Prof. Dr. Yasin AKTAY

Miting meydanlarının siyasal hermenötiği

Türkiye’de insanların çok alışık oldukları seçim mitingleri aslında gerek çevre ülkeleri açısından gerekse de bütün Avrupa demokrasileri açısından çok kendine özgü bir karakter arz ediyor.

Avrupa’da bu kadar geniş katılımlı seçim mitinglerinin yaşandığı ülkeler ya hiç yok veya çok az. Elbette seçimler için geniş katılımlı salon toplantıları veya açık toplantılar oluyor, ama Türkiye’dekinin ölçeğinde, bu kadar geniş katılımlı ve neredeyse kurumsallaşmış bir siyasal habitus olarak meydan mitinglerinden söz edemiyoruz.

Avrupa ülkelerinde bunun yokluğunun sebebi olarak siyasal yabancılaşmadan bahsedebiliriz elbet. İnsanların seçim sandıklarına bile yüzde ellinin altında bir katılımla gittiği bu ülkelerde seçimleri için bu kadar geniş kalabalıkları bir araya getirmek için fazla bir motivasyon yok.

Seçimlere katılımın azlığı iyimser bakışla zaten sistemin yeterince oturmuş olduğu ve seçimler yoluyla bir şeylerin değişme ihtimalinin görülmemesinden dolayı olabilir. Bu durumda seçimler kitleler için formalite gibi algılandığı için belli bir kesimin yapmakla diğerlerinin üzerindeki yükümlülüğü kaldırdığı bir farz-ı kifaye gibi görülüyor.

Tabi karamsar bir bakış açısı aynı argümana uyarlanabilir. Durum o kadar kötüdür ki, yine seçimlerde karşımıza çıkan seçeneklerin bir şeyleri değiştirme ihtimali yoktur. İnsanların siyasetten beklentilerinin azalmasına yol açan bu doygunluk veya karamsarlık, her ikisi de siyasal heyecanı ve katılımı azaltır, siyasal ilgisizliği ve lakaytlığı artırır. Bu durum miting meydanlarına da yansımasını bulur.

Türkiye’de ise insanlar seçim yoluyla bir şeyleri değiştirebileceklerine inandılar hep. Elhak Türkiye’de her zaman bir seçimden bir seçime insanlar çok şeyleri değiştirdiler de. Türkiye’nin adım adım daha fazla demokratikleşmeye doğru ilerlemiş olması ve bugünkü noktaya gelmiş olmasının en önemli siyasal-sosyolojik koşulu bu “siyasal umut” olmuştur. Bu umudu taze tutan ise sandığın güçlü bir biçimde kurumsallaşmış olmasıdır. Sandık demokrasinin namusudur ve Türkiye’de güçlü bir sandık-namus özdeşliği vardır.

Seçim meydanlarındaki buluşma ise sandığın ayrılmaz bir parçasıdır. Sandığa çok önem verenler özellikle bu meydanlarda canlılıklarını daha fazla göstermenin yoluna bakarlar. Sandıktan başka bir yola heves edenler ise meydanlarda fazla görünme ihtiyacı da hissetmezler. Sadece bu ölçütten yola çıkarak da siyasi partilerin demokrasiye olan sadakatlerini sağlam bir biçimde değerlendirmek mümkündür.

Yine tam bu açıdan bakıldığında AK Parti Genel Başkanı olarak Recep Tayyip Erdoğan’ın girdiği bütün seçimlerde her seferinde açık ara rakiplerine fark atarak bu kadar uzun zamandır iktidarda kalması daha iyi anlaşılabilir. Her seçimde rakiplerinden bariz bir biçimde çok daha fazla çalışıyor Erdoğan. Güvendiği tek şey sandık, dolayısıyla seçmen, dolayısıyla o seçmeni en iyi bulacağı yerlerden birisi olarak miting meydanları.

İnsan takatinin çok üstünde bir eforla her seçimde Türkiye’nin neredeyse bütün meydanlarını gezerek seçmeniyle buluşuyor Erdoğan. Bu buluşmada kendini anlatıyor, yaptıklarını anlatıyor, yapacaklarını anlatıyor, derdini anlatıyor ve miting meydanında seçmenle birebir göz teması kuruyor. Meydanların diline bakarak, onlara kulak vererek, onlarla güçlü bir diğerkâmlık kuruyor ve bazen kendini aldığı bu seslere, görüşlere, taleplere, eleştirilere göre değiştiriyor, yeniden ayarlıyor.

Sadece bu buluşmalara bakarak kendisine yapılan otoriterlik veya diktatörlük eleştirilerinin ne kadar bu duruma kör ve sağır olduğunu görebilirsiniz. Bunu yeterince gören hiçbir vicdan sahibi kendisine böyle bir eleştiri yapamaz. Hangi diktatörlükte diktatör her seçim öncesinde seçimlerde bu şekilde herkesten çok daha fazla çalışır, derdini anlatmaya çalışır ve halkından yetki talep eder?

17 yıldır istikrarla her seçimi kazanarak iktidarda kalmaya devam etmesinin ona şimdiye kadar hiçbir beşere nasip olmayan bir güç kazandırmış olduğu muhakkaktır. Uzaktan bakanlar bu tür bir modeli imkansız gördüğünden, Erdoğan’ın bu gücünü iktidarda bulunmasından aldığını düşünebiliyorlar. Oysa Erdoğan bu gücü iktidardan almıyor, tam tersine, iktidarını bu çabaları karşılığında elinde tutmaya devam ediyor. Bu da ortaya gerçekten alışılmıştan çok farklı bir liderlik modeli çıkarıyor.

Normalde iktidarda olmak liderleri rehavete sürükleyebiliyor. Bu rehavet kendini anlatmak konusunda da zaten elde-bir bir avantaj hissine sürükleyebiliyor. Bunun neticesi tabii ki halkla iletişimin ve empatinin bir süre sonra yitip gitmesidir. Oysa Erdoğan şu anda iktidarının zirvesinde olduğu halde rehavete kapılmıyor, herkesten çok daha fazla çalışıp çabalıyor ve bu da ona başarıyı kaçınılmaz hale getiriyor.

Siirt mitinginde yüz akı devasa projeleriyle temayüz eden ve bölgede de ciddi enerji yatırımları olan Nihat Özdemir Erdoğan’ın bu yoğun çalışma temposunun kendi üzerlerindeki etkisini şu sözlerle ifade etti: “sizin bu inanılmaz koşuşturmanız, bizi de kendimizden utandırıyor, motive ediyor ve size ayak uydurmaya zorluyor. Emin olun bugün ortaya koyduğumuz projelerin büyük kısmı size ayak uydurma motivasyonunun bir eseridir”.

Türkiye’de sandık ve seçimler demokrasinin ne kadar güçlü temellere dayanıyor olduğunu gösteriyor, doğru, ama Erdoğan’ın bir insan oğluna nasip olabilecek en güçlü iktidara rağmen sandığa özellikle miting performansıyla göstermeye devam ettiği bu çaba, başlıbaşına Türkiye demokrasisi adına büyük bir katkıdır.

Bu mitinglerdeki siyasal hermenötiğin işleyişi, her bir ilde Erdoğan’la meydan arasındaki diyalog, bunların neticeleri, tabii ki ayrı bir analiz konusudur.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: