Prof. Dr. Yasin AKTAY

Münasebeti elden bırakmadan

Her şeyin bir yeri ve zamanı vardır. Yerinin ve zamanının dışında yapılan her şey münasebetsiz kaçar. Münasebetsizlikten hiçbir kalite, hiçbir incelik sadır olmaz. Hele bir medeniyet, bir güçlü toplum, bir büyük ülke iddianız varsa, buna mukabil, münasebetsizlik bir davranış kalitesi halini almışsa bu iddialara gülünmez bile, sadece acınır.

Yas zamanı tef çalınıp oynamak densizliktir. Piknikte veya şenlik yerinde asık suratla ciddi ciddi durmak ahmaklıktır.

Galiba milletçe sorunlarımızı sergilediğimiz alanlardan biri de bu yer ve zamanları fena halde karıştırıyor olmamız. Aralarında hangi ayrılıklar olursa olsun, bazı anlar hiç kimsenin farklı bir şey yapmasına imkân veya münasebet tanımayan anlardır. Bu anlar birbiriyle kavgalı insanların bile birbirlerine yeni bir ilişki şansı tanımaları için iyi fırsatlar sunar.

Bayramlar, mesela. Herkesi buluşturan ortak bir bayramının olması, olabilmesi, bir ülkenin en büyük güç kaynaklarından biridir. Türkiye”nin kuşkusuz böyle bayramları vardır. Bu bayramların değerini yeterince takdir edemeyen bu günlerin sunduğu imkânlardan yeterince faydalanamayanlar var olsa bile… Ya bir de bu bayramlar olmasaydı. Düşünmesi bile ne kadar ürkütücü…

Danıştay saldırısının ardından, cenaze töreninde veya İsmailağa Camii”ndeki çifte cinayet dolayısıyla yaşananlar, yas tutma ve taziye kültürümüzün ne kadar aşınmış, ne kadar münasebetten yoksunlaşmış olduğunu gösterdi. Devletin en üst düzeyinden insanların bu münasebetsizlikleri teşvik etmesi ise vahametin asıl boyutlarını göstermişti.

Orhan Pamuk”un Nobel Edebiyat Ödülü almasına verilen veya verilmeyen tepkiler, tebrik kültürümüzün de yerlerde süründüğünü gösteriyor. Nobel ödülünün kuşkusuz birçok eleştiriye yer bırakan, çok çelişkili bir tarihi ve tarzı vardır, ama aklı başında hiç kimse bu ödülün edebiyat dünyasındaki değerini inkâr edemez. Bu ödül çoğu zaman hiç ummayan kişilere, ummadıkları zamanlarda verilmiş, hatta birçok örnekte ödül, verildiği kişilerin başına iş açmıştır. Belki Nobel tarihinde hiç kimse Pamuk kadar işin başından itibaren bu ödülü hedefleyerek ve bunun için çalışarak hazırlanmış değildir. Bu hazırlıklar Pamuk”u zaman zaman tuhaf siyasi tutum ve söylemlerin içine itmiştir. Kar romanı dolayısıyla İslamcılardan açıkça saldırı arzulamıştı da beklediği saldırı bir türlü gelmemişti. Bunun üzerine Pamuk”un kanal kanal dolaşıp “İslamcılar yazdıklarımdan dolayı bana kızacak” diyerek kendi kendini ihbar eden davranışlarındaki tuhaflığı unutmak mümkün değil.

Bu şekilde romanlarının tanıtımı esnasında yaptıkları romanlarının kalitesini epeyce gölgelemiştir. Ancak, ne olursa olsun hedeflediği ödülü alması tebriki fazlasıyla hak eden mutlak bir başarı hikâyesi ortaya çıkarmıştır. Bu saate münasip düşen tek davranış tebriktir. Tebrik etmeyi ihmal etmek, hele Türkçe yazan ve Türkiye”yi yazan biri olarak onun açıkça Türk edebiyatına kazandırdığı ödül orta yerde dururken, Türklüğe hakaret eden bir sicil kaydını önplana çıkarmak; Türklüğe sadece münasebetsizliği reva gören asıl büyük hakaret bu değil mi?

Orhan Pamuk bu ödülü Türkçe içinde bir Türk olarak yaptığı edebiyat sayesinde aldı. Bu edebiyatta birçok Türk”ün hoşuna gitmeyen bir şeyler olmasından doğal bir şey olamaz. Çünkü hoşumuza gitse de gitmese de bir ödülü hak etmesini sağlayan asıl etken bir farklılıktan başkası değildir.

Tabii ki tebrik zamanı tebrik etmesini bilirken, bir Nobel ödülü aldı diye hiç kimseye yazdıklarından veya söylediklerinden dolayı bir masumiyet veya eleştirilmezlik kazandırmadığını da çok iyi bilmeyi ihmal etmemek gerek. Hele Orhan Pamuk ödülünü aldı diye Nobel”i her türlü hatadan münezzeh bir takdir ve ödül mekanizması olarak kutsamaktan ve Nobel hakkındaki eleştirilerin tamamını mahkum etmekten de kaçınmak gerek.

Münasip zamanda hem Orhan Pamuk yazdıklarıyla, hem de Nobel takdir ve icraatlarıyla eleştirilmeye devam edecektir, ancak münasebeti elden bırakmadan, tebrik zamanı tebrik etmekten geri durmadan.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: