Prof. Dr. Yasin AKTAY

“Onların çocukları”, bu sefer de başaramadılar

HDP’li milletvekillerinin gözaltına alınmasına karşı batılı tepkiler aralarındaki büyük ve derin aşkı açığa vurmuş oldu. AB çevrelerinin HDP ve PKK’ya yaklaşımları başlıbaşına demokrasi ve doğu batı ilişkileri tarihi açısından üzerinde her türlü siyasi-akademik analizin yapılmasını hak eden tipik bir olay. Avrupa’nın demokrasi söyleminin özellikle Batı dışı toplumlar üzerinde nasıl bir emperyal söylem olarak çalışıyor olduğunun çok açık bir resmini oluşturuyor. Demokrasi ve insan hakları söylemi, sadece kendi adamlarının, kendi seçilmiş çocuklarının (their boys) önünü açan, onları koruyan bir kalkan olarak işliyor.

Kendi çocukları, dünyanın her tarafında vardır ve oralarda kendi planlarını uygular, kendi siyasetlerini takip ederler. Bu seçilmiş çocuklara dokunulduğunda insan hakları ihlal edilmiş olur, orada demokrasinin standardını o çocukların hareket kabiliyetleri belirler. Bu çocukların ihlal ettiği insan haklarının esamisi bile okunmaz. Onlar seçilmiş çocuklar olarak mücadelelerinde her türlü hakka sahiptirler. Onlar ebediyen mazlum, muhalif ve hakları çiğnenmiş olduğu için başkalarının haklarında, hayatlarında, huzurlarında sınırsız alacakları vardır. Yaptıkları teröre terör denmez, öldürdükleri insanlar ya masum değildirler veya çocuklarının özgürlük yolunda önemsiz telefattan sayılırlar.

Her gün terör saldırılarıyla çoluk çocuk demeden bir sürü sivilin canını alan onların çocuklarından PKK hakkında Belçika’da bir mahkeme “bir silahlı muhalefet hareketidir, terör örgütü değildir” şeklinde bir karar bile yayınlandı. Şaşırdık mı? Aslında bu kadar “terör karşıtı” söylemiyle, kendi çocuklarına karşı hassasiyetini ne kadar bilsek de, Avrupa Birliği’nin başkentinde bir mahkemeden böyle bir tavır beklemezdik.

Kendi ülkesinde havaalanına yönelik saldırıda ölenlerin daha kanları kurumamış ve o olaydan sonra hemen içine panikle girilen olağanüstü halden daha çıkılmamış en azından. Aynı Belçika’yı hedef alan DEAŞ’ın da “Belçika’ya karşı silahlı bir muhalefet hareketi” olduğu fikrini kim aklının ucundan geçirebilir acaba, diye sormaktan kendimizi alamıyoruz.

Avrupa’lıların PKK’ye karşı derin bir aşklarının olduğu açık ama aynı ölçüde bunun bir “Kürt sevdası” olmadığı da çok açık. Onların çocukları sadece PKK ve onun siyasi uzantıları. PKK’nın oluşturduğu silahlı terör dalgasıyla Kürt nüfusunun içinde derin bir kültürel dönüşümün önünü açmayı hedefliyorlar. Böylece Selahattin Eyyübi’nin torunlarından devşirdikleri çocuklarla bizzat Kürtlerden intikam almış oluyorlar aslında. İşin aslı bu.

PKK’nın ve onun siyasi organı olarak HDP’nin Kürtleri Kürtlükten çıkardığı ölçüde Avrupalıların gözüne girdiği de çok aşikar.

Gelelim HDP’lilerin tutuklanmasının Kürt halkındaki yansımalarına. Son bir buçuk yıldır yaşanan süreç PKK ve HDP’nin Kürt halkından ne kadar kopmuş ve uzaklaşmış olduğuna dair net bir mesafe ortaya koymuş oldu. Milletvekillerinin tutuklanmasına karşı Kürt halkından PKK ve HDP çevrelerinin ve dahi Avrupa ve ABD çevrelerinin beklediği tepki gelmedi. Aksine Kürtler bu tutuklamaları adeta bekliyor olduklarını izhar ettiler. Daha da aksine, dün PKK’nın şehir içinde patlattığı üç ton bomba sonucu 11 kişinin ölümü ve yüzlerce kişinin yaralanması üzerine Kürt halkı PKK’ya tepkilerini HDP binasına baskın yaparak, camlarını taşlarla indirerek gösterdi. HDP’ye karşı tepkinin daha da büyümesini pols engelledi.

HDP çukur eylemleriyle, çözüm sürecinden sonra girdiği şımarık tutumuyla, çözümü derinleştirmek yerine saldırgan siyasetiyle Kürt halkının duygu ve anlam dünyasından ne kadar uzak olduğunu bizzat Kürtlere gösterdi. Kürtler oylarını bunun için vermemişlerdi halbuki. Kürtler oylarını şiddet bitsin diye verdiler, ama HDP bir siyasi parti olma iddiasına rağmen aldığı oyları, şiddeti daha da derinleştirmek için tepe tepe kullanabileceği bir açık çek gibi kullandı.

Böylece HDP, Kürtleri hiç umursamadığını gösterdi. Buna karşılık şimdi Kürtler HDP’yi artık hiç umursamadıklarını gösteriyorlar.

Ne kayyum atanan belediyeler ne de tutuklanan HDP’li vekiller dolayısıyla Kürt halkından en ufak bir tepki gelmediği gibi bu uygulamaları daha önce HDP’ye oy vermiş kitleler destekliyor. Çünkü hiç kimse bir halkın oylarını kendilerini ebediyen ve istediği gibi temsil etmek üzere çantada keklik gibi göremez. Görür ve sorumsuz davranırsa başına HDP’nin başına gelenler gelir. Hiç kuşkunuz olmasın.

HDP’liler başlarına gelenler gelsin diye alenen tahrik ettiler. Terör örgütü ile aralarına hiçbir mesafe koymadıkları gibi, var olan en doğal mesafeyi bile kapatmak için ellerinden geleni yaptılar. Terör örgütünün faaliyetlerine, intihar eylemcilerinin cenazelerine katıldılar, arabalarında eyleme veya eylemden terörist taşıdılar.

Teröre verilen bu desteklerin Türkiye’nin kendine özgü demokrasisi içinde bir “imtiyaz” veya kendilerine ait bir “özel durum” olarak kabul görmesini istediler. Böylece Türkiye’nin kendine özgü demokrasisi içinde kendilerine ait kuralları kendilerince belirlenen, kendilerinin hiçbir kurala tabi olmadan hükmettikleri özerk hatta bağımsız bir alan oluşturmak istediler. Yani hem siyasetin bütün imkanlarından faydalanacakları hem de silahın, tehdidin, mafyatik ilişkilerin, gaspın kendileri için özel olarak tolere edileceği bir alan.

Bu alanın varlığına göz yumulması aslında Türkiye’de devletin varlığının, bağımsızlığının ve ciddiyetinin tamamen iflas etmesi, demokrasinin teröre, hukukun zorbalığa teslim olması anlamına geliyordu.

Türkiye, halkının beklentisi doğrultusunda bu zorbalığa teslim olmamayı, bilakis hukuku, düzeni, siyaseti ve demokrasiyi tesis etmeyi seçti. Böylece kendini korudu. Eminiz ki ABD veya AB’nin herhangi bir ülkesinde gerçekten de benzer bir gelişme olsa, kendi demokrasilerini korumak için bundan belki daha şiddetlisini yaparlardı.

Ama, onlar belli ki kendi ülkelerinde istedikleri iç barışı, hukuku ve demokrasiyi bizim ülkemizde istemiyorlar. İstemediklerini bugünkü tavırlarıyla bizzat kendileri göstererek maskelerini indirdiler.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: