Prof. Dr. Yasin AKTAY

MHP-BDP-CHP ittifakı kimin son çaresi?

Anayasa değişikliği paketinin TBMM”ndeki görüşmeleri esnasında ortaya çıkan CHP-BDP-MHP ittifakı galiba birileri için tam bir “en zor zamanlar ittifakı” olarak düşünülmüş izlenimi veriyor. Öyle her fırsatta bir araya gelmesi zaten sözkonusu olamazdı bu üçlünün, ama çok özel bir anda, olağanüstü hal şartlarında ve “bir son çare olarak” bunların bir hesap dâhilinde bir araya gelebileceği düşünülmüş gibi.

Bu ittifakın kuruluş amacı uzlaşmaz bir ayrılık görüntüsü vermek üzere çok daha özenle işlenmiş çünkü. Birbiriyle hiçbir konuda bir araya gelmesi mümkün ve muhtemel görünmeyen bu üçlü sonuçta dönüp dolaşıp öyle bir konuda buluştular ki, bu durum şimdiye kadar sistemin nasıl bir kurguya dayanmış olduğunu da açığa düşürmüş oldu. Bu ittifakın açığa yol açan, statükonun savunma refleksinden başkası değildi. Bu refleks Anayasa değişikliği paketinin içerdiği gerçek bir tehdide karşı ortak bir savunma duygusunu harekete geçirmiş oldu. Bu da Anayasa paketiyle yapılan hamlenin ne kadar can alıcı, ne kadar gerçek bir yere dokunmuş olduğunu gösteriyor. O kadar gerçek bir hamle ki bu, şimdiye kadar büyük bir itinayla hazırlanmış bir işbölümünün yine aynı özenle gizlenmiş bir ilişkinin açığa çıkması pahasına böyle bir ittifaka yöneltti.

Tıpkı iyot gibi açığa düşen yüksek yargı ile CHP arasındaki ilişkiler gibi, Türkiye”deki otoriter, milliyetçi, derin statüko ile demokratik ve özgürlükçü geçinen kemiler arasındaki işbirliği de iyot gibi açığa çıkmıştır. Özellikle BDP”nin mevcut sistemin devamından yana bütün şikâyetlerinin ve eleştirilerini sahte olduğu anlaşılmıştır. BDP Türkiye”deki etnik inkârdan veya ayırımcı milliyetçilikten meğer pek memnunmuş. Partilerinin kapanmasından, partileri üzerinde sürekli bir tehdidin devam ediyor olmasından hiçbir şikâyeti yokmuş. O kadar memnunmuş ki partilerin kapanmasını zorlaştıran bir yasal düzenleme katıldıkları muhalefet yüzünden paketten düştü.

Anayasa değişikliği sürecinin TBMM aşaması tamamlandı. Bu aşamada genelde AK Parti”nin özelde Genel başkan Recep Tayyip Erdoğan”ın Türk siyasetinde siyasetin gerektirdiği en yüksek performansı sergilemiş olduklarını takdir etmek bir görevdir. Türkiye”de şimdiye kadar siyasetin alanını daraltan, iradesini körelten ne kadar etken varsa hepsine karşı güçlü bir irade olarak kendini göstermiştir. Paketin TBMM”nden geçişi esnasında 335 kişilik grubu kontrol etmekte gösterdiği başarı, zaten çok güçlü olan liderlik vasfına yeni bir boyut ve derinlik katmıştır.

Paketin partilerin kapatılmasını zorlaştıran ve TBMM iznini gerektiren 8. Maddesinin düşmesi üzerine gözler AK Parti”deki firelere çevrildi. İlk anda “AK Parti içindeki uyuyan Ergenekon hücreleri” yorumu yapıldıysa da paketin toplamının da geçmesi sonucunda daha kolay yapılabilecek bir değerlendirme şu oldu: 8. Maddenin düşmüş olması paketi fazla etkilememiş hatta bu yolla AK Parti birçok bakımdan çok kârlı bir durumla karşı karşıya kalmış oldu. He şeyden önce diğer maddeler ve bütün paketin oylaması üzerindeki “güdümlü oy” iddiası zayıflatılmış oldu. İkincisi bu vesileyle BDP”nin de dâhil olduğu bütün partiler arasındaki mahcup ittifak bütün açıklığıyla ortaya çıkmaya mecbur bırakıldı.

8. Madde de sorunsuz geçmiş olsaydı, BDP”nin anayasa değişikliği konusunda statükonun safında durduğu yer bu kadar göze batmamış olacaktı. “Ne AK Parti”nin ne de CHP ve MHP ittifakının arkasına takılmama” diye tarif ettiği siyasetinin sonuçta bal gibi CHP ve MHP ittifakına katılarak tamamına erdiği görüldü. Sonuçta BDP”nin da katılımıyla ittifak daha fazla güçlenmiş olmadı, aksine her biri bu ittifaktan büyük yaralar alarak çıkmış oldular.

Tıpkı 1991 yılında Refah Partisi, MÇP ve IDP arasındaki meşhur “kutsal ittifak”ın bilhassa Güneydoğu”da Refah Partisi”nden çok şey alıp götürmesi gibi. Siyasette partiler arasındaki ittifakların seçmenin de ittifakına bire-bir yansıyacağı beklentisi genellikle ham-hayaldir. Bu konuda neyin üzerinde ve ne zaman kiminle ittifak kurulduğu tabii ki çok önemlidir.

Seçmenlerine sadakat göstermeyen partilere seçmenin hiçbir şeklide sadakat göstermediği, hiçbir partinin seçmeninin kendi çantasında keklik olmadığı gerçeği referandum sürecinde kendisini en fazla hissettirecek gerçek olacaktır.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: