Prof. Dr. Yasin AKTAY

“Mecburî” Olan, Din Eğitimi Olmaz

AİHM’nin Hasan Zengin’in başvurusu üzerine verdiği “kabul edilebilirlik” kararı Türkiye’ye bir yanlış anlaşılmayla, Mahkeme’nin zorunlu din derslerini hukuka aykırılığına karar verdiği şeklinde yansıdı. Oysa Mahkeme bu aşamada henüz sadece bu başvuruyu incelemeye değer bulduğunu kabul etmiş durumdadır. Ancak Mahkemenin sonuçta bu aşamada anlaşıldığı şekil ve yönde bir karar vermesi de hiç şaşırtıcı olmayacaktır.

Alevilikle, Kürtlükle ilgili konularda Mahkemenin şu âna kadar takip edegeldiği çizgi, kararının bu yönde olmasına daha fazla ihtimale yer bırakıyor. AB, Alevileri Türkiye’de bir azınlık olarak ve Müslüman olmayan ikincil bir unsur olarak görmek istiyor. Türkiye’nin bir çok açıdan vermeye çalıştığı bütüncül görüntü Avrupa’ya çok inandırıcı gelmiyor. Bundan “AB Türkiye’yi bölmeye çalışıyor” gibi bir sonucu çıkarmak tabii ki fazla kolaycı olur. AB’nin Türkiye’yi coğrafi açıdan bölmekten bir çıkarı değil, zararı olur. Bunun nedenleri ve sonuçları üzerine ayrıca uzun uzun durulabilir. Ancak, Kürt konusunda olduğu gibi Alevilik konusunda da AB Türkiye’de bir tür bölücülük hedefliyorsa, bu asla coğrafi değil, Türkiye’deki bütüncül Müslüman unsuruna yönelik sosyo-politik bir bölücülük olabilir. Gerçi “Türkiye’nin bütünlüğü”, din unsurunun dışında başka hiçbir zeminde geçerli kılınabilecek bir iddia olmasa da, dini açıdan bir türdeşlik olduğu düşüncesi de abartılı bir görüşten ibarettir. Bu görüş, Türk halkı kendisini ne olarak görürse görsün, AB’nin Türk halkını Müslümandan başka bir şey olarak görmemesinden kaynaklanıyor.

Avrupa’daki değişik konularda, özellikle dinsel sâikleri harekete geçirme ihtimali olan meselelerde, Türkiye’nin İslami temelde bir blok olarak hareket etme istidadı, AB’yi anlaşılabilir nedenlerle rahatsız ediyor. Alevilik ve Kürt konularına olan ilgisi de bu açıdan derinden aynı nedenlere bağlıdır. Türkiye’nin homojen olmayan görüntüsü AB’yi bir nebze rahatlatmaktadır. Bu açıdan zannedildiği gibi AB’yle ilgisi bağlamında Kürt sorunu asla etnik bir sonun değil, tamamen AB’nin İslam’la ilgili sorunundan besleniyor. Yoksa Kürt sorunun bu şekilde sürmesi zaten AB ülkelerinin işine gelmiyor, çünkü maddi ve siyasi olarak onlara çok pahalıya mal oluyor.

Zorunlu din dersleri konusunda . “yanlış anlaşılan” bu kararın yansımalarına gelince. Bu kararın, sonuçta hangi minvalde çıkarsa çıksın ondan bağımsız olarak, kendi durumumuzu gözden geçirmemizin âciliyetini hatırlatması iyi olur.

Her şeyden önce Türkiye’de zorunluluğundan dolayı şikayet edilecek tek konunun din dersleri olmadığını görmek gerek. Türkiye’de eğitimin tamamı zaten şikayete konu din dersi gibi ideolojik yoğunlukta veriliyor. Ders içeriklerinin aşırı ideolojik muhtevası üzerine hiçbir tartışma yok. Oysa bu muhteva bazı kesimlerin din derslerinden şikayetinden çok daha fazlasını hak ediyor. Dünyada muhtemelen derslerin bu kadar ideolojik olduğu başka bir ülke daha yok. Tarih bilgisi, biyoloji ve sair derslerin hepsi ideolojik kabullerle aşılanıyor öğrenciye. Evrimin yanında yaratılıştan bahsetmek bir üniversite hocasının görevinden atılmasına sebep olabiliyor. Evrim bir teori olarak değil, dinsel bir duyguyla sunuluyor. Buna mukabil, hiçbir veli neden çocuklarına bu derslerin verildiğini soramıyor bile.

Bütün bunların asıl sebebi açıktır: Eğitim konusunda asıl söz sahibi olması gereken ebeveynin devre dışı bırakılması ve bütün eğitimin işleyişi itibariyle alabildiğine ideolojik davranan devlete terk edilmesi. Oysa bir çocuğun hangi eğitimi alması gerektiğine karar verecek olan asıl hak sahibi çocuğun ebeveynidir. Ebeveyn isterse çocuğunu dindar, Alevi, Sünni veya dinsiz olarak yetiştirmek isteyebilir. Hiçbir devletin dinsiz bir ebeveynin çocuğunu dindar, dindar bir ebeveyninkini dinsiz olarak yetiştirmek gibi bir hakkı yoktur.

İşin tuhaflığına bakınız, zorunlu din dersi uygulamasını duyan da devletin insanlara zorla Müslüman eğitimi verdiğini zannedecek. Halbuki devletin bütün yaptığı çocuklar üzerinde, ebeveynlerinden daha fazla söz sahibi olduğunu ispatlamaktan başka bir şey değil. Bu çerçevede ebeveynin rağbet ettiği İmam-Hatip liselerini, hiç düşünmeden kapatır ve çocuklar için ne kadar ideoloji, ne kadar din, ne kadar bilim olması gerektiğini tayin tekelini tescil eder.

Bu arada mecburi olarak yürütülen din derslerinin insanların ne dindarlaşmasına ne de Sünnileşmesine hiçbir katkısı olmadığını kaydetmek gerekiyor. Hem mecburi din dersinin her türlü zorlamaya karşı olan İslam’a uygun olmamasından, hem de zorlamayla yürütülen işin bereketsiz tabiatından dolayı bu böyledir.

Alevilik adına “din dersi” karşıtlığı yapanların da sorunun asıl kaynağını eğitimin tamamındaki bu zorlayıcılıkta görmeleri ve durduk yerde kendilerini “İslam karşıtı” olarak konumlandıran tezgaha düşmemeleri gerekir.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: