onaylayıp destek oldular.

Organize işlerde herkes üzerine düşen rolü oynadı. Yeni Şafak”ın dün yayınladığı haber, olayın sosyolojisinden önce ne yazık ki, bu organizasyonlara odaklanmamız gerektiğini bir kez daha hatırlatıyor. Tıpkı 2004″te planlanan darbeye benzer bir planla karşı karşıya olduğumuzu ifşa ediyor bu haber. Gerçi bu haberi hiç bilmeseydik de aslında iyot gibi açığa çıkan aktörlere bakarak bu planı zaten anlamıştık, ama kuşkusuz bilmek başka.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: