Prof. Dr. Yasin AKTAY

Milletvekili dokunulmazlığı, terör ve siyaset

TBMM’nin 26. Döneminin ilk anayasa değişikliği dün itibariyle gerçekleşmiş oldu. Bu değişikliğin seçilmiş milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılmasını getiren bir yasa olması bir bakıma işin içindeki saklı ironi. AK Parti baştan itibaren siyasetin alanını genişletmek, siyaset üzerindeki asker, yargı, bürokrasi veya başka herhangi bir mihrakın vesayetini engellemek üzere, milletvekili dokunulmazlıklarının kaldırılmasına çok sıcak bakmıyordu. Buna mukabil CHP son 14 yıldır bütün siyasetini neredeyse milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılması üzerinde kurmuştu. Bütün seçimlerde halka vaat ettiği neredeyse daha önemli bir konu yoktu.

CHP bu konuyu halka bir vaat olarak sunarken, bu konunun halkın hiç gündeminde olmadığının en açık göstergesi halkın buna sandıkta verdiği cevaplar oldu. Çünkü bir siyasetçi olarak CHP bu talebi dile getirdiğinde aslında siyasetin alanını daraltmaktan başka bir şey yapmamış oluyordu. CHP genellikle siyasette, siyaset dışı aktörlerin bir temsilcisi gibi davranıyor, demokrasi içinde demokrasi dışı mihrakların Truva atı gibi çalışıyordu.

Aksine AK Parti, dokunulmazlıkların kaldırılması meselesinde hep mesafeli baktı, çünkü bu yönde bir düzenlemenin mevcut yargı düzeni ve siyaset üzerindeki iştahlı vesayetçilerin bulunduğu bir zeminde ne siyasete ne de demokrasiye ne de millete hiçbir getirisinin olmayacağını çok iyi görüyordu.

Oysa AK Parti’yi dokunulmazlıklar konusunda bugün savunduğu noktaya getiren süreç, tam da siyasetin güven ve ciddiyet sınırlarını koruma gereğinin şiddetle hasıl olduğu bir süreç olmuştur. Demokrasi dışı mihraklara karşı dokunulmazlık siyasete bir güven ve koruma sağlarken, bu koruma kalkanının bu sefer siyaset dışı terör odaklarının kötü kullanımına açılması tam da o güven alanını, siyasal alanın nezihliğini tehdit edecek hale gelmiş bulunuyordu. Milletvekili dokunulmazlığının gündeme gelebileceği tek alan bir siyasal partinin veya milletvekilinin şiddetle içiçe bir pratik ortaya koymayı normalleştirdiği alandır.

PKK militanlarına çözüm süreci boyunca tanınan bir fırsat vardı. Bu fırsat, şimdiye kadar siyasal alanda yapamadığını söyledikleri ne varsa siyasetin yenilenmiş alanında rahatlıkla yapabileceklerini vaat ediyordu. Tek istenen ve beklenen şey silahlara veda etmeleriydi. Silahlara veda ettiklerinde, kendilerini bekleyen içinde parlamenter faaliyetin de bulunduğu geniş bir siyasal alan vardı.

PKK çözüm sürecini son derece ahlaksızca suiistimal etti. Silahlara veda etmesi beklenirken, tarihinin en büyük silah yığınağını bu dönemde yaptı. Bir çoğu çocuk yaşta binlerce genci dağa kaldırıp silahlandırdı. Güvenlik güçlerinin çözüm sürecine hürmeten sergilediği hareketsizliği bir zaaf gibi görüp bu alanda hiçbir boşluk bırakmamacasına işgal etmeye kalkıştılar. Bu esnada HDP’yi tamamen kendilerine tabi kılarak aralarındaki bu ahlaksız ilişkiyi de normalleştirme yoluna gittiler. Silahlı faaliyetin yerine ikame edilecek bir siyasal faaliyet olarak HDP bu ilişkiye itiraz etmek bir yana, tam bir emir eri gibi hareket etti.

Çözüm sürecinin bitimi ve PKK’nın yabancı güçlerin lejyoner savaşçısı gibi Türkiye’ye saldırmaya başladığı bir anda, HDP bu düşman gücün TBMM çatısı altındaki sözcüsü gibi davranmaya başladı. Milletvekili olarak sahip oldukları imtiyazları terör örgütünün faaliyetlerini kolaylaştırıcı, o faaliyetlere meşruiyet kazandırıcı bir propaganda imkanı olarak değerlendirmeye başladı. Bu esnada her gün sivilleri hedef alan terör saldırıları onlarca can alırken, HDP’li vekiller tam bir aymazlık içinde bu terör faaliyetini alenen desteklemeye devam ettiler.

Sonuçta demokrasi ve siyasal meşruiyet açısından da durum asla tahammül edilemeyecek bir hale gelmiş oldu. Buna da tahammül edilse, bundan sonra parlamentonun, kendisine tabi silahlı güçleri olan partilerin bir mücadele alanına dönüşmesinin de normal sayılacağı bir yere doğru gidebilirdi. Devletin güvenlik güçlerinin her gün onlarca masum canı alan terör örgütüne karşı mücadelesini iki eşit gücün savaşı gibi ifade eden, devletin mayın döşeyen, şehirleri işgal etmeye kalkışan terör örgütüne karşı operasyonlarını Meclis kürsüsünden “katliam” olarak niteleyen milletvekilleri sadece Türkiye’nin değil, hiçbir demokrasinin kabul edebileceği bir şey değildir. Siz hiçbir Avrupa demokrasisinde DAEŞ terör örgütüne sempati duyan bir veya birkaç milletvekilinin her gün saatlerce DAEŞ’i masum göstermeye çalışan, buna karşılık onunla mücadele eden Avrupa devletlerini katliamla suçlayan konuşmalar yaptığını tasavvur edebilir misiniz?

Habire doksanlı yıllarda DEP’li milletvekillerine yapılanlar bir tehdit gibi hatırlatılmaya çalışılıyor. Her şeyden önce doksanlı yıllarda siyasal alan o kadar geniş değildi, üstelik o gün milletvekilleriyle terör örgütleri arasındaki ilişki o kadar aşikar olmadığı halde onlara yapılanlar bir tür kahraman üretmişti. Bugün, hem siyasal alanın bu kadar genişlediği bir zeminde, teröre müracaatın lanetlik bir suç olarak mahkum edildiği bir zeminde, bazı milletvekillerinin terörle bu kadar aşikar ilişkisi onlara hiçbir masumiyet veya mağduriyet alanı bırakmıyor, kimse kusura bakmasın.

Aksine bu vekillerin işbirliği içinde olduğu terör örgütü her gün onlarca aileyi mağdur etmektedir. Dahası, insani yardımda dünya birincisi olmuş Türkiye’ye ve Türkiye üzerinden bütün İslam dünyasına, mazlumların dünyasına bir ihanet içinde olan bir örgüte karşı verilen mücadele doksanlı yıllardakinin aksine Kürt halkını bile artık devlete daha fazla yaklaştırmaktadır.

Bu, doksanlı yıllardakinin tam aksi bir eğilimdir. Doksanlı yıllarda terörle mücadele Kürt halkını devletten uzaklaştırıyordu, çünkü hem siyasal alan dardı, hem devlet haksız yollarla bu mücadeleyi yürütüyordu, mücadele ederken büyük haksızlıklar yapıyordu, hem dinlemeden sadece vuruyordu. Oysa bugün hem siyasal alan alabildiğine geniş, hem devlet dinleyebileceğinin son noktasına kadar Kürt halkını dinliyor ve kendisiyle özdeşleştiriyor, hem de PKK ve onun uzantısı siyasi örgütlerin bütün ikiyüzlülükleri bir bir ortaya çıkıyor.

Yine de bütün bu durumun büyük ölçüde yaşanmış olan çözüm süreci sayesinde mümkün hale gelmiş olduğunu söylemekte fayda çözüm süreci yaşanmamış olsaydı, bugün terörle mücadele bu kadar etkili olamazdı.

Açıkçası çözüm süreci, belki PKK’nın bir süre palazlanmasına yol açtı, ama neticesinde bütün foyasının ortaya çıkmasını da sağlamış oldu.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: