Prof. Dr. Yasin AKTAY

Muhalefetle İktidar ne zaman aynı ligde oynayacak?

Cuma akşamı Kanal 7”de Erhan Çelik”in sunduğu ve benim de katıldığım İskele Sancak programına konuk olan Derya Sazak CHP içinde yaşanan son kaset skandalı etrafındaki tartışmalar üzerine iktidar ve muhalefet partilerinin ilişkisine dair ilginç bir tanımlamada bulundu. CHP kaset skandalını olabilecek en küçük hasarlarla atlatmayı hesaplarken kendi içine alabildiğine kapanmaya devam etmekte, hatta iktidar partisine bile bu bağlamın daracık sınırlarının içinden siyaset yetiştirmeye çalışırken, AK Parti”nin hâlihazırda uğraştığı konular itibariyle fiilen son derece farklı bir ligde oynadığını söyledi Sazak.

Bu yorumunu desteklemek üzere Türkiye”nin AK Parti yönetiminde sadece son bir hafta içinde yapmış olduğu uluslar arası açılımlara bakmak yeterdi. Rusya Devlet başkanı Medvedev”in 4 uçak dolusu insanla geldiği Türkiye”de yaptığı anlaşmaların kısa bir süre içinde 100 milyarlık bir hacme ulaşması telaffuz edilebilirken Rusya ile vizelerin kaldırılması bir gerçek haline gelmiş oldu. Daha Medvedev”in gezisi üzerinde doğru dürüst konuşmaya fırsat bulamamışken Başbakan”ın 10 bakanıyla birlikte Yunanistan”a ikili ilişkilerin tarihindeki emsali bulunmayan gezisi başladı. Bu gezinin de çok başarılı geçmiş olduğunu detaylarıyla izledik.

Bu arada Devlet Bakanları Ali Babacan, Cevdet Yılmaz ve Mehmet Şimşek”in beraber hazırlayıp açıkladıkları Mali Kural, devlet harcamalarını başta AK Parti olmak üzere hükümetlerin neredeyse ellerini ayaklarını bağlayacak şekilde bir disipline kavuşturmaları haftanın önemli gündem maddelerindendi. Bu apayrı bir konu, ama Türkiye”de yönetimi şahsi ve keyfi harcamalardan, hükümetlerin popülist politikalarının kıskacından kurtarmak üzere atılmış devrimci bir adım olduğu kesindir. Bunu iktidardaki bir partinin kendi kararıyla yapıyor olması ayrıca takdire şayandır, çünkü böyle bir kuralı getirdikten sonra hükümetlerin kamu maliyeleri üzerindeki inisiyatiflerinden, ülkenin geleceği uğruna kendi eliyle çekiliyor demektir. Sivil diktatörlük kurmak isteyen bir iktidara hiçbir şekilde yakıştırılamayacak bir adım yani…

Cumartesi günü ise, Dışişleri Bakanlığının organize ettiği ve Bakan Ahmet Davutoğlu”nun da açılış konuşması yaptığı 21. Yüzyıl Başlarında Türk Diplomasisi ve Bölgesel ve Küresel Düzen başlıklı uluslar arası bir konferans düzenlendi. Bu konferans Bizzat Davutoğlu”nun tanımladığı şekliyle genellikle pratik içinde bu işleri büyük bir hızla yapmakta olan siyasal aktörlerin dönüp arada bir kendi yaptıklarına akademik-entelektüel bir perspektiften bakma ihtiyacına cevap vermek üzere düzenleniyordu. Bunun için sadece Türkiye”den değil, dünyanın birçok yerinden davet edilen sahanın duayeni sayılabilecek dış politika uzmanları, tarihçi, sosyolog ve siyaset bilimcilerden oluşan katılımcılardan oluşturulan 5 çalışma grubu Türkiye”nin AB, ABD, komşuları, Orta Doğu, Afrika, Latin Amerika, Uzak ve Yakın Asya ile ilişkileri ile bütün bu bölgeler içinde oluşması muhtemel veya gündemde olan yeni sorun ve teşekkül alanlarındaki yerini tespit etmeye, gelecekle ilgili avantaj ve risk öngörülerinde bulunmaya çalıştı. İlk gün çalışma gruplarının her birini yarımşar saat kadar ziyaret eden Bakan, böylece bütün grupların çalışmalarına da katılıp eleştirileri ve tespitleri dinledikten sonra kendi cevap ve katkılarını da ifade etti. Konuşmasının orta yerinde aldığı ani bir telefon üzerine Tahran”a gitmeye karar veren bakan ikinci günkü oturumlara katılamadı.

Kendisi akademik hayattan, yani kendi ifadesiyle teorinin yüksek düzeylerinden gelen Davutoğlu”nun sahaya hasbelkader çekilerek uygulamak durumunda kaldığı siyaseti, güncellenmiş ve işe yarar bilgi ile destekleme konusunda sergilediği bu performans doğrusu başlı başına üzerinde durmaya değer bir konu.

Konferans Davutoğlu yönetimindeki dış siyasetin bir tür kendi üzerinde düşünmesi (self-reflexivitiy), nereye doğru gittiğini görebilmesinin, ama aynı zamanda bu siyasetin bir tür kamu diplomasisi yoluyla tanıtılmasının da iyi bir örneğini oluşturdu. Her oturumda Ermeni sorunundan Kıbrıs sorununa, Türkiye”nin AB ile ilişkilerinden İsrail-Filistin sorununa kadar birçok konu etrafında Türkiye”nin göründüğü yer netleştirilmeye çalışılırken bu yere dair Türkiye”nin tezleri de anlatıldı.

Davutoğlu”nun bir saat e yakın süren ve İngilizce olarak irticalen yaptığı konuşma esnasında söyledikleri bir dış politika paradigması için gerekli bütün parametrelere sahipti. Yedi yıllık bir pratiğin çerçevelendirilmesi, isimlendirilmesi ve üzerinde düşünülmesi sözkonusuydu. Konuşulan bütün konuları burada zikretmek mümkün değil ama sadece bir başlığı zikretmek gerekirse, dış politikada “sıfır problem” diye kendi patentini taşıyan siyasete yöneltilen eleştirilere cevap verirken gerçekçilik ile idealizm arasındaki dengeye dair de çarpıcı bir ders vermiş oldu.

Sıfır sorunun hiçbir zaman yakalanamayacak bir ideal olduğunu elbetteki kendisi de biliyordur. Ancak hedefi böylesine büyük koymanın ne sakıncası olabilir ki? Hele hedefi böyle koyup ona doğru yaklaşmak için atılan çabaların şimdiye kadar faydadan başka ne zararı olmuş? Bugün en azından bu istikamette birçok sorunun bir bir çözülme yoluna girdiğini görüyoruz.

En müzmin sorunlarda kat edilen baş döndürücü mesafeler bile hedefi böyle bir yere koymanın hiç de azımsanmayacak bir iş olduğunu yeterince gösteriyor olmalı.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: