Prof. Dr. Yasin AKTAY

Mülteciler AB’nin kapısına dayanınca

Türkiye’nin Avrupa’ya veya başka bir yere gitmek isteyen Suriyeli mültecileri şimdiye kadar engelleme yönünde uygulamakta olduğu politikadan vazgeçmesi üzerine bir anda Avrupa kapılarını yığılan mülteci dalgaları konusu Avrupa’nın şimdi en önemli gündemi olmaya aday bir konu. “Bu kadar kısa sürede” dediğimiz, hepsi 4 gün içinde, Avrupa kapısına dayanan mültecilerin sayısı neredeyse 150 bini bulmuş durumda.

Avrupa sınırlarında ortaya çıkan manzara Türkiye’nin yıllardır nasıl bir sorunla başetmek üzere yapayalnız terkedilmiş olduğunu aynelyakin bütün dünyaya göstermiş oldu.

Kapıya dayanan kalabalıkların hiçbirinde Türkiye’den zorla gönderiliyor olduklarına dair en ufak bir ifade yok. Türkiye hiç kimseyi zorla göndermiyor, bilakis sadece gitmek isteyenlere engel olmayacağını söylüyor. Gidenler zaten Türkiye’ye Avrupa’ya gidebilmek üzere bir durak olarak bakan kişilerden oluşuyor. Türkiye’yi hedefleyerek gelenlerden bu yolculuğa çıkan çok çok az. Zaten Türkiye hiç kimseyi de zorla bir yere göndermiyor.

Buna mukabil, gidenlerin büyük çoğunluğu Türkiye’yi terk ediyor olmanın üzüntüsünü ifade ediyor. Onları bu yolculuğa sevk eden bir hayal, bir rüya var. Avrupa rüyası birçoğu için hala geçerliliğini koruyan bir rüya. Orada Türkiye’dekinden daha iyi bir hayat kurabileceğine dair beklentileri var. Bu beklenti ve motivasyon insanları bu umut yolculuğuna sevk ediyor.

Aslına bakarsanız bu yolculuğun sonu tam bir macera ve büyük ihtimalle büyük hayal kırıklığıyla sonuçlanacak. Çünkü, sınırı aşıp hedeflerine varsalar dahi, Avrupa’nın bu mültecilere sunacağı maddi imkanları fazlasıyla olsa da bunu sunmakta o kadar da cömert davranmayacak, davranmıyor zaten. Ancak henüz tecrübe etmemiş oldukları bir geleceği şimdiden tüketmeye yanaşmaz umut sahipleri. Yaşamadan bilmeyecekler, görmeden anlamayacaklar.

Bugünün Avrupası yabancı düşmanlığı ile kendi kendini yiyip tüketmeye yüz tutmuş durumda. Bırakınız yabancıya bir şey verme imkanını, yabancının varlığı şu anda Avrupa’ya ait denilen değerlerin tamamını içinden çıkılmaz bir cenderenin içine sokuyor. Bir yandan bir insan hakkı olarak mülteciyi alma uygulamasından meneden zaten yabancı nefretinin kendisi iken, sayısı her geçen gün artan mültecilerin varlığı da Avrupa için kazanması çok zorlaşmış bir imtihana dönüşmüş durumda.

Avrupa’da hiçbir rasyonel politikası olmayan, içe kapanmayı ve kendi insani kaynaklarını sorumsuzca tüketmeyi beraberinde getiren aşırı sağın yükselişi mülteciler eliyle artan yabancılara bir tepki. Bu tepkinin AB’nin karşılaştığı en büyük kriz olduğunu söylemek o yüzden bir abartı sayılmaz.

Daha şimdiden Yunanistan sınırında yaşananlar Avrupa’nın bu çetin imtihandan başarıyla geçebileceğine dair hiçbir iyimser izlenim vermiyor. Göçmenlere karşı sergilenen muamele sadece göçmenleri kahretmiyor, onlarla birlikte AB’nin insani değerlerini de, tutarlılığını da, samimiyetini de yerlere seriyor.

Aslında bu noktada Türkiye’nin AB ile yapmış olduğu “mülteci geri kabul anlaşması” AB için çok büyük bir fırsattı. Bu anlaşmada Türkiye’nin üzerine düşeni fazlasıyla yerine getirdiğinin resmi bugün Yunanistan sınırında en berrak şekilde veriliyor. Türkiye üzerine düşeni yaparak bütün bu mültecileri Türkiye sınırlarında tutuyordu. Üstelik bunu sağlamanın tek maliyeti mültecilerin geçimleri değil, bu mültecilerin Avrupa’ya doğru hareketlerine engel olmak üzere istihdam edilen kolluk ve güvenlik güçlerinin çok daha yüksek bir maliyeti var.

Türkiye’nin Avrupa’ya anlaşma çerçevesinde sağlamış olduğu bu muhteşem fırsat karşılığında AB’nin yerine getirmesi gereken çok az şey vardı, ama AB bunu sürekli bir oyalama konusu haline getirdi. Türkiye’yi AB’ye alma konusunda uyguladığı tavrın aynısını bu konuda da sergiledi: Türkiye’den sağladığı bütün faydayı bedavaya getirmek.

Vize muafiyeti bu şartlardan biriydi, zaten neredeyse tümüyle rafa kaldırıldı. Verilmesi gereken mali destek vardı, çok azı yerine getirildi. Tabi en önemlisi de Suriye’de sürekli mülteci üreten çatışma ortamı için kalıcı bir çözümün desteklenmesi, sorunun kaynağı olan Esad rejimine gereken baskıların yapılarak yönetimden uzaklaştırılması. Bu konuda sonuç alıcı bir adım atılamıyorsa da bu yolda mücadele etmekte olan Türkiye’nin mücadelesinin anlaşılması, mücadelesine ket vurulmaması, bu bölgeyi daha da istikrarsızlaştıran terör örgütleriyle Türkiye’nin mücadelesinde terör örgütlerine destek verilmemesiydi.

Maalesef AB ülkeleri bir yandan Suriye’deki istikrarsızlığı önlemek bir yana daha da körükleyici davranışlar sergilerlerken, bir yandan da Türkiye’yi terörle mücadelesinde yalnız bırakmakta ve üstelik bundan dolayı kendilerine kesilmesi gereken faturayı da Türkiye’nin üstüne yıkmış olmanın haksız konforunu sürdüler.

Bu açıdan bakıldığında, Türkiye’nin mülteci hareketine karşı koyduğu engelleri kaldırma kararı haklı olduğu kadar, siyasi olarak da AB-Türkiye arasındaki tıkanmaya yüz tutmuş diyalog kapılarını bir daha aralayacak, zekice atılmış bir adım olmuştur.

Tekrar etmek gerekirse, Türkiye kimseyi zorla göndermiyor, sadece gitmek isteyenlere engel olmaktan vazgeçiyor. Esasen Suriye’deki bütün çabası da geri gitmek isteyenler için şartları elverişli hale getirmekten ibarettir. Bu takdirde bile gitmek istemeyenlerin asla zorla gönderilmesi sözkonusu olmayacaktır.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: