Prof. Dr. Yasin AKTAY

Normal olana aşina kılınmak

Emekli Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ”un darbeye teşebbüs suçlamasıyla tutuklanması her ne kadar dün ve önceki gün gündemin birinci maddesini oluşturduysa da, medyada esen havanın aksine bu noktaya gelmiş olmak ciddi bir şaşkınlık yaratmadı. 2007 yılından bu yana devam etmekte olan yargı süreci, hukukta imtiyazların giderilmesi hususunda kayda değer bir aşinalık oluşturmuş bulunuyor.

Türkiye”de bir Genelkurmay başkanının kendisine isnat edilen bir suçlama dolayısıyla tutuklanmış olması, bilakis artık çok normal. Bu aşamaya gelmiş bir davada Başbuğ”un tutuklanmaması büyük bir sürpriz olurdu. Çünkü yargılandığı davayla ilgili herkes tutuklanmışken kendisinin tutuksuzluğu ve yargı sürecine bir türlü dahil edilmemiş olması hukuk üzerinde, adalet, eşitlik ve hukukun bağımsızlığı gibi değerler bakımından ağır bir baskı oluşturuyordu. O yüzden bir emekli genelkurmay başkanının tutuklanmış olmasının yaratması beklenen duyguları konuşmanın fazla bir anlamı yok. Bunun yerine bu aşamaya nasıl gelmiş olduğumuzu ve bu durumun sürdürülebilir olup olmadığını değerlendirmek daha doğru olur.

Öncelikle bir tashihte bulunmak gerek. Başbuğ tutuklanmış ilk muvazzaf veya emekli genelkurmay başkanı değil. Hafıza-i beşer gerçekten nisyan ile malul. Ama bu nisyanın nasıl bir etki altında oluştuğu da ayrıca kayda değer. 27 Mayıs cuntacılarının darbeyi yapar yapmaz emekliye sevkedip bütün rütbelerini sökerek tutukladıkları bir Rüştü Erdelhun Paşa var.

Başbuğ”un tutuklanmasıyla birlikte onun esamisinin “birinci” olarak hatırlanmaması herhalde tamamen nisyanla ilgili değil. Erdelhun Paşa bir yargı prosedürünün sonucunda tutuklanmış değildi çünkü. O kendisi zaten yasadışı bir işlem olan bir askeri darbenin sonucunda hakkında işlem yapılmış biriydi. Bu bakımdan onun tutukluluğu Başbuğ”unkiyle elbetteki karşılaştırılamaz. Başbuğ ise bizzat sivil bir mahkeme tarafından, yargılama prosedürleri çerçevesinde ve üstelik darbeye teşebbüs suçlamasıyla tutuklanmış oldu.

Bunun Türkiye için büyük bir adım olduğunda kuşku yok. Önceki tutuklamalarla toplum giderek bu “normal olan”a aşina kılındıysa da, kuşkusuz bu kadar ilgiyi hak eden bir adım bu. Bu işlemle birlikte Türkiye”nin normalleşmesi yolunda dev bir adım daha atılmıştır. Başbuğ”un Genelkurmay başkanlarına tanınan Yüce Divan”da yargılanması sözkonusu olsa bile sonuç değişmeyecektir. Önemli olan Genelkurmay seviyesinde bile olsa askerin “darbe yapmak” gibi bir görevinin veya hakkının olmadığının ilk defa bu açıklıkta okunmuş olmasıdır.

Başbuğ”un kendisine isnat edilen suçlamadan dolayı tutuklanması yeni Türkiye”nin olağan kareleri arasında kayda geçerken, eski Türkiye özlemi bazılarında ancak çaresiz bir nostalji olarak kalacaktır. Bu nostaljiyi iç geçirerek yaşayanlar, yapılanları hiç hatırlamaksızın bu tutuklamanın teknik detaylarına takılmaya, oradan bir mağduriyet üretmeye çalışıyorlar. Oysa yapılan işi tekrar hatırlamak gerekirse, “internet andıcı” denilen hadisenin muhtevası yalan, dolan, iftira, entrika ve sonuçta nihai amaca ulaşmak üzere her türlü yola başvurulduğu entegre kötülüklerle dolu.

Bu kötülükler çok da sürpriz, çok da yabancı, çok da şaşılacak şeyler değil.

27 Mayıs”tan 12 Mart”a 12 Eylül”den 28 Şubat”a kadar bütün darbelerin hepsinde bu tarz eylemler var ve bu eylemler Türkiye”nin muzdarip olduğu ne kadar kin, nefret ve ayrıştırıcı duygu ve unsur varsa hepsini topluma eken bir eylem biçimi.

Ülkeyi savunmakla görevli bir kurumu toplumu tehdit eden bir kötülük kaynağı haline getiren darbe süreçleri Türkiye”nin şimdiye kadar görmüş olduğu ve görebileceği en büyük tehlikedir. Ne var ki, TSK için aşina kılındığımız rutin, bu tehlikenin ta kendisi olmuş. İnternet andıcını ve yargıya bahis diğer faaliyetleri düşünebilen, uygulayabilen bir hiyerarşik düzenden ülkenin hayrına herhangi bir hayırlı işin sadır olabileceğini düşünmek bile çok zor.

Oysa dün bugünkü Genelkurmay Başkanı”nın Vatan gazetesine verdiği demeçte söyledikleri, başka bir TSK”nın da mümkün olabildiğini, ve böyle bir TSK”nın Türkiye için gerçekten de güç ve güven kaynağı olabileceğini gösterdi. Şöyle diyor Necdet Özel: “Biz de diğer sivil bürnokratlar gibi siyasetin mernide olan bürokratlarız. Bir imtiyazımız olduğu duygusundan kaçınmamız lazım” işte budur. TSK için, demokratik bir toplum için aşina olmamız gereken standart; hiç de imkansız değilmiş.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: