Prof. Dr. Yasin AKTAY

Mezhepçilik fitnesi, katliamdan beterdir

Suriye sorunu bir mezhep sorunu mudur? Veya Ortadoğu”da son zamanlarda yaşanan gerilimlerin İran”ın başını çektiği bir Şii Hilali oluşumuna karşı başını Suudi Arabistan, Katar ve Türkiye”nin çektiği bir Sünni bloğun çatışması olarak okunabilir mi?

Bir defa Suriye sorununun böyle bir görüntüyle bulandırılması Baas rejiminin ve dostlarının çaresiz bir çırpınışından başka bir şeyi ifade etmiyor. Bu çırpınışın bir mantığı ve hedefi var tabii. Olup biteni bu çizgiye çekmenin onlar açısından geçici de olsa, son kertede yok edici ve bumerang etkisiyle kendine dönmesi mukadder de olsa, kullanılışlı bir yanı var.

Ne yazık ki, buna Suriye”de devam etmekte olan bir insanlık mücadelesini kirletmenin, bulandırmanın, amacından saptırmanın, uygulayanlar için ucuz ama hem adalet duygusu için hem de dünya Müslümanları için maliyetli bir yolu olarak tevessül ediliyor.

Oysa Suriye”de yaşananlara karşı dünyada gelişen icma düzeyindeki tepkinin mezhepçilikle uzaktan yakından bir ilgisi yok. Bir devletin kendi halkını, halkının yaşadığı şehirleri bombalaması karşısında vicdan nerde ve kimde olsa kanar, ayaklanır. Aynı şeyi bir Sünni de yapsa, bir Şii de yapsa, bir Hıristiyan veya bir Yahudi de yapsa, kime karşı yaparsa yapsın, ona sessiz kalınmaz, kalınamaz.

Mezhepçilik büyük bir fitne. Bu fitneyi uyandırmak katliamdan daha şiddetli bir cürümdür. O yüzden olup bitenleri, velev ki içinde bir miktar mezhepçi saikler barındırıyor olsa bile, o bağlamda değerlendirmemek gerçekliği saptırmak değil, bu fitneden kaçma sorumluluğunun bir gereği. Oysa Baasçı iktidar kendine bir çıkış yolu olarak bu fitneyi alabildiğine alevlendirmeyi seçebiliyor. Alevlenen fitneden aslında sonuçta kendisine de yarayacak bir sonuç sadır olmuyor. Sadece kendisinden sonra tufan olması, böylece hıncını ve intikamını alabilmenin hesabına dayanıyor.

İslam İşbirliği Teşkilatı”nın toplantısında ortaya çıkan bir tablo, mezhepçiliğe karşı ümit verici bir inisiyatifi ortaya koyuyor. Sünnici bloğun başı olarak değerlendirilen Suudi Arabistan Kralı, Ahmedinejad”la özel olarak ilgilendi, karşılama esnasında onu yanıbaşında oturttu ve bilhassa görüşmelerde Şiilik”le Sünnilik arasındaki önyargıları gidermek ve aralarındaki ülfeti artırmak üzere bir diyalog çalışmasının başlatılacağını haber verdi. Bu gerçekten çok önemli bir inisiyatif, böylece en katı Sünni anlayışını temsil eden Suudilerin bile Suriye”de veya diğer bölge meselelerinde mezhepçi bir kaygının peşinde olmadıklarının resmi güçlü bir biçimde ortaya konuldu.

Daha ileri bir yaklaşım Zirve”deki konuşmalarıyla Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Dışişleri Bakanları toplantısında Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu tarafından ortaya konuldu.

Gül, Zirve sonrası gazetecilerle sohbetinde Ortaçağ”da Avrupa”da yaşanan mezhep çatışmalarında milyonlarca insanın öldüğünü anımsatarak, bir mezhep çatışmasını körüklemenin muhtemel sonuçları hakkında bazı cumhurbaşkanlarına ve bilhassa İran Cumhurbaşkanı”na uyarılarda bulunduğunu anlattı.

Gül, Zirve”deki konuşmasında ve temaslarında Türkiye”nin bu konularda hiç bir şekilde herhangi bir mezhep saikiyle hareket etmediğini anlatırken özellikle Saddam”ın ve Kaddafi”nin Sünni olduğuna dikkat çekmiş.

Gerçekten de mezhep kaygısı ile hareket ediliyor olsaydı, nüfusunun fazlası Şii olan Irak”ta Sünni bir lider olan Saddam”a karşı Sünni Türkiye veya Körfez ülkelerinin olumsuz bir tavır içinde olmamaları gerekirdi. Çünkü bu Sünni bloğun desteğini kaybeden Saddam sonrası oluşan Irak”ta Şiilerin daha avantajlı bir duruma gelecekleri çok aşikardı. Aynı şekilde Kaddafi de, Hüsnü Mübarek de, Zeynelabidin bin Ali de Sünni”ydi. Onların devrilmesini İran da destekledi ama ne İran”ın bu devrim sürecini desteklemesinin ardında bir çapanoğlu arandı ne de sözümona Sünni bloğun ülkeleri bu diktatörlere Sünnilik kontenjanından bir avantaj tanıdı.

Gül”den verdiği bu örneklerin bizzat Arap liderler tarafından çok olumlu karşılandığını öğreniyoruz. Mezhep saikiyle hareket eden bir siyasete karşı uyarıcı ve pozisyon kurucu bir etki yapacak cinsten örnekler bunlar.

Gül, Türkiye”nin bütün bu olaylarda prensipli hareket ediyor olduğunu anlattı. Kim zalimlik yaparsa, hak, adalet gözetmiyorsa, kim ülkesini bugün kabul edilemez bir sistemle yönetiyorsa ister Sünni ister Şii olsun ona karşı olmanın bu prensibin gereği olduğunu söyledi. Tam da bu tavırla tutarlı olarak Suriye”de Baas rejimini mezhep referansıyla mütalaa etmediklerini ifade eden Gül, bugünkü dönemde bu ülkenin böyle idare edilemeyeceğini, hele halk meşru talepte bulunuyorsa ve bunu dinlemeyip ona silah kullanıyorsa bir devletin meşruiyetinin kalamayacağını anlattı.

Aslında Türkiye”nin mezhep eksenli bir siyaset hattının olmadığının en önemli işaretleri İran”ın nükleer programıyla ilgili krizde takındığı tutumda da görülebilirdi. Gül bu konuya da bu prensipler bağlamında değindi. BM Güvenlik Konseyi”nde bugün İran ve Suriye ile aynı safta duran Rusya ve Çin bile ABD”nin baskılarına dayanamayıp İran”a yaptırımlara geçit verirken Türkiye bu karara karşı ret oyu vermiştir.

Türkiye”nin bütün bu olup bitenlerde mezhepçi bir saikle hareket etmiyor olduğu çok açık, ama olayın gerçekleştiği hat, böyle bir eksenin harekete geçirilebilmesine fırsat veriyor. Bu konuda Türkiye”nin sorumlu davranışı tek başına yeterli olmuyor tabii, ama yine de bir gerçek daha var ki, Gül buna özellikle işaret etti: İran ve Türkiye arasında bir çok ülkenin tarihinden eski, sabit sınır var. Bazı konularda farklı farklı politikaları olabilir. Bizimde var onların da var, ama ilişkilerimiz hiç bir zaman belli bir ihtilafın ötesinde bir çatışmaya dönüşmez. Bu konuda biz de çok dikkatliyiz onlar da.

Bunlar, buralardan bir fitne arayan güçlere karşı heves kırıcı güzel mesajlar, kuşkusuz. Kadir Gecesi”nde Mekke”de düzenlenen bir toplantıdan İslam dünyası için olabilecek en hayırlı, birleştirici mesajlar…

KUR”AN BAYRAMINIZ MÜBAREK OLSUN

İlahi rahmetin beşeriyet alemine en doğrudan temas ettiği, Kur”anın nazil olduğu Ramazan ayının sonu bir bayramla taçlanıyor.

Ramazan ayı asıl büyük anlamını Kur”an”ın bu ay içinde indirilmiş olmasından alır. Dolayısıyla bu ay içinde dikkatlerimizin geçip giden o zamanın kendisine değil o zaman içinde indirilmiş olan ve hayatımızda daha kalıcı bir yer tutması gereken Kur”an”a yönelmesi çok önemlidir.

Kur”an yol göstericiliğiyle, hidayetiyle, Allah”ın insanlığa rahmeti, merhameti ve lütfudur. Ramazan ayı yerini diğer 11 aya bırakıp gider ama o 11 aya da ışık tutacak Kur”an”ın hayatımızdaki anlamına bir kez daha olabilecek en mucizevi tarzıyla dikkatlerimizi çekmiş olmalı.

Mübarek Ramazan ayı nasıl Kur”an ayıysa, bayramı da Kur”an bayramı olarak idrak etmek çok önemlidir.

Kur”an bayramınızı tebrik ediyor, bütün hayatınızı aydınlatmasını ve bereketlendirmesini diliyorum.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: