Prof. Dr. Yasin AKTAY

Malezya”da bir Türk diasporası

Kuala Lumpur… Dün eski YÖK başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan”ın bir seminerde söylediği sözler gazetelerde haber olarak geçmiş. “Malezya”ya gittim diye sekiz yıl profesörlüğümü vermediler” diyordu hoca.

28 Şubat günlerinin akıl almaz uygulamalarıydı bunlar. Bu Şubat günlerinde hatırlattığı iyi olmuş, neler yaşamış olduğumuz çok çabuk unutuluyor. O günlerde birilerini sadece Malezya”ya gitti diye “düşman” kampına yerleştirmekle kalmadı, TC”nin, kuruluşuna İslam Konferansı Örgütü ile birlikte üye devlet olarak katıldığı Uluslararası Malezya İslam Üniversitesi”nin denkliğini de iptal etti. Düşünün TC devlet olarak uluslararası bir üniversitenin kuruluşuna katılıyor, üniversitenin oluşumuna gönderdiği hocalarla ve öğrencilerle katkıda bulunuyor ve bir gece ansızın devletlerine güvenip oralara giden öğrenci ve hocalar devletin kara listesine giriveriyor, aldıkları veya alacakları diplomalar bir anda işe yaramaz hale geliyor. Devlet orada uluslararası ilişkiler anlamında biriktirdiği ne var ne yoksa hepsini bir anda gözden çıkarıveriyor.

Söylemeye gerek yok, tabii o günlerde Malezya ve bu üniversitenin oluşumuna katkıda bulunan halklar nezdinde Türkiye”nin itibarı paramparça olmuş yerlere serilmişti. Türkiye ciddiye alınır bir ülke olmaktan tamamen çıkmıştı. Bir dediği diğerini tutmayan, hiç bir sözüne güven duyulmayan 3. sınıf bir ülke haline gelmişti.

Özcan hocanın sözlerini tesadüfen bir konferans için bulunduğum Uluslararası Malezya İslam Üniversitesi”nde, yani hocanın profesörlüğünün 8 yılına mal olan üniversitede okuyunca, doğrusu tuhaf duygulara kapıldım. Konferans Türkiye”nin şimdiki kamu diplomasisi koordinatörlüğünün cevval elemanlarının ve İstanbul Büyükşehir Belediyesinin Gençlik Meclisinin de katkısıyla gerçekleşiyor. Konu ise “İslam Dünyasında liderlik ve toplumsal değişim: Fırsatlar ve Tehditler”.

Üç gün boyunca İslam dünyasının dünyanın geri kalan kısmıyla yaşadığı geri kalmışlık sorununda “liderlik yoksunluğunun” rolü üzerinde duruluyor. Dünyanın doğal kaynaklarının neredeyse yüzde 70”ine yakını Müslüman dünyanın topraklarında bulunduğu, Müslüman nüfusu da dünyanın neredeyse dörtte birine ulaştığı halde dünydaki gayrı safi hasıladan Müslümanların payına düşen oran sadece yüzde 5 dolaylarında.

Buna mukabil, Müslümanların hiç bir konuda dünyaya liderlik yapmaları sözkonusu değilken kendi aralarında da birlik ve beraberlik kuramama, organize olamama sorunu yaşanıyor. Bunun sosyolojik ve siyasal sebepleri muhtelif, bir birlik olma ihtimali karşısında ise muhtemel fırsatların ne kadar büyük olduğu da ayrı bir ilgiyi hak ediyor. Konferansa bütün bunlar üzerinde duruldu. Bu arada Türkiye”nin bu süreçlerdeki değişiminin ne kadar önemli olduğu da özellikle vurgulandı.

Doğrusu liderlik unsurunun öne çıkmasının önünde bir engel olarak Müslüman halkları birbirinden koparan, onları ayrıştıran ve birbirlerinden izole eden bağların nasıl işlemiş olduğu bu noktada ayrı bir anlam kazandı. Yekvücut olmaya ve ortak bir irade teşkil etmeye dönük soon derece yüksek bir arzu var ama Müslüman halkların ulus-devlet yönetimleri aralardaki duvarları yükseltmekle meşgul olmuş. Türkiye”de son 10 yıldır yaşanmakta olanlarla Arap ülkelerinde son bir yıldır yaşananlar bu duvarları giderek yıkan bir etki yapmış. Aradan duvarların çekilmesi ihtimali bile Müslüman halklar arasında müthiş bir heyecan, işbirliği ve yüksek bir gelişme ufkunu açmış bulunuyor. Son zamanlarda Müslüman halklar arasında giderek patlama derecesinde yaşanmakta olan bir trafik sözkonusu. Bu trafiğin önümüzdeki dönemlerde büyük gelişmelere, ittifak ve dayanışma ağlarına dönüşeceğini bugünden rahatlıkla öngörebiliyoruz.

Kamu Diplomasisi 15 yıl önce 28 Şubat döneminde yerlere serilen Türkiye”nin itibarını bugün toparlamakla canla başla uğraşıyorsa da, doğrusu çok da zorlandığı söylenemez, çünkü Türkiye”nin kendi doğal dinamikleri sadece rahat bırakıldığında kendi tarihsel ve kültürel coğrafyasına sirayet etmekten geri duramıyor. Türkiye ile diğer Müslümün halklar arasında son dönemlerde artan trafik giderek onları birbirine kaynaştırıyor ve bu kaynaşmadan her taraf için sadece sonsuz bir bereket hasıl oluyor.

28 Şubat anlayışının güçlü bir Türkiye”ye ihtiyacı olmamış, bu tablodan en net görünen şey bu. Yoksa Türkiye”nin doğal genişleme haritasına, bugünün yaygın tabiriyle sosyal sermayesine bu pencereden baktığımızda bu imkanlara nasıl bu kadar bu tür suikastlar yapıldığına hayret etmeden duramıyoruz.

O gün Türkiye”de başörtüsü veya katsayı zulmünden dolayı okuyamayanların bir kısmı Malezya”da denkliği bile kabul edilmeyen bu üniversitede eğitim imkanı bulmaya gelmişti. Hatırı sayılır bir 28 Şubat mağduru Türk diasporası oluşmuş durumda. Ancak o diaspora, genelde tüm diasporalar gibi, yepyeni imkanlara kavuşmuş, farklı ve renkli bir hayat kurmuş durumda. Aralarından Türkiye”ye dönmeyi tercih etmiş olanları da var, ancak bir kısmı da burada Hintli, Malay, Arap ve sair Müslüman milletlerden evlilikler yaparak akrabalıklar kurmuşlar.

Bu akrabalılar da sonuçta Türkiye için apayrı bir imkan, apayrı bir pencere açmış oluyor. Dün buraya gelmeye kendilerini zorlayan koşullardan çok farklı bir Türkiye var arkalarında artık ve o Türkiye için bir kaç dili bilen çok iyi yetişmiş birer gönüllü kamu diplomatı gibi çalışıyorlar. Türkiye dışarıda kendi vatandaşlarının hareketlerini hafiyeler marifetiyle izleyip fişleyip düşman gibi davranacağına tam da bugün yapmaya çalıştığı gibi hayatlarını kolaylaştıran bir yaklaşım benimsediğinde gerçek bir fark ortaya koymuş oluyor.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: