Prof. Dr. Yasin AKTAY

Nedir bu sözü bitirme telaşı?

Anafartalar, Beytüşşebap, Gabar, Kanlıca… Her birinde ortalama 12”şer vatandaşımız veya askerimiz şehit…

Her olayın arkasından ilk aklımıza düşen şey, tam da düşürülmek istenen şey oluyor: “Sözün bittiği yer”.

Duyan da zannedecek ki, o kadar çok sözümüz var ki birbirimize söyleyecek, o kadar çok konuşmuşuzdur ki bizi ilgilendiren her şeyi… Sözle halledilebilecek her şeyi o kadar halletmiş, alınacak yolu o kadar almışız ki, sözümüz bitmiş de artık bir kelime daha edecek halimiz kalmamış.

Son günlerde olup bitenlere verilen tepkiler sözü bir an önce bitirmeye ne kadar da iştahlı olduğumuzu ne kadar ilginç bir biçimde gösteriyor. Oysa birbirimizle zaten ya hiç konuşmuyoruz veya çok az konuşuyoruz. Daha doğrusu konuşuyor gibi yaptığımızda bile aslında konuşmaktan ziyade hırlaşmaya benziyor yaptığımız.

Türkiye”nin hiçbir meselesini aklı başında insanlar gibi farklı bakış açılarıyla ele alıp enine boyuna tartışma alışkanlığı edinemedik. Bu yetmiyormuş gibi her fırsatta sanki çok konuşmuşuz gibi sözün bittiği yerden bahsediyoruz.

Ulus”ta Anafartalar Çarşısı”nda patlatılan bombanın hemen ardından, ortaya çıkan kanlı görüntünün orta yerinde bir anda bitiveren devlet büyüklerimiz, en soğukkanlı olması beklenen, sözü hiç bitmemesi gereken, herkesin söz bitse heybelerinden yeni sözler çıkarması beklenen büyükler çekti bu söz kıtlığının başını.

Garip bir telaş var bu sözü bitirme isteğinde..

Henüz neyin sözünü edebildik ki bu ülkede? Hangi tartışmayı, bırakınız sonuna kadar, bir iki adım öteye kadar götürebildik ki? Kıbrıs sorunundan laiklik sorununa, Kürt meselesinden başörtüsü meselesine, YÖK meselesinden eğitimde eşitlik meselesine kadar, hangi tartışmaya birbirimize karşı bölücü, hain, mürteci, dinsiz yaftalarını, bir koz gibi kullanmaya tevessül etmeden girişebildik ki? Son altmış yılı yaşamış hiç kimse, bir kez sorun olarak bu ülkenin hayatına girmiş hiçbir konunun bu ülkede çözüldüğüne tanık olmamıştır neredeyse. Sorunlarımızla birlikte yaşamaya o kadar alıştık.

Sorunlarımız bizim komplekslerimizi oluşturuyor. Her sorun kişiliğimizin en derin noktalarında kompleks düğümler bırakıyor. Çözülemeyen her sorun milli bir depresyon konusu olarak hayatımızdaki etkinliğini sürdürüyor. Bir sorunumuzu aşabilsek büyük ihtimalle son derece depresif bir ruh halinden kurtulmanın ilk adımını atmış da olacağızdır.

Özellikle terör sözkonusu olduğunda zaten hiç kimsenin hiçbir şeyi bütün boyutlarıyla konuşma imkanı olmadı Türkiye”de. Seçimlerden önce artan dün de Dağlıca çatışmasıyla önemli bir noktaya ulaşan terör olaylarının her birisi adeta iç siyasetin bağlamıyla, diliyle, konu ve sorunlarıyla yoğun bir diyalog halinde vuku buldu. Bu vakaların her biri 23 yıllık bir terörle mücadele tecrübesi açısından gözle görülür derecede acemilikler veya zaaflarla yüklü. Bu kadar tecrübenin ardından her bir olayda beşer onar Mehmetçik”in nasıl bu kadar kolay şehit edilebildiği, bu vakaların her birinde kimin ihmali olabileceği hiçbir şekilde konuşulmadı. O konunun iktiza ettiği tonlarca sözden çoğu sarf edilmedi. Bu sözlerin payına düşen sorulardan birçoğu sorulmadı, sorulanlarınsa çoğunun cevabı bile verilmedi.

Sözün bitmesine iştiyaklı olduğumuz ölçüde terörün amacına hizmet ettiğimizin farkına bile varmıyoruz. En azından karşılaştığımız terör olaylarının söze hiç yer bırakmamaktan başka nasıl bir stratejisi olabilir sizce?

Normal şartlarda söz terörü kovar. Oysa şimdi terör, tam aksini kanıtlamak üzere bir bahane olarak kullanılıyor: Sözü kovan terör oluyor. Onun konuştuğu yerde söz tükeniyor. Teröre karşı olanlar, sözün bittiğinden bahsedince, terörün postasını teslim almaktan başka bir şey yapmış olmuyorlar.

Sözün tükendiği yerde soramıyorsunuz bile:

PKK resmi söylemiyle Türkiye”nin Irak”a girmesine karşı çıkarken, tam da yurt dışı askeri harekât için TBMM”den tezkere bile çıkmışken, bu işi daha da çabuklaştıracak şekilde neden eylemlerini artırıyor?

Türkiye”yi asla K. Irak”ta istemeyen Barzani, durduk yerde Türkiye”yi adeta davet edercesine neden bu tarz demeçler veriyor?

Türkiye”nin K. Irak”a operasyon niyeti bu kadar netleşmişken bu eylemlerin ve sözlerin Türkiye”yi K. Irak”a daha fazla çekmekten başka ne işlevi olabilir?

Birkaç yüz kişilik bir terörist grubunu imha etmek için birkaç bin kişilik gruplarla arazi taraması tarzında operasyonları tam da bu zamanlarda bu kadar sıklaştırmak şart mıdır?

Hadi şarttır, deyip geçelim bu soruyu, toprağa düşen her şehitle neden önce sözün bittiği düşünülüyor, düşündürtülüyor?

TBMM”de 507 kişi tezkere için olumlu oy vermiş bu bile yetmiyor, bu sefer olumsuz oy verenlerin veya bu konuda farklı söz söyleyenlerin peşine düşülmüş. Nereye gidiyoruz?

Asli görevi konuşmak, tartışmak ve sözü tüketmemek olan Meclis”te birilerinin farklı sesler dile getirmesinden doğal ne olabilir?

Sözün bittiği yerde öfkeden başka ne var? Öfkeyle kalkanın zarardan başka nesi var?

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: