Prof. Dr. Yasin AKTAY

Masum olan ilk taşı atsa bari

24 Nisan itibariyle devlet adamları, parlamentolar bir linç çağrısına davete icabet eder gibi, arka arkaya Türkiye aleyhine açıklamalar yapmaya başladı. Papa’nın sonradan “alıntıydı, bize ait bir ifade değildi” demek zorunda kalacağı açıklamasının ardından Avrupa Parlamentosu, Avusturya, Fransa ve Almanya devlet makamlarından gelen beyanlar ve Rusya devlet başkanının açıklamaları bu kampanyanın niteliği hakkında yeterince açıklayıcı bir manzara oluşturuyor.

Açıklama yapan devletlerin her birinin tarihine bakıldığında tarihleri soykırımların en vahşileri ve en sinsileriyle dolu. Aslında manzara Hz. İsa’nın karşısına çıkarılan ve zina isnadıyla taşlamaya çalıştıkları kadına karşı saldırgan durularıyla Ferisilerin durumuna ne kadar da benziyor. Hani Hz. İsa bir o kadının durumuna bakıp bir de her biri diğerinden daha günahkar, her biri de o kadına bütün cürümlerini yükleyip kendilerini namus kahramanına dönüştürmeye uyanıklığı sergileyen günahkarlara dönüp demiş ya: “aranızda günahsız olan ilk taşı atsın”

Rivayete göre Hz. İsa’nın bu önerisi karşısında hiç kimse eline o ilk taşı almaya cesaret edememiş. Zira herkese kendi günahının farkına vardırtan, herkese günahını gösteren bir de ayna tutmuş Hz. İsa. Bu sayede kimse başkasının bilmediği veya ispatlayamadığı günahını orada gizleyerek başkalarına rol yapma imkanı bulamamış. Bu ayrıntı önemli, çünkü bu ayrıntı bilinmediğinde bir sosyal veya politik kârı elde etme uğruna insanlar günahsız oluklarını iddia etmeye daha çok meyyaldirler.
Nitekim bugün dünyanın günahını taşıyan devletler yüz yıl önce yaşanmış hadiselere karşı sergiledikleri insancıllık şovuyla temize çıkmanın hesabını yapabiliyorlar. Aslında hepsi de bizzat 1915 yılında yaşanmış olaylarda Ermenilere karşı bile Türkiye’den çok daha fazla kusurlu, çok daha fazla günahkardır.

Ermenilerin başına bir trajedi geldiyse bunun birincil sorumlularından biri Rusya idi, çünkü Ermenileri Anadolu’da kışkırtıp onlara bir devlet kurdurma vaadiyle kışkırtıp Osmanlıya karşı ayaklandıran en önce oydu. En son Rus üniforması giyerek ve de Türk-Kürt-Arap Müslüman köylerini basarak gerçek anlamda bir soykırım planını uygulamaya çalışan Ermenilere karşı Rusya mı masum? Şimdi “Ermeni soykırımı” kavramını kullanmak ve bütün günahını Türkiye’ye yüklemek kendisini aklamaya yetecek mi? Bugün fiilen böyle bir siyasetin geçerliliği sözkonusu olabiliyorsa, hangi uluslararası vicdan standardının hakimiyetinden bahsedebiliyoruz?

Rusya’nın daha bugün gözümüzün önünde en vahşi ve en gayrı insani şartlarda öldürülen yüzbinlerce Suriyelinin kanından doğrudan sorumlu olmadığını kim söyleyebilir? Çok da eskiye gitmeyelim. Daha bugün, taze taze Suriye’de, Irak’ta, Mısır’da işlenen insanlık suçlarının dumanları tütüyorken, kanları orta yerde akıp giderken, yüz yıl öncesine giderek en hafifinden bir de vicdan kırımına girilmiş olmuyor mu?

Fransa’nın bizzat Ermenilere yaptıklarını da zikredebiliriz, tabii ki, Cezayir’de, Ruanda’da yaptıklarının yanısıra. Güya soykırımdan kaçarak Fransa’ya sığınan Ermenileri hem 1. Hem de 2. Dünya Savaşlarında cephelerde en ön safa sürerek soylarını kırma konusunda sergilediği ince istismar stratejisinin dosyasını açalım isterseniz. Bu uygulamaları yüzünden bu cephelerde kırılan Ermeni nüfusunun tehcirde ölen Ermenilerden çok daha fazla olduğu söyleniyor mesela.
Ya Hollanda? Daha Srebrenitsa’da 1995 yılında kendi komutanlarının gözetiminde ve yardımları marifetiyle Boşnaklara karşı uygulanan soykırımdaki payının hesabı sorulmadı bile.

Ya Almanya’nın Cumhurbaşkanına ne demeli? Türkiye’yi soykırım cürmüne ortak ederek Yahudi soykırımı konusundaki özgünlüğünü paylaşacak bir suç ortağı mı arıyordur dersiniz?
Bütün bu güçlü suçluların bugün Türkiye’ye soykırım suçlaması yapma yarışına bir linç kampanyasına katılır gibi şehvetle koşmaları tek bir şeyi gösteriyor aslında kendi suçluluklarından kaçma yarışını. O yüzden bir İsa hitabını fazlasıyla hak ediyorlar: Soykırım konusunda masum olan ilk taşı atsın!

Hiç biri masum olmadığı gibi, kendi suçluluklarını örtbas etmek üzere bu kampanyaya katılmaları soykırım konusundaki suçluluklarını daha da artırıyor. Çünkü bal gibi gömülü oldukları suçlarını da bu kampanya üzerinden örtbas etmiş oluyorlar. İnce propaganda teknikleriyle kendilerine suçlarını aynada gösterebilecek muhtemel bir İsa’ya karşı tedbirlerini de almış oluyorlar. Yine tahrif ettikleri Hıristiyanlığa soktukları bir hileye daha, “günah keçisi” hilesine başvurarak bütün günahlarını 1915’te olmuş olay dolayısıyla bugünün Türkiye’sine yükleyerek Hz. İsa’yı yeniden katletmiş oluyorlar.

Bu arada mevzu Hz. İsa’dan açılmışken konuyu duruma uyan bir fıkra ile bitirelim. Hani Hıristiyan’ın biri akşam Hz. İsa ile ilgili yeni öğrendiği bir bilgiyle şok olup sabah karşılaştığı yakın Yahudi dostuna dayağa girişiyor ya! Yahudi dostu “ne oluyor, bu dayağı niye yiyorum ?” diye sorunca da “öğrendim, Hz. İsa’yı siz öldürmüşsünüz” der. “İyi de o iki bin yıl önce idi, benim ne alakam var?” diye tepki verince adamımız “olsun, ben yeni öğrendim” der.

Soykırım kampanyasına katılan Avrupalılar yüz yıl öncesinin hesabını bugün görmeye çalışırken fıkradaki Hıristiyan kadar masum da, sempatik de değiller tabi. Aksine durumları linç kampanyasına katılan gözü dönmüşleri andırıyor. Motivasyonları haçlı, hesapları ise, eski defterleri karıştıran müflis tüccarın hesabı gibi.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: