Prof. Dr. Yasin AKTAY

MÜSİAD ve Türk modernleşmesi

Türkiye”de yerine göre uzmanlığın değerinin hiç takdir edilmediğini söylemek haksızlık olur. Ama birçok yerde, özellikle siyasal kavgaların kızıştığı veya muhteris siyasal operasyonların yürütüldüğü anlarda işin ehli pek hatırlanmaz, hatırlansa bile onlara müracaat edilmez. Çünkü (Heredot Cevdet”in jargonuyla) “işin ehline müracaat” kafaları karıştırır.

28 Şubat döneminin pek kararlı ve kudretli paşasının Taha Akyol”a söylediği gibi o dönemde yapılmış birçok şey için özellikle işin ehline, yani sosyologlara sorulmamıştır, çünkü onlara sormak kendilerini tereddüde sevk edebilirdi.

Demek ki neymiş? Uzmanlık bilgisi kararlı insanlara ancak yapmak istediklerini onaylayacaksa bir değer taşır. Aslında o paşa isteseydi, istediği yönde, onu tereddüde asla sevk etmeyecek, hatta yaptığını daha radikal bir şekilde yapmasını tavsiye ve teşvik edecek, yetmese alkışlayıp tezahürat edecek bir sürü uzman da bulabilirdi. Muhtemelen o akademik dünyanın içinde bu tür ihalelerle geçinen kesimlerden haberdar değildi henüz. Yine de sonradan ortalığa sosyolog diye dökülen birçok kişi bu konuda da aradığını bulmakta zorlanmamış olduğunu gösteriyor.

Geçtiğimiz günlerde İstanbul CNR”da düzenlenen 11. uluslararası MÜSİAD iş forumu ve fuarı, Mustafa Özel”in de vurguladığı gibi “Dünyanın dört bir yanından binlerce girişimciyi kaynaştırdı ve Küresel Finans Terörüne karşı İslam dünyasının nasıl bir işbirliği içinde olması gerektiğini gösterdi.”

MÜSİAD”ın temsil ettiği teşebbüs kültürünü anlamadan, hiç kuşkusuz Türkiye”nin son yirmi yılında siyasal, toplumsal ve kültürel düzeyde yaşanan değişimleri anlamanın imkânı yoktur. MÜSİAD”ın temsil ettiği girişimcilik hareketi dünyanın her yanından sosyal bilimci ilgisini cezp ederken, bizde bir anlama çabasından ziyade bir el yordamıyla kulp takmanın ötesine geçilemiyor.

28 Şubat sürecinde yaşanan fişleme hareketi bu girişimciliği iç düşman ilan ederek imha etmeye azmetti. Büyük konuşmuş oldu. İmha edemedi. Çünkü olan biteni göremedi. Bunun bir toplumsal dip dalganın getirdiği bir şey olduğunu anlamakta acziyet sergiledi. Çünkü fazlasıyla kararlıydı. Bir uzman görüşüne ihtiyaç duymayacak kadar kendinden emindi, “kesin inançlı” idi. Geçtiğimiz günlerde zamansız bir biçimde tekrar gündeme getirilen Yimpaş konusunda da aynı anlayışsızlık tekrarlandı.

Hatırlarsanız, Ağustos ve Eylül ayı boyunca, “büfeci İslam” diye bir kavram ortaya atılarak bütün bir dönemin toplumsallık biçimi bu kavramın içine sığdırılmaya çalışıldı. Koca bir teşebbüs dalgasını büfecilikle niteleme fikri elbette yaratıcıydı, ama açıklayıcı veya anlayıcı olmaktan ziyade bir sürü sınıfsal kompleksle aşağılayıcı bir refleksin izlerini taşıyordu. Üstelik kavramı ortaya atanlar yüksek bir sınıfsal kökene ait de değildiler. Kavramı ortaya attıktan sonra çocuksu bir sevinçle “nasıl uydurduk ama” diye poz vermeleri ve yaptıklarının üstüne resmen tüy dikmeleri en azından bunu gösteriyordu.

Popüler medyacılığın çoğu kez kavram geliştirme konusunda akademik dünyadan daha yaratıcı olduğuna itiraz etmek gerekmiyor, ama yaratıcılık her zaman isabetli olmanın değil, bazen hayal dünyasında bir teselli peşinde avunmanın şizofrenik işareti de olabilir.

Ankara Ü. SBF”nden Dr. Şennur Özdemir”in yakınlarda yayınlanan kitabı (MÜSİAD: Anadolu Sermayesinin Dönüşümü ve Türk Modernleşmesinin Derinleşmesi, Vadi Yayınları) ise bu konuda ilk defa bu aşağılama ve fişleme çabasının ötesine geçen anlamacı bir yaklaşımı temsil ediyor. Özdemir beş yılda tamamladığı çalışmasında, Anadolu Sermayesini Weberci bir yöntemle önce anlamaya, anladıktan sonra da onu Türk modernleşmesinin derinleşmesinin bir sonucu olarak açıklamaya ve toplumsal tarih çerçevesinin içine yerleştirmeye çalışıyor. İktisat ahlâkına odaklanan çalışmalarıyla Türkiye”de en iyi örneğini Sabri Ülgener”in verdiği zihniyet analizini uygulayan çalışma gerçekten de kafaları karıştıracak bir çalışma.

Başlangıçta Marksist bir sınıf analizinden yola çıkmış olan araştırmacı, MÜSİAD örneğinde kapitalizmin farklı zihniyetlerle farklı bir hal alabildiğini tespit etmiş. Bunu yaparken paranın dini, imanı, rengi olmaz diye özellikle dindar kesimde de bir savunma argümanı olarak tekrarlanan ezberi de bozuyor. Sermayenin pekâlâ bir dini ve rengi vardır. Bu din ve renk şu veya bu etkenle görünür veya görünmez, ama vardır ve Özdemir, bu unsurun tezahürlerine dikkat çekiyor.

Özdemir”in MÜSİAD”ı, ezberleriyle mutlu yaşayanlara, kafalarındaki şablonları aşmak istemeyen, olup bitenlere kendi konforlarını uydurarak yaşamaya alışmış olanlara, hele çok kararlı darbecilere hiçbir şekilde tavsiye edemeyeceğimiz bir kitap (diğerleri temin etmek isterlerse, tel: 0312 435 64 89).

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: