Prof. Dr. Yasin AKTAY

Madımak”ta hayırlı bir noktaya doğru

Dün 2 Temmuz Sivas katliamının 17. Yıldönümüydü. 1993 yılında karanlık odakların benzerlerini defalarca denedikleri tipik bir toplumsal hadise olarak tezgâhlanan olay geride 37 canın vahşice öldürüldüğü bir katliam bıraktı. Ama bu katliam sadece can almadı aynı zamanda toplumun geriye kalanına alabildiğine karmaşık-kompleks duygular ekti.

Bu duygular uzunca bir süre toplumda insanların birbirinden nefret etmesini, birbirlerine kuşku ile bakmasını ve siyaseti giderilemeyen bir gerilim ortamında kalmasını sağladı.

Her yıl 2 Temmuz günü Sivas”ta veya Sivas dışında düzenlenen bir çok etkinlikte olay tam da onu tezgâhlayanların istediği sonucu verecek şekilde koca bir toplumsal kesime karşı nefret duygularını tahrik edecek şekilde anıldı. Oysa olay çok açık ve net bir biçimde tam da bu sonucu elde etmek üzere düzenlenmişti. Ergenekon”da Alevi önderlerinden Ali Balkız”ı öldürmeyi bugün düşünenler nasıl bir sonuç elde etmek istiyorlardı ise Sivas katliamı da o amaçla tezgahlanmıştı. Olay 1993 yılında Türkiye siyasetinin yeniden dizayn edildiği bir döneme denk geliyordu ve tam da planlandığı gibi birbiriyle irtibatı kesilmiş toplumsal kesimler oluşturdu.

Özal”ın şaibeli ölümü, sürmekte olan çözüm sürecini bitiren Bingöl”deki 33 şehit olayı, Eşref Bitlis”in uçak kazasıyla ölmesi, Başbağlar”da Sivas”a misilleme görüntüsü vermek üzere 33 kişinin öldürülmesi, Uğur Mumcu”nun katledilmesi ve sair bir dizi olay tam da bu yıl içinde gerçekleşti. Hepsinin toplamından postmodern darbe ile kemale erdirilen 28 Şubat”ın siyasal teolojisinin genesisi oluşturulmuş oldu.

Her yıl 2 temmuz olayını anma toplantılarında Sivas katliamı doğrudan veya dolaylı olarak “Sünnilerin” “Alevilere” yönelik bir katliamı gibi sunulmaya çalışıldı. Böylece Aleviler arasında bir Sünni nefreti oluşturulmaya çalışıldı. Diğer yandan iki gün sonra Başbağlar”da meydana gelen ve misilleme görüntüsü verilmiş katliam üzerinden muhtemelen Sünniler arasında Alevilere yönelik bir kan davasının duyguları canlı tutulmak istendi. Oysa ne Sivas ne de Başbağlar katliamının ne Alevilikle ne de Sünnilikle bir ilgisi vardı.

Zaten Sivas”taki hadisede tahrik edici unsur olarak bile Alevilik değil o günlerde peygamber hanımlarına, yani Ehl-i Beyte akıl almaz hakaretleri yapan Salman Rüşdi”nin bütün sorumluluğunu üstlenmiş bulunan ve bundan dolayı dindar kesimin canlı nefret nesnesi haline gelmiş olan Aziz Nesin”in şahsı kullanılmıştı. Olaylarda ölen 37 kişinin sadece 17”si Alevi kökenlidir. Bir bakıma ölenler arasında Sünni kökenlilerin sayısı bile daha fazladır. Bu hiçbir şekilde ölümleri tolere eden veya mazur gösteren bir neden olamaz tabi, aksine sadece böyle bir olayda tahrik unsuru olarak bile Alevi karşıtlığının kullanılmamış olduğunu görmek için kaydedilmesi gereken bir gerçektir.

Sadece ismi bile kitleleri tahrik etmeye yetecek durumda olan Aziz Nesin”in bütün yaptıklarını o günlerde Doğu Perinçek”e bağlı yayıncılık marifetiyle yapmış olduğunu hatırlamakta fayda vardır. Olayın yıldönümü dolayısıyla bir demeç veren eski Pir Sultan Abdal Derneği Başkanı Murtaza Demir olaylar esnasında Madımak”ta bulunan isimlerdendi. Eminim bildikleri ve anlatmayı vaat ettikleri bu bağlantılara ışık tutacaktır.

Alevilerin sorunlarının anlaşılması ve çözülmesi doğrultusunda hükümet tarafından başlatılan çalıştaylarda Alevi kesimlerin hemen hepsinin mutabık kaldıkları konulardan birisi Sivas”taki Madımak otelinin bir şekilde mevcut halinden kurtarılıp orada ölen 37 kişinin hatırasına yaraşır bir şekle sokulması idi. “Madımak” kavramı, bütün alevi kesimleri arasında, içeriği nasıl doldurulacağı belli olmasa da bir sembolik uzlaşma konusu olarak şekillenmişti. Bu uzlaşma noktasını dikkate alan çalıştaylardan sorumlu devlet bakanlığı bir süre önce Madımak konusunda devreye girerek oteli satın aldı. Bu, Alevi çalıştaylarının muhtemelen ilk somut sonucu olarak kayda geçti.

Bir bakıma çalıştaylar üzerinden işletilmek istenen müzakereci demokrasinin uygulamasının da verimli ve sonuç üretici bir örneği olmuştur bu olay.

Nitekim dün de Sivas”ta 2 Temmuz olayı ilk defa bir devlet bakanının katılımıyla anıldı. Devlet Bakanı Faruk Çelik bir yılı aşkın bir zamandır dinlemiş olduğu bir toplumsal kesimin iyice düğüm haline gelmiş bir taleplerini yine bütün toplumsal kesimlerin duyarlılıklarını dikkate alarak bir hal yoluna koymuş oldu. Darısı hem Alevilerin diğer sorunlarına hem de yine düğüm haline gelmiş diğer sorunlarımıza.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: