Prof. Dr. Yasin AKTAY

Milleti aptal yerine koymanın cezası

Polis içindeki paralel yapılanmaya karşı başlatılan operasyonda gözaltına alınanların bir kısmı casusluk faaliyeti dolayısıyla tutuklandı. Bu, daha önce ortaya çıkarılan ve binlerce kişinin telefonlarının dinlendiği apaçık bir cürme karşı çıkarılan ilk hesap. Bu hesaba kuşkusuz daha sonra dahil edilecek daha çok müteselsil cürüm var.

Gerekçesiz insanların telefonlarına kulağı dayayıp dinlemek başlı başına büyük bir cürüm. Bunu başbakana, devletin en üst yöneticilerine veya bazı şirketlerin yöneticilerine karşı yaptığınız zaman hesaba yolsuzluktan, ihalelere fesat karıştırmaktan, özel hayata tecavüzden, casusluğa ve vatana ihanete kadar bir çok başka cürüm dahil olmuş olur.

Tabi bütün bu cürümlerin toplamından bir de meşru hükümeti devirmeye tam teşebbüs etmek üzere organize suç şebekesi kurma fiili de cabası.

Ama bütün bu cürümlere eklenmesi gereken daha büyük bir cürüm daha var ki o da halkı aptal yerine koymaktır ki, aslında bütün darbelerin olmazsa olmazlarından biri de bu.

İlk bakışta darbecilerin darbelerine bahane olarak hazırladıkları dosyalara, argümanlara, gerekçelere bakıldığında, darbecilerin ne kadar aptal olduklarını düşünebilirsiniz. Bu sebeplerle darbe mi yapılırmış? Bu basit argümanlarla koskoca bir devlet aklı ikna mı olurmuş?

28 Şubat”ı hatırlayın isterseniz. Devleti tehdit ettiği söylenen örgütler tümüyle hayal mahsulü, devlete tehdit analizlerinin çoğu paranoyakça vehimlerden ibaret çıktı. Bu tabi darbecilerin ne kadar basit ve ne kadar aptalca hareket ediyor oldukları izlenimi veriyordu, ama işin aslı çok daha karmaşıktı. Darbeciler aptal mıydı, yoksa halkı aptal yerine mi koyuyordu, bu ilk bakışta o kadar net anlaşılmıyordu.

Mevzubahis olan 12 Eylül olunca belki insanlar çok daha kolay karar verebilirdi. Biraz daha geriye gidildiğinde, 27 Mayıs darbesindeki bebek, köpek ve kıyma makinasından geçirilmiş öğrenci davalarında, buna inanıp yola çıkan cunta mensuplarının zekasına kim ne diyebilir?

17 Aralık darbe teşebbüsünün bir gerekçesinin de Selam-Tevhid örgütüyle ilgili dava olacağı anlaşılıyor. Örgüt bahane, amaç insanları dinlemek olunca kurarsınız irtibatı bu örgütle, dinlersiniz diye geçiştirilecek gibi değil. Bu örgütün varlığını gerçekten bir iddianame konusu haline getirmişler. Paralel medyada bu haberlerin verilme biçimindeki ısrara bakıldığında, suçüstü baskını yemişliğin zerre etkisi yok. Gerçekten de Tevhid ve selam örgütü diye bir örgütün var olduğuna ve bu örgüt eliyle ve de Mutaşaların operasyonel katkısıyla hükümet mensuplarının İran istihbaratına teslim olmuş olduğuna dair hikayeler anlatmaya devam ediyorlar.

Bu hikayeye gerçekten inanıyorlar mı, insan gerçekten emin olamıyor? Hani İran”ın etkisi altında ise, Suriye”ye giden tırları durdurarak, oradan verilmeye çalışılan “hükümet IŞİD”i veya El-Kaide”yi destekliyor” mesajı nereye gidiyor? Türkiye İran”ın mı, Suudi Arabistan”ın mı, selefilerin mi, Şiilerin mi etkisi altında? Türkiye”nin ve hükümetin kendi başına, kendi siyasetini ve aklını izleyeceğini kabul etmek bu kadar mı zor?

Ergenekon davasında ortaya çıkan fişleme dosyalarında Selçuk Üniversitesi özelinde yapılan çalışmada kendi hakkımdaki fişleme dosyasına muttali olma fırsatı bulmuştum. Aynı kalemden çıkmış bir fişleme dosyasında hem Şiacı hem Selefiyeci-Vehhabi, hem PKK cı Hizbullahçı, hem Kürt hem Arap milliyetçisi, hem radikal İslamcı hem Fethullahçı ithamları bizat şahsıma yöneltilmişti. Sonradan fişleme dosyasını tutan kişiyi de öğrendim. O kişinin benim ne olup ne olmadığımı ve bütün bu vasıfların bir araya gelemeyecek olduğunu çok iyi biliyordu aslında. Buna rağmen, sırf fişleme raporunun muhatabı olan cuntacılarda hakkımdaki en ağır tesiri yaratmak üzere bütün bu yaftaları boca etmişti. Dosyayı okuduğumda, raporun muhatabının kendisine yapılmış olan bu hakareti nasıl karşılamış olduğunu merak etmiştim sadece.

Selam ve Tevhid örgütü davası, tam bir zırva davası, tevil götürmeyecek kadar saçma. Bu kadar zırvaya inanıyorlarsa durum daha vahim, yıllarca bize çok akıllı insanlar rolü oynamışlar demek. Bence bu durumda aklı başında insanların yerini gasp etmiş olmaktan ayrıca yargılanmalılar. Tabi bu yargıyı psikiyatristler yapar.

Ama yine de bu tür bir aklını yemişlik halinin masum bir tarafı var. Oysa bu olayın içinde hiç bir masumiyet kırıntısı yok. Doğrusu, bütün darbelerin vazgeçilmez bileşenlerinden biridir bu aklı yürütme biçimleri. Milleti aptal yerine koyarak başlar ama sonra döner bu akıl yürütme biçimi, üretenlerini aptallaştırır. Neticede aptal yerine konulanların intikamı çok feci gelir: kendilerini aptal yerine koyanları iyice aptallaştırırlar.

Halkı aptal yerine koyan bütün darbecileri bekleyen kaçınılmaz sonuç: aptallaşmak. Çünkü darbeyi meşrulaştırmak için üretilen bütün gerekçeler aptal yerine koymayı gerektirdiği için, inandırıcılığını ispatlamak için o aptalca gerekçelere inanıyor görünmek zorunda kalırlar.

Bu da Allah”ın kendi hikmetince bir cezası.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: