Prof. Dr. Yasin AKTAY

Malezya”da gördüğümüz model

Malezya”da bir Türk diasporasından bahsettim son yazımda. Büyük ölçüde 28 Şubat sürecinde başörtüsü ve katsayı mağduriyetiyle kendilerine bir gelecek aramaya koyulanların oluşturduğu bir diaspora. O dönemde binlerce öğrenci Türkiye”de bulamadığı eğitim imkânını yurt dışında aramış ve bu şekilde dünyanın her tarafında bir Türk diasporasının oluşumuna yol açıldı. Almanya, Avusturya, Hollanda gibi Avrupa ülkelerinin yanı sıra Avustralya, Malezya, ABD ve Kanada Türk öğrencileri için eğitim amaçlı göç menzilleri oldular.

Ancak eğitim imkânını bulabilenler için sorun yine de bitmiyordu. Kız öğrenciler için okul sonrası aynı kıyafetle iş bulma sorunu, bütün öğrenciler içinse okudukları okulların Türkiye”de denkliği sorunu onları beklemeye devam ediyordu. Bu dönemde YÖK başka ülkelerin okullarına denklik vermek konusunda alabildiğine hasis davranmaya başladı. Önceden denkliğini kabul ettiği birçok okulun denkliğini iptal etti. Bazı Amerikan üniversitelerine YÖK denklik vermeyi reddetti. Ola ki oradan kazara sızmayı başarmış bir imam-hatipli mezun olabilir diye.

Özellikle Malezya ve İslam ülkelerindeki birçok okulun denkliğini iptal ederek oralara aslında “kaçmak” zorunda kalanların işini ulaştıkları yerde bile takip edip bitirmeyi planladı. Doğrusu o dönemde YÖK”ü yöneten onca profesörün oturup onca mesai vererek sadece bu tasfiye ve imha işini yürütmekten başka bir şeyle uğraşmamış olduğunu öğrenmek çok acı. Memleketin çocuklarına bu kadar düşmanca bir yaklaşımın sergilenmiş olabildiğine insanın inanası gelmiyor, ama bu bir gerçek olarak yaşandı.

Malezya”daki Uluslararası İslam Üniversitesi, daha önce dediğimiz gibi kuruluşuna Türkiye”nin devlet olarak ortak olduğu bir üniversite, ama bu dönemde denkliği iptal edildi.

Bugünlerde denklik sorunu çözülmüş sanıyordum, ancak YÖK”ün buraya denklik verirken buraya hiçbir anlam veremediğim bir şart koştuğunu öğrendim. Buranın, özellikle İslami İlimler Bölümlerinden mezun olanlara diploma vermek için İlahiyat fakültelerinden ders almayı şart koşuyormuş. Bir anlam veremedim, çünkü başka hiçbir ülkenin hiçbir üniversitesine denklik vermek için böyle bir şart ileri sürülmüyor. Ayrıca oradaki öğrencilerle karşılıklı sohbet toplantısında kendilerine de söylediğim gibi, öğrenci profili kesinlikle Türkiye”dekinden çok daha kaliteli. Mümkünse bir yerine iki diploma almayı hak ediyorlar. Bir defa uluslar arası bir vizyon ve kültürlerarası bir etkileşim altında yetişiyorlar ve üniversite ortamı bir çok bilgiye ulaşmak için doğrudan erişim imkanına sahip. Konuştuğum herkes alabildiğine akıcı İngilizce ve Arapça konuşuyor, yazıyor. Bu şartlarda yetişen öğrencilerin Türkiye”de yetişenlere nazaran çok avantajlı olduğunu söyleyebilirim.

Aslında bu öğrencilerin eğitim imkânı için göze aldıkları büyük sefer, bir lisans diplomasının asla sağlayamadığı büyük bir tecrübe kazandırıyor. Onlar bu seferi gerçekleştirdiklerinde dünyaya dair alabildiğine açık bir ufka sahip oluyorlar. Doğrusu bugün Türkiye”de yurt dışına eğitime zorlayan şartlar kalmamışsa da bu eğitim kanalının açık tutulmasında fayda görüyorum. Zorlayıcı şartlar olmadığında mesafesi ve gurbeti dolayısıyla girişilmesi zor olan bu seferin Türkiye”ye çok şey kazandırdığını düşünüyorum.

Aslında bu yazıda biraz da Malezya toplumu hakkında yine göç bağlamında yazmayı düşünüyordum. Malezya”nın yerli nüfusu Malaylar toplumun yüzde 60”ına yakın bir kesimini oluşturuyor. Çinliler ise yüzde 25 dolaylarında ancak ekonominin yüzde yetmişine yakınının Çinliler tarafından kontrol edildiği söyleniyor. Bu rakamlar farklı kaynaklarda farklı şekillerde geçiyor ama bir orantısızlık olduğu kesin. “Çinlilerin ekonomideki üstünlüğü” bir şehir efsanesi olarak olduğundan fazla gösteriliyor da olabilir.

Neyse. Bu önemli değil. Önemli olan Çinlilerin bu farkı nasıl yapabildikleri. Üstelik Malezya devleti, resmi politikası Malayların devleti olmayı önceliyor ve Malay ırkına, ki bu aynı zamanda Müslüman unsura da tekabül ediyor, pozitif ayrımcılığı açıkça yapıyor. Malayların ekonomideki ağırlığını artırmak için Çinlilere daha fazla vergi, Malaylara vergi muafiyeti, aynı şekilde üniversitelerde Malaylar lehine kota gibi uygulamalar yapılıyor. Oysa bütün bu politikalar Malayları ekonomide daha başarılı kılmaya yetmiyor aksine onları daha fazla tembelleştirdiği ve rehavete sürüklediği söyleniyor. Buna mukabil Çinliler daha dezavantajlı şartlar altında başarmaya daha fazla şartlanıp çok daha fazla çalışıyorlar.

Buralarda yaşayan ve hepsinin ayrı bir hikâyesi (ki bir kısmında mutlaka bir Malayla evlilik de bulunan) Türk işadamlarıyla görüşmeden edindiğim izlenim, Çinlilerin bu durumunu Türkiye”de yıllarca devlet desteği ve koruması altında iş yapan merkez sermayenin durumuyla bir benzerlik kurmama yol açtı.

Bir defa Çinliler Malezya”ya İngilizler tarafından Malezya”da kendi fiili durumlarını yaratmak üzere getirilmiş de olsa, Malezya”da bir göçün sonucunda gelip yerleşmişler. Göçmen kuşakların kendiliğinden dinamizmi onlara buralarda tutunmak için büyük bir avantaj sağlıyor. Üstüne üstlük karşılaştıkları ayırımcı muamele onların üretkenliğini daha da pekiştiriyor. Bu da teşvik veya caydırma siyasetinin nasıl bir sosyolojik modele oturduğunu çok güzel örnekliyor.

3-4 yıl önce Türkiye”de epeyce konuşulan Malezya modeline dair doğrusu bir şey bulmamız bu sefer de mümkün olmadı, ama böyle bir “sosyolojik model” bulduk işte. Göçle gelen başarı modeli. Bu da, doğrusu yeni bir model sayılmaz..

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: