Prof. Dr. Yasin AKTAY

Neye himmet neye hizmet

Yurtdışında Türkiye”de , öyle değilse bile, bir şeylerin kötü gidiyor olduğunu duymaya o kadar hazır kitleler var ki, Türkiye hakkında bu yönde herhangi bir yanlış haberin hızla tedavüle girmesi hiç de zor olmuyor demiştik. Bu durum aslında İslamofobi ile aynı zeminden beslenin bir psikolojiye dayanıyor.

Daha açıkçası, Türkiye hakkında üretilen bu tür haberler, biraz da yurtdışındaki İslamofobik ideolojiye veya duygulara güvenerek hareket ediyor, bunu yaparken o İslamofobik duygulara hitap ediyor ve o duyguları daha da beslemiş ve kabartmış oluyorlar. Başarısız bir İslam-demokrasi formülasyonu İslamofobik duyguları çok rahatlatıcı ama o ölçüde de uyuşturucu bir haptır.

Aynı şekilde siyasal İslam”ın veya İslamcılığın sonu, iflası, başarısızlığı, ölümü gibi söylemler de aynı müşteri kitlesini hedefliyordu. Yolsuzluğa gömülmüş veya otoriterliğe, totaliterliğe, diktatörlüğe meyletmiş bir AK Parti hükümeti de aynı müşteri kitlesini hedefliyor. Müslümanların demokrasi, iyi yönetim, adil yönetim tecrübelerinin imkansız bir hayal olduğunu duymak istiyor İslamofoblar. Bizimkiler de İslamofobların fantezilerini gerçekleştirmek üzere bu başarısızlık ve yıkım hikayelerini seri üretime geçmiş servis edip duruyorlar.

Bu servis giderek sürreel bir fantastik zenaate dönüşmüş durumda. Çünkü gerçeklikle bağı giderek kopuyor ve müşterisine en fazla bir defalığına satılabiliyor. İlk anda aktarılan hikayenin arkasının gelmemesi bütün bu üretimlerle ilgili güvenilirliği de kaçınılmaz olarak zedeliyor. Çünkü neticede Türkiye”nin gerçekliği kendini onlar için, belki “acı gerçek” ama Türkiye için ve dünya mazlumları için umut verici ve aydınlatıcı bir gerçeklik olarak hissettirir. O gerçekliğin içinde kimliğini buldukça daha fazla gelişen, demokratikleşen, insan hakları standardı daha da yükselen ve vatandaş kalitesi her geçen gün daha da artan bir Türkiye var.

Halkı Müslüman olan Türkiye içinde tuhaf da olsa, laikçi bir ideolojik kesimin İslamofobik söylem üretimine aşinaydık. O yüzden başkalarını İslamofobi ile suçlamak anlamsız olabiliyordu, çünkü başörtüsü yasağını sonuna kadar savunabilen, İslam”a dair her göstergeyi neredeyse kriminalize eden laiklik anlayışı kendi ülkemizde revaçtayken başka ülkelerdeki bazı uygulamaları veya söylemleri İslamofobi diye eleştirmek uygunsuz bile kaçabiliyordu.

Şimdi o laikçi İslamofobların yerine paralel yapının Türkiye aleyhine işlettiği kampanyaların İslamofobiyi yeniden üretiyor olması kuşkusuz büyük bir tuhaflık.

Son yazımızda bu tuhaflığın kimlerin parasıyla, nasıl yaşatılıyor olduğuna dikkat çekmiştik. Anadolu halkı arasında yürütülen yardım kampanyalarıyla, insanların gönüllerinden koparılan paralarla yürütülüyor, sonu İslamofobiye çıkan bu faaliyetler. Neye “hizmet” ettiğini bilse Anadolu insanı herhalde bu kadar cömert davranmazdı. O yüzden ilk aldatma, ilk yolsuzluk burada gerçekleşiyor.

Hizmet başlığı altında akan suları durduran bir söylem yaratıldı. Hiç kimsenin sorgulayamadığı bu söylem kurban paralarının da, zekatın da, her türlü hayır duygusunun da rakipsiz tekelini kurmaya doğru gidiyordu.

Siirt”te sokakta yürürken yanıma yaklaşan orta yaşlı bir beyefendi şunu söylüyordu: “Allah Başbakanımızdan razı olsun! Onun sayesinde yıllar sonra ilk defa buranın fakirinin kursağından et geçecek, zekatından infakından nasibini alacak”.

“Nasıl yani?” demeye fırsat vermeden söylediklerini açıkladı: “Hizmet adı altında hiç kimseye başka bir yere yardım yapma alanı bırakılmamıştı. Kurban parası diye, toplanan paralarla, hem buralarda kurban kesimi neredeyse durdurulma noktasına getirilmiş hem de o kurban paralarının nereye gittiği hususu tam bir muammaya dönüşmüştü. Çünkü parası toplanan kurbanlar burada kesilmiyor, günahları boyunlarına, başka yerlerde kesildiği söyleniyor. Diğer himmet paralarına hiç değinmeyelim bile. Herkeste bu toplanan paraların nerelerde harcandığına dair bir soru vardı ama kimse dillendirmiyordu. Şimdi çok iyi anlaşılıyor nerelerde harcandığı,”

Fakirliğin had safhada olduğu ve yardıma çok daha fazla ihtiyacı olan Güneydoğu şehirlerinden bile harekete bu şekilde paralar akıtılıyor ve bu, giderek toplumda ciddi bir sosyal adalet sorununa dönüşüyor.

Fakir fukaranın, yetimin, yolda kalmışın hakkıdır o paralar. Şimdi bu paraların milyonlarca dolarının Amerika”da, Avrupa”da, Ortadoğu”da lobicileri, gazetecileri, siyasetçileri, kanaat önderlerini Türkiye ve Recep Tayyip Erdoğan aleyhine kötü düşünmeye, kötü davranmaya ikna etmek için cömertçe harcanıyor olduğu görülüyor. Türkiye”ye getirilerek gezdirilen, yedirilip içirilen yabancı heyetlere bu istikamette bir Türkiye ve Erdoğan algısı işleniyor. Bu faaliyetlerin hepsi de son derece masraflı işler.

Samimi niyetlerle zekatlarını, infaklarını, kurban paralarını, bağışlarını bu harekete, hizmet yapılsın diye, fukaraya dağıtılsın diye vermiş olanlar ne düşünsün, ne hissetsin?

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: