Prof. Dr. Yasin AKTAY

Muteber kişiler ve Ergenekon

Ergenekon”daki son dalga tutuklamalarında kime ne isnat edildiğini henüz hiç kimse bilmiyor, ama şimdiden bize ezberletilmeye çalışılan bir şey var ki, bu tutuklananların birçoğu toplumun son derece “muteber kişilerinden” oluşmaktadır.

Toplumun muteber kişilerinden olmanın suç konusunda farklı bir standart uygulamayı gerektirdiği varsayımı özellikle Ergenekon davası boyunca sıkça duymaya alıştığımız bir rivayet. Hani “evvel yok idi, yeni çıktı” denilen “işbu rivayet”lerden. Toplumun muteber kişilerine yasalar karşısında farklı bir muameleyle davranılması bir hukuk devletinde telaffuz edilmesi dahi düşünülemeyecek bir şeydir aslında.

Oysa CHP lideri Deniz Baykal”ın tutuklamaların ilk gününün sonunda kendi kurmaylarını arkasına alarak çıktığı kameraların karşısında meydan okuyarak verdiği tepkiye bakılırsa, her halükarda, yani ne yapmış olurlarsa olsunlar, kendilerine farklı muamele edilmesi gereken bir “muteber kişiler” vardır. Baykal”ın zihninde açıkça bu “dokunulmaz muteber kişiler” tasavvuru var. Bu tasavvura göre bu “muteber kişiler” kendilerine böyle bir muameleyi hak etmiyor olmak bir yana, zaten hiçbir zaman suç diye nitelenebilecek bir işin içinde olmazlar.

Bir tür “ebedi masumiyet” düşüncesiyle bazı insanların suçtan münezzeh oldukları düşüncesi var bunun da altında ki, bu da yeterince kötü, ama daha kötüsü aslında şu: Sözkonusu muteber şahsiyetler bir kez suçtan arî sayılınca yaptıkları suç olsa bile onlar için suç sayılan eylemlerin tanımı yeniden yapılabilir.

Yıllardır siyasette tek söylemi ve tek vaadi “milletvekillerinin dokunulmazlıklarını kaldırmak” olan Baykal”ın aslında Ergenekon soruşturması kapsamında zihninde çok daha kapsamlı bir dokunulmaz şahsiyetler listesi olduğu çok açık bir biçimde ortaya çıkıyor. Her çeşit soruşturma ve kovuşturmadan muaf sayılması gereken bu kalabalık “dokunulmazlar” listesi üstelik bir hayli uzundur ve milletvekilleri dokunulmazlıklarının kaldırılmasından da hiç etkilenmeyecek cinstendir.

Suçlu insanlarla muteber insanların bir araya konulmasına gösterilen tepkiyi mantık ölçüsünde karşılamak bile çok anlamlı olmuyor. Ama yine de bu konuda mantığın sınırlarını bir kez daha çizelim. Yıllardır bu ülkenin en muzdarip olduğu müzmin sorunlarından biri faili meçhullerdir, darbelerdir, yine fail-i meçhul olarak kaydedilen kaotik ortam oluşumlarıdır. Ümraniye”de yakalanan cephaneliği veya Ergenekon”dan tutuklananlarda ele geçirilen üç-beş silahı az bulup küçümseyerek başından itibaren “bunlarla mı darbe yapılacak?” sorusunu soranları belki de iki gündür Gölbaşı”ndan başlayarak belli ki daha fazla yayılacak olan kazılarda ele geçirilen silahlar da kesmeyecektir.

Bu silahların fiziki güç olarak neyi yapabilip neyi yapamayacakları üzerinde durulduğunda, bütün Türkiye”yi ele geçirecek bir silahlı güce yetmeyeceği rahatlıkla söylenebilir. Ama bu zaten hem bütün terör örgütleri için hemen devreye sokulabilecek anlamsız bir savunmadır hem de Ergenekon örgütünün çalışma tarzı karşısında tam bir salağı oynama tarzı bir savunmadır.

Unutmamak gerekir ki, Ergenekon”a isnat edilen Danıştay saldırısı başlı başına büyük bir iştir. Daha önce birçok kişinin de üzerinde durduğu gibi sadece bu olayın soruşturulması bile bu örgütün varlığını ve korkunç niyetini ve tarzını yeterince açığa çıkarabilir. Danıştay saldırısı sadece bir kişinin tetikçi olarak kullanıldığı ve sadece bir Glock marka tabancanın kullanıldığı bir operasyondu. Ama bu eylemin harekete geçirdiği “son derece muteber kişiler” tam da bu tetikçinin bu basit hareketi sayesinde işaret edilen yerde toplanıp, işaret edilen zamanda işaret edilen tepkileri büyük bir harmoni ile ortaya koydular.

Tetikçinin yaptığı hareket, zamanlaması ve niyeti itibariyle aslında çok açık olduğu halde o meydanlara görünürde “cinayete tepki” koymak üzere toplanan o sözümona “muteber kişiler” şayet tetikçiyle işbirliğinden dolayı değilse bile zaten gafletten veya salaklıktan yargılanmalıydılar. Basit bir tetikçinin oyununa bu kadar kolayca gelmiş olmaktan yargılanmalıydılar. Bu kadar gafil oldukları halde devletin en yüksek noktalarına gelerek devletin saygın konumunu işgal edip küçültmüş olmaktan, devletin akıl ve vakarının hakkını verememekte yargılanmalıydılar.

Üstelik o “muteber kişiler” bu tetikçinin çektiği tetikle ülkenin bir kısmının diğer bir kısmına karşı kin ve nefret duygularıyla düşman kesilmesi ve böylece fiilen bölünmesine de yol açtılar. Sonradan düzenlenen Cumhuriyet mitingleri tam da o çekilen tetikle, Cumhuriyete atılan bombalarla büyük bir harmoni içinde gerçekleşti.

Bütün bu operasyonların o muteber şahsiyetlerin katkısı, işbirliği olmadan gerçekleşmesi mümkün olur muydu? Muteber şahsiyetler olmasa bir suç örgütü bu kadar uzun süreli olur ve bu kadar dal budak salabilir miydi?

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: