Prof. Dr. Yasin AKTAY

Mahalleye gölge etmesinler

İnsanın insana yaptığı en önemli şey onu yeryüzünde belli bir tarihe, belli bir mekana belli davranış biçimlerini paylaşarak mıhlamasıdır. Bu yanıyla insan hayatı başka insanların baskılarını hissederek ama aynı anda başka insanlara da baskı yaparak başlar. Her tür insan karşılaşması karşılıklı olarak bir etkileşim yaratır. Hiçbir zaman hiçbir karşılaşma insandan bir şey alıp götürmeden veya insana bir şey katmadan gerçekleşmez.

Her karşılaşmanın etkisiyle insan ya kedere kapılır veya neşeye. Umursamadan geçiştirdiğimiz karşılaşmalarda bile hissetmediğimiz etkilere maruz kalırız. Sevdiklerimizle karşılaştığımızda neşeleniriz, sevmediklerimizle karşılamalarımızdan da kedere kapılırız.

İnsan varoluşunun bu muhteşem mekanizması, insan aklı veya hukuk düzeni ne kadar ilerlerse ilerlesin maalesef bütün tartışmalara, bütün siyasi ihtilaflara derinden etki etmeye devam eder. Yoksa siz hâlâ siyasi tartışmalara tarafların bazı konulardaki bilgi eksikliğinin mi yön verdiğini düşünüyorsunuz? Eğer öyleyse, sizce Türkiye”nin Malezya olup olmayacağı sorusu kendi başına saçma sapan bir soru olduğu halde, Malezya hakkındaki hangi bilgi tarafları kendi görüşlerini gözden geçirmeye yöneltebilir?

Keder-neşe dengesini insanın toplamda kendi mutluluğunu temin edecek şekilde tutmasının yollarından biri hayatı bir “alışveriş” olarak karşılamasıdır. O yüzden “toplum hayatı bir alışveriş olarak cereyan eder” der bazı sosyologlar: sembolik alışveriş.

İnsanlar bütün hayatı bir şeyler alarak, ama karşılığında mutlaka bir şeyler vererek yaşarlar. Bir toplumsal ilişkiye hiçbir şey vermeden hep bir şeyler alarak girmenin bir yolu yoktur, aksinin de bir yolu olmadığı gibi: Sadaka verirken, bunu verdiğiniz esnada bile bir şeyler alırsınız. Mülkünüzde olduğunu zannettiğiniz bir şeyler vermekle, hem bu zannın hem de eşyaya olan bağımlılığın yükünden kurtulmak gibi bir faydayı peşin peşin temin edersiniz. Biraz daha hesapçı düşünürseniz, bu sadakadan temin edeceğiniz nispeten daha somut bir kârın, cennetteki bir ödülün hesabını da yapabilirsiniz.

Eski Yunanlılardan Kinikler bu dünyada mutlu olmanın, yani mutlak neşeli olmanın tek yolunun özgür olmak olduğunu, özgürlüğünse tek yolunun hiç kimseden hiçbir şey talep etmemek, hiç kimseye bağımlı olmamaktan geçtiğini söylerler. Hiç kimseden hiçbir şey istemediğiniz zaman hiç kimseye karşı hiçbir sorumluluğunuz olmaz. Hiç kimseden bir talebiniz yoksa ona ödeyeceğiniz bir bedel de olmaz. Makam mevki beklentiniz yoksa kurulu düzeni memnun etmek ve böylece sürdürmek üzere binbir kılığa girmek zorunda kalmazsınız. Herhangi bir insanın hayatını masaya yatırınız, onun içindeki iç içe geçmiş bir sürü borç ve o borca karşılık olarak ödenmek üzere düzenlenmiş bir sürü hareket, bir sürü davranış bulursunuz.

Mutlak özgür olmanın yolu hiç kimseden hiçbir şey beklememek, hiç kimseden hiçbir şey talep etmemektir diyor o yüzden kinikler. O yüzden iktidarlardan da hiçbir şey beklemezler. Beklemedikleri için iktidara karşı alabildiğine eleştirel olma imkânlarını ellerinde tutarlar. Bu eleştirilerini bile ister yapar ister yapmazlar, kendi keyifleri karar verir. İktidara şu meşhur “gölge etme başka ihsan istemem” diyebilenlerdir kinikler.

Bu kadar çok isteksizlik sergileyince insan, gerçekten mutlu olabilir mi, dahası özgür olabilir mi? Bunu denemeyenin bunu bilme şansı belki de yoktur. Dahası böyle bir tecrübeyi yaşamanın yolu olarak, tıpkı kiniklerin denediği gibi çöplüklerde veya alabildiğine yaban bir ortamda yaşamaktır ki, bu da insanın bildiğimiz doğasına aykırı bir durumdur. Bu duruşun insanın insanla ilişkisine dair önemli bir boyutu gözler önüne serdiği kesin. Ama toplumsallaşma tam da insanın insana muhtaçlığıyla gerçekleşen bir şeydir. Dahası medeniyetin gerçekleşme koşulu da bu muhtaçlığın derinleşmesi ve daha da boyutlanmasından başka bir şey değildir. Kent içinde yaşayan insanlar iyice karmaşıklaşan uzmanlaşma ve işbölümü dolayısıyla birbirlerine her geçen gün daha da bağımlılaşmaktadır. Medeniyet karmaşıklaşıp geliştikçe özgürlüğün zaten kapalı olan kinik yolu da tamamen ortadan kalkmaktadır.

Kuşkusuz sorun biraz böyle bir özgürlük vehmini insan için bir hedef olarak görmekten veya benimsediğimiz veya tercih ettiğimiz alışveriş tarzımızdan ileri geliyor.

Toplum hayatı elbette bir alışveriştir. Alışveriş ise özü itibariyle bağımlılığa dayalı insan varoluşu içinde yine beraber özgürleşmeyi, sınırları beraber aşmayı içeren bir imkândır, yeter ki bu alışveriş bir tefeci konumuna geçit veriyor olmasın.

Mahalle tam da bu tefeci-ipotekçi merkeze karşı, özgürleşmeyi seçenler için en önemli sembolik alışveriş alanını sunan çevreye tekabül etmiştir. Bugün girişin de çıkışın da serbest olduğu bir alan varsa o da mahalledir, o yüzden mahalleye baskı yakıştırmak gerçekten büyük bir haksızlık. Bu, mahalleye açık bir zulümdür.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: