Prof. Dr. Yasin AKTAY

Mardin’den Brexit manzarası

İngiltere’nin AB’nden çıkışı referanduma sunması ve bu referandum esnasında bütün tartışmaların mülteci sorunu ve Türkiye etrafında dönmüş olması aslında AB fikrinin kendisinin ne kadar ulaşılmaz bir iddia olduğunu gösterdi. Kuşkusuz bundan daha fazlasını da gösterdi. Brexit’le birlikte karizması iyice çizilmiş bir Avrupa’nın taksiratı bundan sonra çok daha fazla hatırlanacaktır. Bir kez düşmeyegör.

Doğrusu, hepsi hepsi altmış-yetmiş yıllık bir girişimin eseri olan AB’nin dayandığı veya yükselttiği değerleri sanki dünyanın şimdiye kadar bulup geliştirmiş olduğu en önemli değerler, hatta yeni bulunmuş değerler gibi ballandıra ballandıra anlatan söyleminin ne kadar ağır bir makyajdan ibaret olduğunu anlamak için bir Brexit’e ihtiyaç yoktu. Sadece tarihsel aralığın ölçeğine bir bakmak biraz tarihe mesafeli bakmak yeter de artardı bile. Bugün Avrupa’nın kendine mülk saydığı, tekeline almış olduğu bir takım değerleri benimseyip bir birlik içinde bunları yükseltmesinin tarihi hepsi hepsi altmış-yemiş yıldır.

Demokrasi, ifade hürriyeti, çokkültürlülük gibi değerler planında Avrupa’nın uzak ve yakın sicili hiçbir zaman temiz olmadı. Çokkültürlülük konusundaki iddiaları ise hiçbir zaman ciddi bir sınava tabi olmadı. AB’nin dinsel çeşitliliği barındıracak bir laik birlik olma keyfiyeti bile üye ülkelerin halklarına kabul ettirilmesi çok zor bir iddia oldu. 12 yıl önce Birlik için hazırlanan anayasanın dibacesindeki “AB bir Hıristiyan Birliğidir” ifadesine Türkiye itiraz etmişti de, “Birliğin laik olduğu” ifadesini yerleştirmişti.

Buna rağmen bu anayasa Fransa ve Hollanda’da halk oyuna sunulmuş ve reddedilmişti. AB fikri ve özellikle onun içerdiği çokkültürlülük fikri esasen AB’nin kurucu üyelerinin halkları tarafından bile tam olarak benimsenmiş değil. 12 yıl önce de bu ülkelerin herhangi birinde bir referanduma gidilmiş olsa, orada da Birlikten çıkma ihtimali kalma ihtimalinden daha fazlaydı. Halklar bazında bakıldığında, zoraki sürdürülen bir izdivaç gibidir AB.

Kuşkusuz AB’ye karşı halklar arasındaki bu hoşnutsuzluğun önemli bir sebebi ekonomik ise de bu kültürel nedenin daha az etkili olduğunu kimse söyleyemez. Hatta Brexit kararının İngiltere ekonomisini daha şimdiden getirdiği maliyete bakıldığında ekonomik sebeplerle AB’ye karşı çıkışın hiçbir rasyonalitesinin olmadığı bile söylenebilir. Demek ki, siyasal tutumlar ve kararlar her zaman rasyonel-ekonomik bir temelde yürümeyebiliyor. Hiç kimse bu karardan İngiltere’nin karlı çıktığını söyleyemez, ama bu saatten sonra hiçbir şeyin eskisine dönüşü sağlaması da mümkün değil.

Belli ki Avrupa halkları arasındaki şiddetli geçimsizlik kendi içlerinde boşanmaları beraberinde getirecek. Brüksel yönetiminden şimdiye kadar verilmeye çalışılan mutlu birlikteliğin altında aslında Hıristiyan halkların bile birbirlerine karşı tahammülsüzlüğü birlikteliğin sürdürülemeyecek hale gelişini resmediyor.

Ancak bu tahammülsüzlükte birbirlerine karşı veya birlik yönetimine karşı son ileri sürülen gerekçe, kabul gören söylem veya argüman Türkiye’nin de AB’ye üye olacak olması, fiilen her gün kendini daha fazla hissettiren mülteci-yabancı varlığı. Bu yabancıların varlığının boşanma için bir gerekçe olarak ileri sürülmesi Hıristiyan kültürü içindeki günah keçisi uygulamasından farksız.

En önemli iddialarından biri çokkültürlülük olan AB’nin aslında çokkültürlülük, bir arada yaşamak gibi noktalarda geçirdiği ilk gerçek imtihanda başarısız olduğu bir gerçek. Avrupa “gerçek bir farklı kültür” olarak İslam’la bir arada yaşamayı başaramıyor. Ne politikacıları, ne entelektüelleri büyük AB ideallerini veya iddialarını İslam’la yüzleşme esnasında sürdürebilecek bir olgunluğu gösteremiyor. İslam sözkonusu olduğunda Avrupa’nın entelektüelleri bin dereden su getirerek kendi içlerindeki Jakobenliği, oryantalistliği, faşistliği göstermeye devam ediyorlar.

Bu satırları ise AK Parti’nin Ramazan ayı boyunca devam eden Gönül Köprüleri etkinlikleri için bulunduğumuz Mardin’den yazıyorum. Mardin ki, etraftaki Diyarbakır, Siirt gibi, yüzyıllarca çokkültürlülüğü, gerçek anlamda farklı kültürleri birarada yaşatılabileceğini dünyaya göstermiş bir şehrimiz. Mardin bu gerçek çokkültürlülüğü sesiz sedasız yüzlerce yıl sergilerken, AB diye bir şey yoktu, hatta bu esnada Avrupa’da insanlar farklı kültürleri kıtır kıtır kesmekle meşguldü. Buna rağmen AB’ni bizim biraradalığımızın, kendi insanımızın mutluluğu ve gönencinin, kendi iç barışımızın, demokrasimizin bir teminatı gibi görenlerin biraz tarih bilinci rehabilitasyonu için bu illerimize bir tur atmalarını salık veriyoruz.

Sıradan bir insanın üç-dört dil bildiği, konuştuğu Mardin’i, Siirt’i, Diyarbakır’ı bu bilinçle görenler, bu bölgemizde oynanan oyunu ve bu oyuna Avrupa ülkelerinin neden bu şekilde ilgi duyduklarını anlamakta zorlanmaz sanırım.

Türkiye’yi en güçlü olduğu yerden vurmaya, kendilerine benzetmeye çalışıyorlar, hepsi bu. Son otuz yıldır desteklenmekte olan Kürt milliyetçiliği üzerinden bölge bir tür etnik temizliğe, kültürel temizliğe maruz bırakılarak birer Avrupa şehri gibi homojen, tekkültürlü, ruhsuz bir hale getirilmeye çalışılıyor. Bu coğrafyanın en güçlü, en güzel ve en bereketli yanı olan mozaiğini tekdüze bir mermer olarak arzuluyorlar. O mermer de İslam’a karşı mesafeli, seküler yanıyla Batılı bir renk taşıyacaktır. PKK’nın dişi militanlarına batılı medyada yapılan güzellemeler de, PKK’nın en cani eylemlerinin bile Avrupa penceresinden mazur ve şirin görünmesi de ondandır.

Gönül Köprülerinin üzerinden sevinerek diyebilirim ki, hevesleri kursaklarında kalmaktadır. Bölge halkı oyunun farkındadır. Kocaeli’nin Belediye Başkanı, il başkanı ve milletvekilleri ile Kocaelili Milli Savunma Bakanı Fikri Işık’a eşlik eden yüzün üzerinde insan, yanlarında getirdikleri hediyelerle bu köprünün üzerinden geçip Mardin’e vardılar ve Mardinlilerin gönüllerine kuruldular.

Bundan sonra eminim Mardin kriterlerinin AB için esinleyebileceği imkanlar üzerine daha fazla düşünmek durumunda kalacağız.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: