Prof. Dr. Yasin AKTAY

Maarif sistemimizin dershane meselesi

Bugün Başbakanın Diyarbakır”da yapacağı etkinlik, içinden geçmekte olduğumuz koşullarda tarihsel anlamı olan, yoğun sembolik mesajları olan büyük bir olay. İçinden geçmekte olduğumuz koşulların bir tarafı Türkiye”nin demokratikleşme ve çözüm süreciyle ilgili, daha da ötede Türkiye”nin kendi tarihi ve insanıyla tesis etmekte olduğu yeni sözleşmenin zeminiyle ilgilidir. Diğer tarafı ise bölgedeki bütün gerilim alanlarına dair Türkiye”nin başlattığı yeni girişimlerin toplamıyla ilgili.

Aslında Barzani”nin Diyarbakır”da başbakan Erdoğan”la buluşması, bu buluşmada Şivan Perwer ile İbrahim Tatlıses”in birlikte verecekleri konser Türkiye”de halihazırda siyasal manevra alanının ne kadar genişlemiş olduğunu gösteriyor. Daha bir yıl öncesine kadar bile kolay kolay düşünülemeyecek böyle bir olay, bugün gündeme geldiğinde endişelerden ziyade toplumda çok olumlu bir heyecan yaratıyor. Üstelik bu heyecan sadece Diyarbakır”la sınırlı kalmıyor, Türkiye”nin bütününde Türkiye”nin daha iyiye doğru gidiyor olduğu hissi uyandırıyor.

Bu buluşma hiç kuşkusuz çözüm sürecinde yepyeni ve artık geri dönülmez bir safhaya daha ulaşmış olduğumuzu gösteriyor. Ayrıca Kürt siyasetinin de iyice çeşitlenmiş olduğu ve bu siyasetin gündemini belirleme tekelinin PKK”nın elinde olmadığının da açık bir resmidir.

Esasen bu buluşmanın yankılarının günlerdir Türkiye”nin ana gündem maddesi olması kadar normal bir şey olamaz. Hem çözüm sürecinde alınan yol dolayısıyla hem de Türkiye”nin komşularıyla ilişkilerini iyileştirmesinin getirileri açısından..

Oysa böyle bir günde, aslında günlerdir, Zaman ve Samanyolu yayın grubunun tek gündem maddesi dershaneler… Dershanelerle ilgili yapılması henüz sadece taslak olan ve tartışmaya açık olan düzenlemeler dolayısıyla yapılan yayınları anlamlandırmak gittikçe zorlaşıyor. Çözüm sürecinde hızla yol alınan bir ortamda, ülkenin en önemli meselesi çözüm yolunda ilerlerken, bütün dikkatlerin ajitatif kampanyalar havasında dershanelere çekilmeye çalışılması tuhaf intibalar bırakıyor.

Maarif meselesi Türkiye”nin baştan beri bir türlü hal yoluna konulamayan en önemli meselelerinden biri olmuştur. Hal yoluna konulamaması aslında büyük ölçüde konunun ideolojik olarak ele alınmış olmasından. Gerçi eğitim süreci tabiatı itibariyle ideolojiden kolay ayrıştırılabilecek bir süreç değil. Hele bilimin bile bir “kendiliğinden ideolojisi” olduğu düşünüldüğünde… Ancak toplumun değerlerini hiç bir şekilde hesaba katmayan zoraki ideolojileri, beyin yıkarcasına, ebeveynin tercihlerini de hiçe sayarak çocuklara empoze eden bir milli eğitim anlayışı meselenin özünü oluşturmuştur.

Sorunun bir de çağın ruhuyla, ihtiyaçlarıyla mütenasip nesilleri yetiştirmekle ilgili daha işlevsel bir boyutu var. Belki de aşırı ideolojik olmayı hep öncelemiş olduğundan Türkiye”nin eğitim sistemi dünyaya açılabilen güçlü bilim adamları, edebiyatçılar, felsefeciler yetiştiremedi, yetiştiremiyor. Bu ciddi bir sorun ve bu sorunun çözümü daha köklü tartışmaları, reformları gerektiriyor.

AK Parti sağlık alanında dünyaya referans-model oluşturacak devrim niteliğinde bir ilerleme kaydetti. Ulaşım, konut, hizmet ve siyaset-demokratikleşme alanında aynı şekilde model gelişmeler kaydetti. Kaydedilen bütün gelişmeler AK Parti”nin daha kuruluş aşamasında parti programında vaat edilen politikalardan ibaret aslında. Eğitim alanında ise geçmiş işlere kıyasla yine kıyaslanamayacak kadar çok iyi işler yapıldı ama işin özüne hala dokunulamadı. Oysa baştan itibaren bu alanda da yapılacaklar veya yapılması gerekenler mevcut durumun analitik bilançoları eşliğinde söyleniyordu. O bilançolarda ise orta öğretimde giderek paralel bir eğitim kurumu haline gelmiş olan dershanelerin bir çok başka sorunun kaynağı bir sorun oluşturduğu zikrediliyordu. Yani dershanelerle ilgili bugüne ait olmayan, cemaatle de hiç ilgisi olmayan, tamamen eğitim kurumlarının işlevselliğine dair bir teşhis ve buna uygun bir politika vizyonu var. Bu teşhisin isabetliliği-isabetsizliği, tabii ki tartışılabilir. Ancak bunun bütün Zaman grubunun hükümetin Cemaate karşı bir hamlesi veya savaşı gibi alması çok yanlış. Eğitim gibi tamamen ülkenin geleceğiyle ilgili teknik bir konunun bir tür cemaat veya camia direnişiyle karşılanması, işin iyice duygusala bağlanması, konuyu sağlıklı bir biçimde tartışmayı da engelliyor.

Gerçekten de bu esnada dershanelerin Türkiye”deki sınıfsal mobiliteye yaptığı veya yapmadığı katkıya dair duyduklarımızı doğrulayacak ne tür veriler var elimizde? Bugünlerde grubun yayınlarında duyduklarımız aşırı duygusal ve taraflı değerlendirmeler işin sosyolojik boyutlarını yansıtıyor mu? Bu savunmacı duygusallık içinde olayın net fotoğrafını çekmek zor.

Dershanelerin kolay gözardı edilemeyecek bir ekonomik sektöre dönüşmüş olduğu muhakkak. Bu sektör kendi sosyolojisini de üretmektedir. Buraya dair yapılacak tasarrufların neye mal olacağı da tabii ki iyi hesaplanmalı. Ancak bakanlığın hazırlık taslağında zaten bu konuda bir mağduriyete yol açılmayacağı, buna dair tedbirlerin de alınacağı ifade ediliyor.

Dershanelerin gerçekten de sosyolojik işlevinin ne olduğuna, fakir fukaranın eğitimini daha mı fazla sağladığı konusunda da bir değerlendirme için dünden çok daha farklı bir noktadayız. Katsayı uygulamasının kalktığı ve üniversite sayısının ve kontenjanlarıın bu derecede artmış olduğu bir ortamda dershanelerin işlevi de değişmekte. Üniversitelerin neredeyse üç kat artan kontenjanları dolayısıyla zaten neredeyse okumak isteyenin açıkta kalmadığı bir noktaya doğru gidiyoruz. Yine de daha iyi okullarda okumak için bir rekabetin geçerli olmaya devam etmesi kaçınılmaz.

Konuyu duygusallıktan uzak, tamamen eğitimde verimlilik, işlevsellik ve rasyonalite ölçeğinde değerlendirmek acil bir ihtiyaç. Zira konu bir camianın veya bir partinin sorunu değil, Türkiye”nin sorunudur.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: