Prof. Dr. Yasin AKTAY

Niyet

Siyasal süreçlerde insanların iletişim kurma biçimlerine baktıkça, iletişim ideali açısından ciddi bir karamsarlığa kapılmamak mümkün olmuyor.

İnsanların söz söylediklerinde söylediklerinin bir olgusal içeriği olduğunu ve bunun da hitap ettikleri insanlar nezdinde anlaşılabilir ve kabul edilebilir bir şey olduğunu ummaları olağan bir iletişim sürecinin özünü oluşturuyor.

Bunun için en temel koşullardan biri de her şeyden önce söz söyleyenin kendi söylediği sözün içeriğine inanıyor olması ve sözünün anlam içeriğini muhatabına samimiyetle iletmeye çalışmasıdır. Akabinde belki de konuştuğu kişinin de sözünü gerçekten anlayarak ve bu anlamın hak ettiği bir değerlendirmeyle cevabını vermesi beklenir.

Bu iletişim ortamını muhtemelen ünlü Alman sosyologlarından Jürgen Habermas “ideal iletişim ortamı” diye tavsif ederdi. Oysa hayatının önemli bir kısmını bu ideal iletişim ortamının nasıl gerçekleşebileceği üzerine kafa yorarak geçirmiş olan Habermas için Türkiye”deki siyasal tartışma ortamı “iletişim ideali” açısından tam bir hayal kırıklığı oluşturacak cinsten. Çünkü özellikle anayasa yapım sürecinde hiç kimse gerçekten kast ettiği şeyi söylemiyor, söylediği şeyi de kast etmiyor.

Belki siyasal yarış havasında taktik olarak niyet ile söylemler arasında böylesi bir ayrışmanın olması normal karşılanabilir, bunun da adına “olağan siyasal iletişim” der geçeriz. Bu takdirde sözün semantik içeriğinden ziyade siyasal hermenötik açısından ima ettikleriyle ilgilenebiliriz. Ama yine de iyi-kötü birbiriyle irtibatlı konuşmaların geçtiği bir diyalogun gerçekleşmesini her halükarda bekleyebiliriz. Oysa karşılıklı olarak takip edilebilecek mantıklı bir diyalog bile oluşmuyor bu süreçte. Taraflardan biri diğeri ne derse desin kendi kafasındakini söylemeye aynen devam ediyor.

Aslında taraflardan biri dediğime bakmayın, bu konuda iletişimi bilinçli ve sistematik olarak yokuşa süren, referanduma “hayır” denilmesini bin bir dereden su getirmek zorunda kalarak savunan taraf oluyor. Mevzubahis olan bazı anayasa maddeleri hakkında bir müzakere olduğu halde konuyu ısrarla içerikten kaçırıp kayısıya, fıstığa, fındığa, künefeye, havuza getirmek, bir iletişimin sonuçta bir “niyet” işi olduğunu çok iyi gösteriyor.

Bu durum aslında son zamanlarda “müzakereci demokrasi” denilen ileri demokratik buluş hakkında da karamsar olmayı gerektiren bir veriyi ortaya çıkarıyor. Müzakerenin mümkün olabilmesi için konuşmaya ve birbirinin söylediklerini dikkate almaya hazır tarafların olması gerekiyor. Söylenen her sözü söylenmemiş gibi hiçe sayarak yapılan konuşmanın adı cevap olmaz. Cevaplar birbirini celp edip birbirine eklenmediğinde de konuşma veya diyalog hâsıl olmaz. Hele miting meydanlarında rakibi adına da söz üretip ona hemen oracıkta cevap vererek gerçekleşen şey Habermas”ın deyimiyle galiba tam bir “tahrif edilmiş iletişim ortamı”.

Muhtemelen Habermas”ın bile yeterince hesaba katamadığı bir şey var ki, iletişim her şeyden önce bir “niyet” işidir. Muhatabınıza kulağınızdan önce kalp kulağınızı, gözünüzden önce kalp gözünüzü açmadığınız sürece gözünüzün gördüğünü, kulağınızın duyduğunu başka türlü yorumlamaktan kendinizi alıkoyamazsınız. Kulağımıza her gelen ses, gözümüze her ilişen şey zihnimizde sahih bir bilgi veya “anlama” oluşturmuyor. Dinlemeye, anlamaya, hissetmeye niyet etmek gerekiyor.

Bu ise ne yazık ki bir cümlede telaffuz edildiği kadar kolay olmuyor. Niyet bir bakıma insanın bu dünyadaki varoluşunun özüdür. İnsan varoluşu bir bakıma neye niyetli oluşuyla ilgili olarak gerçekleşen uzun ve dinamik bir süreçtir.

İnsanların birbirlerine karşı duruşları da bir niyet işidir ve birbirlerinden neyi dinleyip neyi dinlemeyeceklerine de bu niyetle önceden karar veriyorlar. Siyasi farklılıkları birbirlerini dinlememeye, dinleseler de anlamamaya, anlasalar da çarpıtmamaya şartlandırarak niyetlendirmiş olabilir. Oysa niyet bu farklılıklara, bu farklılıkların şartlandırmalarına tabi olmak zorunda değildir.

Ramazan ayının bereketi tam da bu niyeti özgürleştirip başkalarını dinlemek üzere kalp kulaklarını açmak üzere uyarmasıdır. Oruca niyet, bu dünyada gerek bireysel varlığımızla gerekse grupsal-hizipsel varlığımızla yalnız olmadığımızın idrakini gerektirir. Orucun bütün boyutları bu diğergâmlığın bir niyet olarak ve yoğunlukla yaşanmasına matuftur.

Ramazan ayı niyetlerimizi halis kılsın, mübarek olsun.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: