Prof. Dr. Yasin AKTAY

Mesajı bulandırma gayretleri boşa çıkar

Mesajın taşıyıcılarının mesajın bir parçası olduğunu söylemiştik. İmralı ile görüşecek isimler mesaja içerik katmayacak türden insanlar değil. Hele İmralı”ya kimin gideceği üzerinden o kadar gürültü koparılması, mesaja bir tür müdahale hakkı üzerindeki kavgayı da açığa çıkarmış gibi görünüyor. İmralı”ya gitme talebi sadece Öcalan”a duygusal bağlılığın veya hasretin bir ifadesi değil tabi. İmralı”ya gitmek isteyenler sadece Öcalan”a olan özlemlerini gidermeyi hedeflemiyorlar, belli ki bu görüşmelerde bulunmanın üreteceği bir prestij ve bu prestijin üreteceği bir mesaj içeriği sözkonusudur. Bunun üzerinde bir rekabetin veya bir ısrarın olması, mesajın iletişimi ile ilgili çok manidar dersler verecek cinsten.

İmralı”ya ikinci BDP ziyaretinden sonra, ziyaret heyetinin Öcalan”la görüşmelere dair yansıttıkları tablo, basitçe İmralı”daki görüşmelerin yalın bir aktarımından ibaret kalmadı. Vekillerin bu görüşmeleri gerek mikrofonlara konuşurken gerekse de televizyon programlarında aktarma biçimi, her birinin daha geniş siyasi vizyonları veya kişisel özellikleriyle kendine özgü unsurlar katmaktan geri durmadı. Buraya kadarı, kuşkusuz beklenen bir şeydi ve bir sorun olarak görülemezdi. Oysa görüşme tutanaklarının basına sızmasıyla birlikte İmralı”dan gelen mesaja başka bir unsur katılmış oldu. Mesajın içeriğini belirlemekte seçilen medya aracı yalnız bırakılmadı. Görüşme tutanakları sızdırılmak suretiyle süreci sabote etmenin yeni bir hamlesi kotarılmış oldu.

Görüşme tutanaklarının sızdırılmasının süreci sabote etmek gibi bir niyeti olup olmadığı aslında çok önemli değil. Bundan önce Oslo görüşme tutanaklarının sızdırılmasının yarattığı etki hafızalarda taze dururken bu sızdırmanın ne anlama geldiği hususunda neredeyse kimsenin kuşkusu yokken bu seferkinin basitçe, kendiliğinden ve masum bir paylaşım olduğunu kimse söyleyemez. Ancak bu paylaşımın tıpkı Oslo sürecindeki gibi hedeflenen kötü sonuçlarından ziyade hayırlı sonuçlara yol açabileceği daha şimdiden görülmüştür. Oslo tutanakları belli ki süreci sabote etmek isteyenlerce sızdırılmış ve bu yolla sadece sürecin aksaması değil aynı zamanda bu süreçte inisiyatif alan hem Öcalan”ın hem de hükümetin tasfiye edilmesi hedeflenmişti. Çünkü bu görüşmelerin içeriğinin bilinmesinin hem Türk hem de Kürt milliyetçileri nezdinde infial yaratacağı hesaplanmıştı.

Oysa beklenen infial bir yana, her iki tarafın kamuoyuna bir çözüm beklentisini hakim olduğu ve bu beklenti için yapılabileceklerin marjının zannedildiğinden çok daha fazla geniş olduğu bu yolla fark edilmişti. Aslında salt bu bile bundan sonra çözüm istikametinde atılacak daha ileri adımları cesaretlendirecek cinstendi.

Nitekim son görüşme tutanaklarının yayımlanmasının ilk anda çözüm yanlılarını tedirgin etmesine rağmen, aynı etkiyi yapacağından kimsenin kuşkusunun olmaması gerekiyor. Bunun bir sabotaj kastı taşıdığından kimsenin kuşkusu yok, üstelik daha önce her bir birer Habur olmayı hedefleyen Paris cinayetleri, Diyarbakır Cenaze töreni ve Sinop provakasyonu türünden bir sabotaj olduğu çok açık. Ancak bütün bu sabotaj girişimleri bir türlü Habur etkisi yaratmadığı gibi, aksine süreci daha fazla güçlendirici etkiler de yapıyor. Belki bu tür provakasyonlar hakkında yakalanmış belli bir farkındalık düzeyi onları etkisiz hale getiriyordur.

BDP”lilerin ilk andan itibaren görüşme tutanaklarının sızdırılmasından yana bir sorumluluk kabul etmeye yanaşmayan tutumlarına karşılık, kısa bir süre içinde tutanakların BDP kanalından sızmış olduğu anlaşıldı. Ancak BDP içinden sızmış olması bu sızdırmanın BDP”nin resmi tutumu olduğunu göstermiyor. Daha makul ihtimal BDP içinde bu sürece karşı olan unsurların harekete geçmiş olabileceğidir. Bu ihtimal bile sürecin bundan sonraki aşamaları için herkesin daha temkinli davranması konusunda bir erken uyarı etkisi yapabilir. Bu da sürecin güvenliğini artırıcı bir gelişme olarak değerlendirilmelidir.

Başbakanın Türklerle Kürtleri etle tırnağa benzeten yaklaşımına karşı son derece gereksiz ve yanlış bir “iki eşit halk” çıkışı yapan BDP lideri Selahattin Demirtaş”ın daha sonra üslubunda ciddi bir yumuşama olması bile sürecin kendine münasip bir üslubu telkin ediyor olduğunu gösteriyor. Bu istikametteki gelişmeler muhtemelen süreçte yol alındıkça, süreçten geri durmanın giderek daha da zorlaştığını gösteriyor. Sızdırma olayının sabote edici etkisini kabul eden ve buna karşılık, “biz çözüme ulaşılacaksa baldıran zehiri içmeye hazırım diyen bir başbakanı zor durumda bırakacak bir yaklaşımın içinde olmayız” şeklindeki sözleri, doğrusu beni bu süreç içinde en çok umutlandıran yaklaşımlardan birisi olmuştur.

Sürecin işlemesini gerçekten samimiyetle isteyen herkesin büyük bir dikkatle ağzından çıkan her sözü iyi tartarak sarf etmesi gerekiyor. Çözüme yaklaştıkça gerilim de artıyor çünkü ve bu gerilim altında hata yapmanın bedeli daha ağırlaşıyor. Bu gerilimin yarattığı baskı bizatihi hayra alamet.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: