Prof. Dr. Yasin AKTAY

Namus davası

Geçtiğimiz Cuma günü İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi”nin düzenlediği “Dinsel ve Kültürel Farklılıkların Birarada Yaşaması: İstanbul Tecrübesi” başlıklı uluslar arası sempozyumda olduğumdan bir sonraki günkü köşe yazımı yazmak için günün gazetelerine göz atma fırsatı bulamamıştım. (Doğrusunu söylemek gerekirse, gazeteleri okumayı hiçbir zaman ihmal etmesem bile Hürriyet Gazetesine bakma ihtiyacını genellikle hissetmem). O yüzden fark ettiğim takdirde başka bir konuyu yazmayı asla düşünemeyeceğim bir konuyu atlamışım. Cuma günkü meşguliyetimi de bu konuyu zamanında yazmamanın bir mazereti olarak dillendiriyorum.

Sözkonusu olay, Hürriyet Gazetesi”nin Türkiye”nin genç, cesur ve ufuklu hukukçularından Osman Can”ın haremine manşetten giriştiği tecavüz. Gazete “Yargıda belden aşağı Savaş” başlığıyla Osman Can”ın eşinin öğrenciyken yaşamış olduğu bir olayı gündeme taşıyor. Ahmet Altan ve Cengiz Çandar”ın da vurguladıkları gibi hiçbir haber değeri olmayan bir olay, ama Hürriyet”in bunu sunma biçimiyle Osman Can”ın canını acıtmak, onu itibarsızlaştırmak, ondan bir şekilde intikam almak istediği çok belli.

Gazete Yargıda bir savaş durumunu haber vermek üzere yaptığını söylüyor ama ortada ne böyle bir savaş haberi ne de birilerinin Osman Can”a karşı böyle bir olayı kullandığı yok. Olayın detayını zikretmeye bile değmez.

Savaşın tarafı, yani olayı eşeleyip ortaya çıkarmaya çalışan bizzat Hürriyet Gazetesinin kendisi ama bu savaşın tarafı olduğunu da söyleyemeyecek kadar mürailikle yapıyor bunu. Osman Can ile bir derdinin olduğu açık. Can, sıradan bir hukuk adamı değil, son zamanlarda sözcülüğünü üstün bir başarıyla yürüttüğü güçlü ve çağdaş demoratik bir hukuk söyleminin öncü isimlerinden. Bu söylem Hürriyet Gazetesinin temsil ettiği anlayışı rahatsız ediyor. Ama bu rahatsızlığı mertçe, güçlü argümanlarla ifade edip adam gibi tartışmaya yanaşmıyor.

Bu Hürriyet Gazetesi”nin bu tarz ilk tecavüzü değil gerçi. Daha önce defalarca bu tarz haberler yaptı. Namuslu insanlara iftira attı ve insanların hayatlarını kararttı, bundan dolayı sonradan en ufak bir nedamet bile sergilemedi. Güncel herhangi bir tartışmayla ilgili olmaksızın, benim manevi dünyamda namuslu insanlara iftira atma siciline sahip olanların şahitliği geçersizdir. Hürriyet Gazetesine bakma ihtiyacı hissetmemem bu yüzdendir. Ertuğrul Özkök”ten sonra Genel yayın yönetmenliğine Enis Berberoğlu”nun gelmesi dolayısıyla bu tarzın değişebileceğine dair bir umut belirmişti ama belli ki Amiral Gemisinden değişen bir şey yokmuş.

Namus müfterisinin attığı her iftirayı yanına kâr bırakmamak üzere onu itibarsızlaştırmak ahlaki bir görevdir. Kuşkusuz bu sadece Hürriyet için işletilecek bir ilke de değildir. Namuslu insanlara, bilhassa namus üzerinden iftira atan herkesin, başka her konudaki şahitliği geçersiz kılınarak itibarsızlaştırılması insani bir görevdir

Bu saldırıya maruz kalan Osman Can”ın ne itibarından ne de siyasi davasından hiçbir şey eksilmez bu saldırıyla. Aksine Can”ın ne kadar isabetli bir yolda ve ne kadar güçlü olduğunu gösteriyor.

Bu yazıyla Ahmet Altan”ın verdiği enfes ders gibi tepkiyle, Cengiz Çandar”ın benim gibi yazısını bir gün geciktirmesini açıklamaya çalışarak başlayan yazısının üzerine yeni bir şey söylemiş olmadım. Bu yazının amacı bu konuda yeni bir bilgi vermek de değil zaten. Haddi zatında konunun tartışılacak hiçbir tarafı da yok. Konu insanın ahlâken tefessüh ettiği bir düzeyi gösteriyor ve bu tefessühe karşı sessiz kalanı da derinlere doru çeken bir yanı var bu düzeyin.

O yüzden bu yazıyı namusa karşı işlenmiş cüretkâr bir cürüme sessiz kalmama adına zorunlu bir görev ifası olarak alın. Ben de buradayım, ben de isyan ediyorum bu cürüme.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: