Prof. Dr. Yasin AKTAY

Olimpiyat yoluyla “Masumiyet illüzyonu”

17 Aralık”la birlikte Türkiye Cumhuriyeti tarihinde yeni bir darbe türünü kayıtlara geçiren örgütün en büyük zararlarından birisi de sivil toplum kurumlarına veya düşüncesine isabet etmiştir. Yıllardır Türkiye”de sivil toplum kavramı ve olgusu üzerine yığınla tartışma yaşanıyor.

Kendisine hep kuşkuyla bakılan Sivil toplumun devletin aleyhinde veya karşısında bir şey olmak zorunda olmadığı düşüncesinde bir hayli mesafe kat edilmişti. Güçlü bir sivil toplum daha zayıf bir devleti değil, aksine devletin de toplumun lehine olmak üzere daha da güçlü olması anlamına geldiği de epeyce işlenen bir tema oldu.

Camia da denilen yapı en çok bu temalar üzerinden kendine bir meşruiyet alanı açmaya çalıştı. Doğrusu, sivil toplum sınırlarında kaldığı sürece açtığı alan kendisine helal hoş olurdu. Oysa camia sivil toplum sınırlarında kalmakla yetinmedi. Politik Alana hükmetmeye, üstelik o alanı etik ve meşruiyet sınırlarını alabildiğine zorlayacak şekilde ele geçirmeye yöneldi.

Böyle olunca sivil alandaki faaliyetleri de korporatist bir işbölümü mantığı içinde her biri o parapolitik bünyeye eklemlendi. Sivil toplum kavramının meşruiyetine sığınarak, o alanı istismar ederek, politik alanı bile tahrip etmeye yöneldi. Bu da sivil toplumun üzerinde telafisi zor bir kuşkuyu yeniden üretmiş oldu.

Bu korporatist anlayış içinde her alana el atan camia bilimin de bütün verilerini camiaya ve liderine güzellemeler yapan sığ bir hizmet aracına dönüştürdü. Sosyolojinin bütün verileri, felsefenin bütün derinliği, ilahiyatın bütün kutsiyeti hizmet hareketinin ne kadar sivil olduğunu, ne kadar barışçıl, ne kadar hoşgörülü, ne kadar kerametli hatta mucizeli olduğunu göstermek üzere sonuna kadar istihdam edildi.

Partiye müftü atfeden camia hizmetindeki köşe yazarları bizzat bütün bu bilgi alanlarının nasıl topyekûn az bir pahaya nasıl parsellendiğinin hesabını vermeli. Modern dünyada müftülük görevini sadece ilahiyatçılar yapmaz herhalde.

Korporatist hareketin çağımızda propaganda tekniklerini en aktif bir biçimde kullanan bir hareket olduğunda kuşku yok. Her birim ayrı bir propaganda makinası gibi. Peygamber tavsiyesiyle twitleri ikiye katlamayı telkin edebilen bir irade bütün hareketi tam bir propaganda makinasına dönüştürmüş durumda. Hareket, şimdiye kadar sivilliğinin, hizmetçiliğinin, toplumculuğunun işareti olarak sunduğu bütün kurum ve imkanlarını bir süredir hükümeti ve başbakanı karalama yolundaki faaliyetlere tahsis etmiş durumda.

Propaganda boyutu hissedildikçe inandırıcılığını da yitiriyor yapılanlar. O yüzden düne kadar iyi kötü bir inandırıcılığı olan bu çalışmalar bugün tam tersi etkiler yapıyor.

On senedir her sene bu vakitlerde bütün Türkiye”de eşi görülmemiş bir şova dönüşmüş bulunan Türkçe Olimpiyatlarına 17 Aralık”taki rolleri dolayısıyla bu sene AK Partili belediyeler her sene vermeye abone oldukları desteği kesti. Bundan dolayı olimpiyatlar bu sene Türkiye”de yapılamadı. Ancak ortada bir yasak yok. Kendi imkanlarıyla yine yapabilirlerdi. Ancak düne kadar 150 ülkenin çocuklarına Türkçe öğretiyor olmayı bir marifet olarak sunan olimpiyatların toplum nezdinde hiç bir değerinin ve anlamının kalmamış olduğunu kendileri de anlamış bulunuyor.

Olimpiyatları Türkiye”de yapamıyor olmaktan yarım yamalak dramlar çıkarmaya da çalıştılar. Darbe teşebbüsü başarısız olmuş ve bundan dolayı hesap vermek durumunda olan şakirtler, başlarına gelenlerin yaptıkları darbe teşebbüsünden, kendilerine duyulan itimada ihanet etmelerinden değil de, bu hizmetler olduğu intibaını vermek üzere Olimpiyatlara bir başka yüklendiler.

Olimpiyat gösterilerinden bir masumiyet illüzyonu üretmeye çalışıyorlar. Yüksek ışık, ses ve gösteri teknolojilerinin tamamının en başarılı biçimde kullanıldığı şovlar bir bütün olarak gerçekliği çarpıtma başarısını daha iyi gösteremez herhalde.

Ama bütün bu gerçekliği çarpıtma kapasitesinin Türkiye sınırlarında yapılamayacak hale gelmiş olması başlıbaşına ibret alınacak bir durumdur. Bu şov artık Türkiye”de yapılamıyor, çünkü Türkiye”de körü körüne camiaya inananların dışında hiç kimseye söyleyeceği bir şey kalmamış.

Bu yapının Türkçe öğretiyor olması hiç kimseyi heyecanlandırmıyor artık. 17 Aralık olmasaydı belki heyecanlandırmaya devam edebilirdi. O durumda söylenmiş olanların hepsi yine geçerli olmaya devam edebilirdi. Ama sözün anlamı, değeri ve hakikat içeriğini belirleyen bir samimiyet vardır.

Peygamberlerin sözlerindeki inandırıcılık ve sahiciliğin bile en önemli ölçüsü hiç bir ücret talep etmiyor olmalarıdır. Altın değerindeki sözlerin karşılığında bir himmet, bir bağış bir ücret talep ediliyorsa, o sözün değeri bir yere kadar oluyor.

Dünyanın en büyük hizmetini de yapmışsanız, karşılığında Türkiye”nin iktidarını en çirkin şekilde talep etmişsiniz, daha yaptığınızın hangi değerinden bahsedeceksiniz?

Olimpiyat illüzyonlarıyla kaybolmuş bu değeri ne kadar uydurabilirsiniz?

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: