Prof. Dr. Yasin AKTAY

Milletin gözbebeği

Siyaset felsefesinde eskiden beri devlet mekanizmasını insan vücuduna benzeterek çözümlemeye çalışan bir eğilim vardır. Platon”dan Aristo”ya, Farabi”den Gazzali”ye kadar temsil edilen bu eğilimde devletin veya toplumun bütün kesimleri gördükleri işe göre vücudun bir organına benzetilir. Genellikle filozoflara, bilgelere veya bilim adamlarına beynin, zenaat sahiplerine ellerin, sanatçıya veya yöneticiye kalbin yakıştırıldığı bu siyasal beden tasvirlerinin hiç birinde ordulara baş veya baştaki organları andıracak bir organik rol yakıştırılmamıştır.

Bunun belki tek istisnası Türkiye”de orduya bu siyasal beden içinde yakıştırılan konumudur. Türkiye”nin siyasal beden tasavvurunda “ordu, milletin gözbebeğidir.”

Bu gerçekten istisnai bir benzetme biçimidir, çünkü bilindiği gibi vücut içinde bir organ olarak kendisine yine başka bir organ tarafından koruma sağlanan nadir organlardan biridir gözbebeği. Aslında ordunun bu ülke için değerini ifade etmek üzere başvurulan bir yüceltme edebiyatının bir parçasıdır bu benzetme. Yüceltmenin de aslında gönderme yaptığı en yüksek değer onun bir “peygamber ocağı” olmasıdır. Peygamber ocağı olarak toplum orduyu kendi gözbebeği gibi görür. Belki bu haliyle bir benzetme bile sayılmamalıdır ancak benzetme sayıldığı taktirde eskilerin deyimiyle teşbihte hata aranmaz, ama bu teşbihteki hatalar ordunun toplum içindeki durum ve davranışlarını da çok iyi açıklar.

Doğrusu “koruma-kollama”, “ordu” ve “gözbebeği” arasında kurulan ilk çağrışım, ordunun gözbebeği sayılmasında bir tuhaflığı açığa vurur. Tabiatı itibariyle milleti koruması gereken bir organ olarak ordu Türkiye”de hep korunması gereken, her türlü eleştiriden muaf tutulması gereken alabildiğine kırılgan ve alıngan bir kurum olmuştur. Konumu ve tarihi itibariyle sıkça hatalar yapan, hatta siyasetle içli-dışlı ilişkisi dolayısıyla sürekli bir hata düzeni içinde bulunan orduya yönelik her eleştirinin “orduyu yıpratma” hassasiyetine çarpması bir “gözbebeği” olarak görülmesinden oluyor galiba.

Gözbebeği hiç kimseyi koruyamadığı gibi, kendisi korunmaya muhtaçtır ve vücudun bütün diğer organlarını korumakla yükümlü olduğu halde onların tamamını kendini korumak üzere seferber eder. Ülkenin tamamı orduyu korumak üzere seferber olur. Çünkü ordu bir kez yıprandığında… Neler olur neler?

Görevi korumak olan bir kurumun kendisini sürekli korunması gereken bir organla eşleştirmesindeki tuhaflık giderek bütün toplumun genetiğine işleyen bir sakatlığa dönüşüyor. Kendini korumak üzere görevlendirdiği orduyu korumak zorunda kalan, bu korumayı sağlamak üzere bütün varlığını seferber eden bir milletin varlığı nasıl bir varlık olabilir?

Türkiye”nin gerçekten de çok güçlü bir orduya ihtiyacı var; ama kendisi korunmaya muhtaç olmayan bir orduya. Korunmaya muhtaç olmayan güçlü bir ordu ise ancak eleştiriye, toplumsal denetime ve katkıya açık olmasıyla sağlanabilir. Toplum orduyu bir gözbebeği olarak görse bile ona sağlayabileceği en iyi koruma onun yanlışlarına sessiz kalmamak, onu düzeltmeye çalışmaktır. Ordu topluma aittir çünkü, toplum orduya ait değil. Nitekim toplum güçlendikçe kendi ordusunu daha iyi denetliyor, denetledikçe daha güçlü bir orduya doğru gidiyor.

Yoksa kendini sürekli olarak gözbebeği kıvamında her türlü eleştiriden muafiyetle dediğim dedik bir sorgulanamazlık konumunda gören ordu, kendi içindeki muhtemel çürümeyi asla fark edemez. Jilet gibi şık üniformaları içinde, alabildiğine ihtişamlı disiplin görüntüleri ile sadece bir “güçlü ordu” yanılsamasını sürdürebilir. Oysa bu görüntünün altındaki gerçek bambaşka olmuştur. Türkiye”nin güçlü bir orduya sahip olması, o yüzden öncelikle güçlü bir topluma ulaşmasından geçer; katılımcı, eleştiren hesap soran ve kendini ordunun teb”ası değil, sahibi gören bir toplumdan.

Ordunun “gözbebeği” konumu bu yüzden pek teşbihe uymuyor, ama diğer organlarla olan “değer” sıralamasında da ona bu değerin biçilmesi ayrı bir tuhaflıktır. Hatırladığım kadarıyla birkaç yıl önce İslamiyat Dergisi Bülteninde İlahiyatçı İlhami Güler bu tanımlamaya çok anlamlı bir itirazda bulunmuştu. Bulunduğu konum itibariyle herkes gibi sadece görevlerini yapmakta olan bazı kadrolara gerçekten neden bu kadar imtiyazlı bir konum atfediliyor? Bu imtiyazın altı bu kadar sık çizildikçe, onun toplumun diğer kesimlerine karşı bir üstünlük duygusunun siyasal-teolojik bir temele kavuşması da kaçınılmaz oluyor.

Öyle ya, ordu bu anlamıyla bu milletin gözbebeği ise, bu milletin üniversitesi, yasama aygıtı, yargısı, hükümeti ne oluyor?

Ne olacak, tabii ki hepsi o gözbebeğinin korumaları olacak.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: