Prof. Dr. Yasin AKTAY

Modernlik eleştirileri ve siyasal irade

Kahire”deki Abant toplantısı vesilesiyle Türkiye”nin geçmişine dair, yarım kalmış birçok hesabın hatırlanması gerektiğini fark ettim. Mesela, İslam ve Modernleşme konuları belki hak etiği seviyede olmasa da Türkiye”de bir zaman epey tartışıldı. Son zamanlarda bu tartışmalarda hangi mesafenin alındığına dair hiç kimsede hiçbir belirlilik duygusu oluşmaksızın, tartışmalarda gözle görülür bir duraklama yaşandı. Bu duraklamanın sebebini anlamak gerçekten zor… Modernlik ve dinle ilgili daha önce dillendirilen eleştiriler, yapılan tahlillerin hangisinin tutup hangisinin tutmadığına dair hiçbir muhasebe yapılmadan fiili bir ricat yaşandı tartışmalardan.

Belki artık dünyanın gidişatını modernleşme kavramı etrafında anlamlandırmanın bir münasebeti kalmamıştı. Belki dünyayı artık küreselleşme veya postmodernleşme denilen daha yeni kavramlarla açıklamak daha cazip geliyor. Belki de modernleşme kendini biraz da kimsenin artık direnemeyeceği kadar gerçekleşmiş, tamamlanmış bir süreç olarak hissettiriyordur.

Modernleşme süreç içinde elinin değdiğini kendine çeviren bir etki yaptı. Nihai aşama olarak dünyanın tamamını birbiriyle irtibatlandırdı. Artık “zamana veya tarihe dayalı bir kategorileştirme olarak modernlik” kavramı dünyanın yapısal özelliklerini anlatmaya yetmiyor. Bunun yerine mekânın ve coğrafyanın vurgulandığı “küreselleşme” kavramı ön-plana çıkıyor.

Postmodernizm ise bu küresel aşamaya tekabül eden zihniyet ve kültür dünyasını resmeden başka bir kavram.

Kavramlar olup bitenlerin bizatihi özneleri değildir. Olup bitenler hakkında anlamayı kolaylaştırması umulan araçlardır. Bu kavramlar olup biteni daha iyi açıklamak yerine daha çok karıştırıyorsa ciddi bir sorun var demektir. Modernleşme kavramı bu sorunu yaşayan en önemli kavramlardandır.

Kahire”deki Abant toplantısında davetlilerden Prof. Tülin Bümin özel sohbetlerde modernleşme analizlerinin siyasallığa karşı işleyen, siyasal tavra ket vuran bir tarafına işaret etti. Öteden beri benim de din adına modernleşme eleştirileri hakkında böylesi bir rahatsızlığım vardı. Modernleşme kavramını bir tahlil aracı olmaktan çıkarıp bir ideolojik özne konumuna yükselttiğimiz zaman bunu çok iyi görebiliyoruz. Modernleşme dünyada olup biten her şeyi belirleyen, her şeyi tayin eden, zamanı ve mekânı kuşatan demonik bir süper-özne olarak resmediliyor. Bu öyle bir resimdir ki bu dünyada “ben varım” diyen hiç kimsenin dışına çıkmasına asla imkân vermeyecek şekilde her şeyi yutuyor. Ontolojik olarak dışına çıkılamayan bir şeye karşı olmak nasıl bir şeydir? İsterseniz sorunu düşünmeye buradan başlayın, bir bakın nereye varacaksınız.

Bu şekilde resmedilmiş bir modernliğe bir de esastan muhalefet edildiğinde önünüzde kalan tek seçenek aslında ona teslim olmaktan başka bir şey olmaz. Daha kötüsü ve genellikle vaki olanı, bu şekilde resmedilmiş bir dünyanın tam ortasında yaşarken, onun karşısında olduğu yanılsamasıyla yaşama çelişkisidir.

Ben yanılsama diyorum siz meşhur duadaki gibi “değiştirebileceğimizi değiştirebilmek için güce, değiştiremeyeceğimize tahammül edebilmek için sabra talip olmaktan uzak olmak” deyin. Dahası, “değiştirebileceğimiz ile değiştiremeyeceğimiz arasındaki farkı fark edebilme basiretinden yoksun olmak” deyin.

Oysa siyasallık dediğimiz şey tam da bu “güç, tahammül ve basiret”in bir imtizacıdır. Din adına yapılan modernlik eleştirilerinin birçoğu insanı her türlü siyasal iradeden geri bırakan bir acizliğe çağırmıştır. Değiştirilebilecek ve değiştirilemeyecekler arasındaki ayırımı yapmadan kinik bir reddiyenin içine girmek, sonuçta varıp modernleşme olarak gerçekleşen her şeye hesapsız bir teslimiyete dayanmaktadır.

Modernleşme tasvirleri bu açıdan bir çeşit komplo teorisine dönüşebiliyor. Düşmanın kötülüğünü anlatmaya çalışırken aynı zamanda asla yenilemeyecek, neredeyse bir kadir-i mutlak “kişi” yaratıyor.

Halbuki, hiç yenilemeyecek olanın karşısında yapılabilecek hiçbir şey yoktur. Esasen yapılabilecek hiçbir şeyin olmadığı yerde siyaset yoktur. Siyasetin olmadığı yerde insan yoktur.

Ya insanın olmadığı yerde?…

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: