Prof. Dr. Yasin AKTAY

“Onlar sadece kendilerini kandırdılar”

Robot yazarlık meselesini yazmıştım. Aynı başlıklar, aynı kalıp argümanlarla ve aynı örnekler ve verilerle bir anda bir sürü köşeyazarı görünümlü robotun bir güruh halinde daldığı bir kampanya oluyor. Öcalan hakkında geçmişte kimin ne söylediğine dair arka arkaya sıralanan örnekler üzerinden güya bazı AK Partililerin ne kadar ilkesiz, ne kadar Öcalan hayranı olduğunu veya kripto PKK’lı olduklarını mı göstermeye çalışıyorlar, ne?
Gerçekten de bu robotlar ne yaptıklarını biliyorlar mı? Bir şeyler okuma ve anlama kapasitelerine sahipler mi? Kimin hangi tutarsızlığını göstermeye çalışıyorlar anlaşılır gibi değil. Daha bu kampanyaları yürütürken bir yandan da aynı anda PKK’ya karşı yapılan operasyonları eleştiriyor, onları AK Parti’nin savaş yanlısı tutumuna bağlamayı da ihmal etmiyorlar. Hangi tutumunuza inanalım? Bir zamandan bir zamana yaşanan bir değişimden bahsetmiyoruz, aynı anda sergilenen birbiriyle nâmütenasip iki tutumdan bahsediyoruz..
Şimdi yeni bir program yüklenmiş bizim robotlara. PKK’yı çözüm sürecinde verdiği sözde durmamaktan dolayı eleştirirken, çözüm sürecini suiistimal etmek adına nasıl daha fazla silahlanmaya hız verdiğini örneklerle anlatırken, bu çok bilmiş robotlar, anlattıklarımızdan “bir itiraf daha” çıkarmış. “Bir itiraf daha” diyoruz, çünkü yer yer bazı yazılımlarında, robotun Erdoğan’ın paralel yapı için “ne istedilerse verdik” deyişinin de tekrarlandığı görülüyor.
Neymiş? PKK bizi kandırmış, biz de PKK’nın bizi kandırmasına göz yummuşuz. Neymiş? Şimdiye kadar gizlenmiş bu gerçeği şimdi açıkça itiraf ediyormuşuz? Neymiş? Hem “paralel” yapıya hem PKK’ye kanmışız, meğer bizde bu kandırılma hali bir alışkanlık.
Karşımızdaki robotlarda bir gram akıl olsa muhatap alıp anlatırız ama robot bu, sen ne anlatacaksın, o ne anlayacak? Ona yüklenen bir yazılım var, o yazılımı değiştirmediğin sürece, aynı şeyi tekrarlayıp duracak. Bu arada tutarlılık lazım mı, bir söylediğim ile başka söylediğim arasında bir süreklilik olması gerekir mi derdi taşımıyor elbet.
Yine de işitenlere anlatalım da aklını kullanabilenlerde hakikate karşı bir hüccet kalmasın.
PKK’nın çözüm sürecini başından beri suiistimal ediyor olduğunu, operasyonlar başladıktan sonra söylemiş değiliz. Çözüm sürecinin çok erken aşamalarından itibaren sürekli olarak hem PKK’ya hem BDP-HDP’ye, bir aydın ve bir siyasetçi olarak, bu yönde sürekli uyarılar yapmaya devam ettik. Bölgede çözüm sürecinden dolayı devletin operasyonları durdurmuş olmasından doğan huzur ortamını, PKK’nın kendi silahlı sultasını pekiştirmek için bir fırsata dönüştürüyor olduğunu ve bunun çözüm sürecini tehdit eden bir fırsatçılık olduğunu bu sütunda defalarca ifade ettik.
Kobani olaylarıyla iyice ayyuka çıkan bu duruma dair sayın Başbakanımızın “çözüm süreci adına “kamu düzeninin” feda edilemeyeceği, bu konuda örgütün ve HDP’nin sergilemekte olduğu tavrın da farkında olunduğunu ve buna göz yumulamayacağı” yönünde son derece açık bir uyarıyı sert bir dille ve defalarca yaptığını hatırlayalım.
Şu halde PKK’nın çözüm süreci esnasında sözlü olarak silahları bırakmaya hazırlanıyor olduğunu söylediği halde fiilen başka bir şeyler yapıyor olması bilinmeyen, fark edilmeyen bir şey değildi. Elbette ki PKK şark kurnazlığıyla herkesi kandırmaya çalışıyordu. Ama aslında sadece kendisini kandırmış oluyordu.
Bizim, 30 yıldır devam etmekte olan bir sorunun çözümü için, akan kanın durdurulması için barışa diyaloga, konuşmaya bir şans tanımamız gerekiyordu. Bununla PKK’nın hedef kitlesine bir yandan silahlı mücadeleyi gerektiren hiç bir ortamın kalmadığını fiilen göstermiş olacaktık hem de, doğrusu, Türkiye’nin kendi sorunlarını konuşarak çözebileceğini el aleme göstermiş olacak, çok daha önemlisi, kendi insanımızın kanının boş yere akmasını durdurmuş olacaktık.
PKK çatışmasızlık ortamını kalıcı barış ve çözüm lehine değil kendi alan hakimiyetini kurnazca ve uyanıkça dayatma lehine kötüye kullandı. Sürece iyi niyetli yaklaşanları açıkça kandırmaya çalıştı ve aslında neticede sadece kendisini kandırmış oldu. Bu fırsatçılığını artık herkes görüyor ve bir barış için taraf olma hakkına sahip olmadığını da herkes takdir ediyor.
Bugün Türkiye PKK terörüne karşı operasyonları her zamankinden çok daha güçlü bir meşruiyet ve haklılık zemininde yapıyor. Kürt sorununu çözmüş olmanın büyüklüğü, haklılığı ve gücüyle PKK terörüyle savaşıyor artık Türkiye. Çözüm sürecinden önce Kürt sorunu ile PKK sorunu birbirinden kolay ayrıştırılamıyordu. Bugün artık birbirinden ayrışmış olduğunu herkes takdir ediyor. Türkiye bazı PKK’lıların yine uyanıkça yansıtmaya çalıştığı gibi Kürtlere değil, sadece PKK terörüne karşı savaşıyor ve bu savaşta son derece güçlü bir haklılık zeminine sahip.
Çözüm süreci PKK’nın bu tamahkar fırsatçılığına rağmen tamamen boşa gitmiş bir süreç değil. Kazanımlarını bu noktadan başlayarak bile sayabiliriz.
“Paralel yapıya her istediğini vermiş olmak” dolayısıyla maruz kalınan kandırılmada durum kuşkusuz biraz daha farklı ama neticesi aynıdır. İnsanların özde kötü niyetli olduğunu varsayarak, güvensizlik üzerinden bir toplum yönetemezsiniz. Yaptıklarını söyledikleriyle, henüz işlememiş oldukları suçları dolayısıyla kimseyi de yargılayamazsınız. Çok başarılı PR çalışmalarıyla büyük “hizmet” gibi gösterdikleri faaliyetlerinin büyük bir ihanet operasyonuna dönüşeceğini kimse bilemezdi. Hizmet olarak sunulduğu biçimiyle kim gelse aynı teşviği, aynı takdiri, aynı desteği alırdı hükümetten. Şimdi de alabilir. Yani bu destek onlara özel olarak sunulmuş da değildi. Peki bu hareket kandırdı da kimi kandırmış oldu sonuçta. Sadece kendisini kandırmış olmadı mı? Bugün iki yıl öncesine nazaran saygınlığından, inandırıcılığından zerre kadar eser kalmış mıdır? Kalmamıştır.
Bu iki örnek, bütün fırsatçı, tamahkar, kötü niyetli kandırma niyeti taşıyanlara ders olsun mu?
“Onlar bizi kandırmıyorlar, ancak kendi kendilerini kandırıyorlar”

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: