Prof. Dr. Yasin AKTAY

Milel ve Nihal Geleneği

Müslümanlar, İslam”ın peygamberler zincirinin son halkası olan Hz.. Muhammed”e (s) gelen risâletin kemale erdirilmiş olduğu son din olduğuna inanırlar. İslam”dan önce bu zincirin içinde yeri belirtilen Yahudilik, Hıristiyanlık, Sabiîlik, Mecusilik gibi dinler hükmen nesh olunmuş sayılırlar. Bu neshin anlamı şudur: İslam bu dinlerin hepsinin ihtiva ettiği vahy kaynaklı doğruları tasdik eder, ancak bu doğruların hepsini güncelleyerek yeniçağlar için yeni bir dil ve format içinde insanlığa sunar. Bu dinlerin peygamberleri İslam”ın da peygamberleridir. Onları inkâr eden İslam”dan çıkmış olur. Mesela Hz. İsa”ya hakaret eden Hıristiyanlığa ettiği kadar İslam”a da hakaret etmiş olur.

İslam hepsini kapsadığı ve söylemsel olarak diğerlerinden daha geniş, dolayısıyla bir bakıma diğerlerini gereksiz bırakmış olmasına karşılık, onların mensuplarını zorla İslam”a sokmaya çalışmamıştır. Hatta bu dinlerin eninde sonunda yok olacağına dair bir tarihsel ufuk bile koymamıştır Müslümanların önüne. Aksine kıyamete kadar Müslümanlara yol gösterecek olan Kur”an”ı Kerim, bu dinlerle Müslümanların ilişkilerini düzenlerken onları da kıyamete kadar devam edecekmiş gibi ele alıyor. Onlarla ilişkiler eninde sonunda onların yok edileceği bir hedef veya hayale güdümlenmiyor. Aksine “onlarla beraber bir dünya” tasvir ve tanzim ediliyor. Başka bir deyişle Müslümanların dünyasında her zaman diğer dinlere de bir yer olmuştur.

Müslümanlar başka milletlerle karşılaşırken o yüzden hiçbir zaman bir sürprizle karşılaşmış olduklarını hissetmemişlerdir. Bunun yanı sıra Müslümanlar, Kur”an”da adı geçmeyen diğer milletler hakkında da bir merak duymuş ve onlarla ilişkileri de Kur”an”da zikredilen bu çerçeveye kıyas ile oturtmaya çalışmışlardır.

Oysa Batı”da Batı dünyası yabancı kültürlerle adeta bir sürpriz gibi karşılaşmıştır. Batılı şartlarda şekillenmiş olan Hıristiyan teolojisiyle eğitilmiş kitleler bu dünyanın geleceğinde Hz. İsa”ya inanıp Tanrı Krallığına giren insanların dışındaki hiç kimse için bir yer tahsisinde bulunmuş değillerdi. Ünlü sosyolog Bryan S. Turner”ın tespitiyle bu teolojinin etkisi altındaki oryantalizm özellikle 17. yüzyıldan beri öteki kültürlerle karşılaştıkça bu yüzden derin bir “ötekilik” algısı oluşturmuştu. Bu ötekilik algısı, aslında geleneksel toplumda antropolojik tasarımın temelini oluşturuyordu. Ötekilikle ilgili bu sömürge deneyimi, Tanrının hem hayvan hem insan türünün konumlarını belirlediği büyük bir varlık zinciri düşüncesi için önemli bir sorundu.”

Tanrının belirlemiş olduğu Varlık zincirinde farklı olan her şey biraz da sorunluydu. O zamandan bu yana Avrupa”da yaşanan milliyetçilik, çokkültürlülük, oryantalizm ve sömürge deneyimlerinin bu kadar çok sancılı ve çok kolay katliamlara, imhalara dönüşmesinin teolojik zemini bu olsa gerek.

Müslümanlar ise farklı olanı tanımaya ve anlamaya çalışmışlardır. Bu çerçevede Milel ve Nihal diye tabir edilebilen bir ilgi geleneğine sahip olmuşlardır. Şehristani”nin el-Milel ve”n-Nihal isimli eseri ile, Endülüslü büyük alim İbn Hazm”ın el-Fasl fi”l-Milel ve Ehvai ve”n-Nihal isimli eseri bu alandaki en önemli öncü metinlerdir.

Bu literatürün en ilginç özelliği “milel” ve “nihal” olarak yapılan ayırımın geniş ve kuşatıcı esprisinde yatar. “Milel, milletin (yani dinin) çoğulu olarak vahye dayalı bütün dinleri kapsayan bir kavramdır. Nihal ise kupkuru zan ve vehim anlamına gelen Nıhle”nin çoğulu olarak vahye dayanmayan din, düşünce veya akımları kapsıyor. İslam kozmolojisi içinde farklı insanlara, kültürlere, dinlere duyulan bu ilgi ve duygular Milel ve Nihal diye özetlenebilecek bir literatürü ortaya çıkarırken tasniflerin hiçbir şekilde insanların ırk ve kavimlerine değil inanç ve eylemlerine referansla yapılmamış olmasına dikkat edilmelidir.

Doksanlı yıllarda “birarada yaşama” sorununun ele alındığı Türkiye”nin siyasi ve entelektüel gündemine Ali Bulaç”ın önayak olduğu Medine Vesikası tartışmaları Müslümanların tarihi tecrübelerinin zengin imkânlarını hatırlatmıştı

Küreselleşmenin, çokkültürlülüğün, diyalogun ve buna karşılık yükselen etnik veya dinsel milliyetçiliklerin bir vaka olduğu günümüzde Milel ve Nihal geleneğini yeniden düşünmenin bu tarihi tecrübenin diğer imkânlarına yeni açılımlar getireceği muhakkaktır

Dinler tarihi alanında Türkiye”de tartışmasız bir otorite olan Prof. Şinasi Gündüz”ün başkanlığını yürüttüğü Milel ve Nihal Araştırma Kültür Derneği bu geleneği günümüz şartlarında yeniden değerlendirmeye soyunmuş bulunuyor. Derneğin yönetiminde bulunan Prof. Alparslan Açıkgenç, Dr. Necdet Subaşı ve Doç. Dr. Burhanettin Tatar gibi isimler bu alandaki tarihsel mirasın en iyi şekilde değerlendirilebileceği konusunda ümit veriyorlar.

Duyuru: Bugün bu derneğin faaliyet programı çerçevesinde, saat 14:30”da Çamlıca”daki Üsküdar Belediyesi Sebahattin Zaim Kültür Merkezinde başkanlığını Prof. Dr. Mahmut KAYA”nın yürüteceği ve Prof. Dr. Alparslan AÇIKGENÇ, Prof.Dr. Şinasi GÜNDÜZ ile birlikte benim de katılacağım “Milel ve Nihal Geleneğini Yeniden Düşünmek” konulu bir panel düzenlenecektir.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: