Prof. Dr. Yasin AKTAY

Müslüman Kardeşler ve ABD’nin terör siyaseti

Müslüman Kardeşler’in (İhvan) ABD’de terör örgütü sayıldığına dair bir haber yayıldı. İşin aslı, henüz böyle bir durum ABD’nin resmi bir kararına dönüşmüş değil. Şimdilik, ABD Temsilciler Meclisi Adalet Komisyonunun, İhvan’ı terör örgütü olarak tanımlanmasını isteyen bir tasarıyı kabul etmiş olduğudur. Tasarı daha ziyade Cumhuriyetçilerin desteğiyle ve 10’a karşı 17 oyla kabul edilmiş. Tabii ki tasarının bir karar dönüşmesi için önünde uzun bir yol var. Daha bu tasarı adalet komisyonundan geçtikten sonra Temsilciler Meclisi Genel Kuruluna gelecek, orada da kabul edilirse Senato’ya oradan da onay için Başkan Obama’ya gidecek.

Bu uzun yolun tasarı lehine sonuçlanması bir hayli zor olsa da böyle bir tasarının ABD’de parlamentonun gündemine gelmiş olması bile İslam dünyasında büyük bir infiale yol açması kaçınılmaz görünüyor. Çünkü bu tasarı Batı dünyasında giderek yükselen İslamofobinin, yani adını daha doğru koyalım, İslam düşmanlığı ve Müslüman nefretinin açık bir tezahürü olarak tehlikeli bir seviyeye gelmiş olduğunu gösteriyor. Zira Müslümanlar kendi inançlarıyla terör eylemleri arasında bir ayırım yapmasını gayet iyi bilirler de, bir süre sonra kendilerine yönelen nefretin bu dili istismar etmesini de çok iyi değerlendiriyorlar. İslam nefreti, İslam dünyasındaki batıya karşı zaten var olan haklı kuşkuları çok daha fazla güçlendirmektedir.

İhvan, bugün İslam Dünyasının, hatta dünyanın her tarafında şu veya bu isimle örgütlü olarak yaygın, ana akım bir Müslüman Demokrat harekettir. En önemli özelliği şiddetle, dolayısıyla terörle arasına aşılmaz bir mesafe koymuş olmasıdır. Zaman zaman bir çok ülkede maruz kaldıkları baskılara rağmen hiç bir zaman şiddet yolunu bir yöntem olarak seçmiş değil. Üstelik bundan dolayı İslam adına şiddetin marjını biraz daha açık tutan daha radikal kesimlerce pasifist olmakla bile suçlanırlar.

Bu suçlamalarla, zaman zaman bu akımlar, İhvan’ın tabanına hitap edip onları kendi örgütlerine karşı kışkırtır, onların tabanını aşındırmaya çalışırlar. Buna rağmen İhvan hiç bir zaman bir yöntem olarak şiddete meyletmez. Hareket içinden bu tür eleştirilere kanıp başka bir yol tutturmakta ısrar edenler cemaatten ayrılmadan bu işi yapamazlar. O yüzden sıcak dönemlerde İhvan’dan kopup daha radikal çizgilere sapmış gruplar da olmuştur. Ancak Mısır tarihinin ilk seçilmiş cumhurbaşkanına bir darbe yapıldığında, üstelik bir askeri darbe en vahşi, zalim ve gaddar biçimde bir barışçıl gösteri yapanlara ateş açıp binlercesini öldürdüğünde bile İhvan, silaha sarılıp, bir de bu yolla mücadele etmeye tevessül etmedi.

İhvan’ın genel mürşidi Muhammed El Bedii’nin vahşi katliamın gerçekleştiği meydanda haykırdığı şu sözleri cemaatin bugün bile hiç sapmadığı resmi ve fiili çizgisidir: “Bizim barışçıl duruşumuz (silmiyetuna) onların mermilerinden daha güçlüdür”.

Bu kadar barışçıl bir İslami harekete bile terör yakıştırması yapmak, her şeyden önce terör tanımının ne kadar siyasal-araçsal ve iki yüzlü bir işleme dönüşmüş olduğunu gösterecektir. Çünkü bu, sadece İslam’dan terör için meşru bir söylem üretene değil, İslam’ın veya Müslümanın hiç bir rengine tahammülün olmadığını gösterecek tehlikeli bir batı faşizminin yükselişini işaret ediyor.

İhvan, dünyanın her yanında demokratik siyasal katılımı kendine yol etmiş ancak ne yazık ki, özellikle İslam dünyasındaki diktatoryal yapılar onu hep sistem dışında tutarlar. Sistem dışında tutabilmek için onları uluslararası diplomatik operasyonlarla terör listelerine aldırmaya çalışırlar. Temsilciler Meclisinde kabul edilen bu tasarının büyük ölçüde ABD’de faaliyet gösteren bu ülkelere bağlı lobilerin faaliyetleriyle gerçekleşmiş olması kuvvetle muhtemeldir.

Murat Güzel’in geçtiğimiz hafta Star Açık Görüş’te ortaya koyduğu bir tablo var. ABD demokrasisi lobiler üzerinden yürütülen para trafiğiyle maluldür. Parayı bastıranın istediği tasarıyı, hatta bazen kanunu çıkarması işten bile değildir. Demokrasinin değerleri ve idealleri açısından kuşkusuz bu, felaket bir durumdur.

Bu tasarının zamanlamasıyla ilgili başka bir ihtimal de, ABD’de yaklaşan seçimlerde özellikle Cumhuriyetçi kesimin seçmenine bir mesaj verme kaygısıdır. Cumhuriyetçi başkan aday adayı Trump’un faşizan ve İslam düşmanı söylemleriyle prim yapabileceğini düşündüğü bir seçmen pazarı var ABD’de. Bu da kuşkusuz yine ABD demokrasisinin malul olduğu başka bir konudur.

Silaha, şiddete karşı bu kadar net bir duruşu olan İhvan’ın terörizminden bahsedebilen, buna karşılık daha işe başlarken en büyük Kürt lideri (Meşal Temo’yu) öldürmüş ve arkasından, Araplara, Türkmenlere ve kendisinden olmayan Kürtlere de en vahşi etnik kıyımı ve temizliği yapmış, yine ABD tarafından resmen terör örgütü olarak nitelenmekte olan PKK ile ilişkisi belgeleriyle sabit olan PYD gibi bir örgüte terör tozunu kondurmayan ABD’nin bırakın başka herhangi bir şeyi kendi geleceği hakkında büyük endişeye kapılması yeridir. Zira bu kadar tutarsızlığa, adalete ve insani değerlere karşı bu kadar lakaytlığa ABD imparatorluğu bile uzun süre dayanamaz. Bizden söylemesi…

PKK’LININ TAZİYESİNE GİTMEK

Bir çok internet sitesinde bana hitaben atılmış bir tweetten hareketle, benim 5 yıl önce bir PKK’lının taziyesine gitmiş olduğum iddia edilmiş. Benim attığım değil, bana atılan bir tweet. Tweette beni bir de bundan dolayı tebrik eden nasıl bir hareketim olmuş diye hafızamı epey bir zorladım. Hayatım boyunca hiç bir PKK’lının ne cenazesine ne taziyesine katılmış ne de yakınlarına terör yapıp öldü diye taziyede bulunmuş değilim. Tweetin atıldığı günlerde yazdıklarıma baktım, en sert PKK ve terör eleştirisini yaptığım yazılarımla karşılaştım. Neye dayanılarak benim de 5 yıl sonra muttali olduğum bir tweete muhatap olmuşum, gerçekten anlamış değilim.

PKK için savaşıp ölenlere veya yakınlarına dair şimdiye kadar söylemiş olduğum en asgari şey, onların da bu memleketin evlatları oldukları ve Türkiye’nin düşmanlarına bir lejyoner hizmeti veren PKK terör örgütünce kandırılmış olduklarıdır. Bundan dolayı her zaman özellikle aileleri adına üzüntülerimi bildirmişim.

Evlatları kandırılıp ellerinden koparılan aileler, bu duygudaysalar üzüntülerini elbette paylaşır çocuklarını öldürmeye değil bu yoldan kurtarmaya can atarız.

Ama evlatlarını ülkeye, millete, İslam’a bu ihanet yoluna teşvik etmiş, onların gidişini onaylamış hiç kimseye, kimse kusura bakmasın, hiç bir zaman ne taziyemiz olmuştur ne de olur.

Bu mealdeki sözlerimizi birileri taziye olarak anlamış olabilir mi? Olabilir, bu da onların sorunu olsun…

Müslüman Kardeşler ve ABD’nin terör siyaseti – Prof. Dr. Yasin AKTAY

Yeni Şafak Gazetesi, 27 Şubat 2016

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: