Prof. Dr. Yasin AKTAY

Liderlerin görüşmesi sadece liderlerin görüşmesi değildir

Başbakan Erdoğan ile CHP lideri Kılıçdaroğlu”nun görüşmesine medyanın gösterdiği anormal ilgi soğuk savaş yıllarında SSCB ile ABD devlet başkanlarının görüşmelerine gösterilen ilgiyle karşılaştırılmayı hak edecek cinsten. Eninde sonunda iki siyasi liderin görüşmelerini bu kadar ilginç kılan, kuşkusuz her iki siyasi liderin, hatta genel olarak Türkiye”deki bütün siyasi liderlerin siyaset yapma tarzı ile ilgilidir. Birbirleriyle medya önünde konuşurken o kadar çok gerilim üretiyorlar ki, bir araya gelme ihtimalleri bile haber konusu oluşturabiliyor.

Siyasi liderlerimiz öteden beri iki siyasi partinin lideri gibi değil hiçbir ortak değeri olmayan ve birbirlerini imha etmekten başka birbirleri hakkında hiçbir iyi hesap taşımayan iki savaş kumandanı gibi davranıyorlar. Böyle olunca bir araya gelmeleri zor oluyor, zaten bir araya gelseler de konuşacakları anlamlı bir bağlam veya zemin kalmamış oluyor.

Siyasi liderlerin sert konuşmaları aslında kimi zaman temsil ettikleri tabanların duygu ve duyarlılıklarını ifade edip onları rahatlatmak, dolayısıyla gerilimi azaltmak açısından oldukça yararlı bile sayılabilir. Ancak genellikle bu endişeleri temsil edip dile getirmenin ötesine iştahla geçip endişeleri tahrik edip kışkırtmaya daha fazla yatkın oluyor liderler, çünkü bu politik olarak daha kârlı görünüyor. Bunu yapınca da tabandaki gerilimi azaltmak yerine daha fazla artırıyor ve toplumsal kesimler arasında aşılmaz mesafelerin oluşmasına yol açıyorlar.

Bir yandan avazı çıktı kadar bağırarak “milli birlik beraberlik” nutukları atarken, “bölücü” olmakla suçladığı insanların kendisi gibi bu siyasetin bir tarafı olduğunu unutup onlarla her türlü duygusal bağı koparıyor. “Bölücü” derken kendisi fiilen milleti bölmüş oluyor zaten.

Esasen siyaset farklı görüşlerin en iddialı biçimde savunulduğu ve ihtilafın asıl, uzlaşmanın istisna olduğu bir alandır. O yüzden liderlerin bir araya gelmeleri çok da alışmamız gereken bir konu değildir. Ancak yine aynı ölçüde alışık olmamamız gereken ve ne yazık ki bugün siyasetin neredeyse normu haline gelmiş olan şey, siyasetin meşru sınırlar içinde bir rekabet alanı olmaktan ziyade birbirine karşı her türlü hile, desise ve ittifakın reva görüldüğü bir düşmanlık alanı olarak görülmesidir. Biri iktidara geldiğinde muhaliflerinin Türkiye”den kaçmak zorunda kalacağını vaat ediyor, diğeri yüce divana göndereceğini. Biri diğerine uyguladığı bir siyaset dolayısıyla vatan haini diyor, öbürü ondan aşağı kalmıyor, kendilerine dağı adres olarak gösteriyor.

Bu sözlerin sarf edildiği bir ortam siyasetin de imkânsız hale gelmesine yol açıyor. Tamam, fraklı siyasetleri uygulayanların birbirleriyle romantik uzlaşma ve kardeşlik görüşmeleri yapmalarını tabii ki beklemeyelim, hatta herkes savunduğu tezin arkasında sonuna kadar dursun, ısrar etsin, tezini daha da geliştirsin, ama siyasi söylemin biraz daha sorumluluk sınırlarında tutulmasını beklemeye de hakkımız var.

Bu açıdan başbakan ile CHP lideri Kılıçdaroğlu arasındaki görüşme siyasette görüş ve tutumların terk edilip ortak bir tavrın ikame edildiği bir sonuç vermesini beklememek lazım, ama en azından gerçekten görüşlerin tartışıldığı bir havanın oluşmasını umabiliriz. Peşin peşin hiçbir görüşmenin hiçbir faydasının olmadığını düşünmemek gerekiyor. İnsani temasların mutlaka bir etkisi oluyor, çünkü insan tanımı gereği etkileşerek var olan, hiçbir etkiye kayıtsız kalamayan bir varlıktır. Kılıçdaroğlu”nun, örneğin, Erdoğan ile görüşmesinden sonra soruna dair yaklaşımı, görüşmeye girmeden önceki yaklaşımlarından farklılaşmış görünmüyor. Sorunun özünün aş-iş olduğunu ve istihdam imkanları yaratıldığı taktirde terör sorununun da çözüleceğine dair öngörüsünü Başbakanın yüzüne okumuş olduğunu bir zafer edasıyla açıkladı. Ama bu açıklamasında bile 11 dakika içinde daha Erdoğan”a tam 27 kez “sayın başbakan” diye atıfta bulunduğu sayıldı. Bu bizatihi yüzyüze insani temasın doğal bir sonucu olmalı. Üstelik etkinin bununla sınırlı kaldığını hiç sanmıyorum.

Keşke tam da bu aşamada hem MHP ile hem de BDP ile de köprüler tamamen atılmış olmasa. Bahçeli ile Erdoğan”ın ve Demirtaş”ın görüşmesinin sadece liderler arasındaki bir görüşme ile sınırlı kalmayacağını bilmek gerekiyor. Bunun mutlaka halkta bir yansıması olacaktır ve bu yansımanın her taraf için ortak kazanımı siyasetin daha makul ve daha yüksek bir anlayış zemininde icra edilmesi olacaktır. Herkes yine bildiğini okusun ve söylesin ama herkesin söylediğini yine kendisinin dinlemesinin nasılsa hiç kimseye hiçbir faydası yok. Herkesin kendi derdini anlatabilmek için bir başkasının dinlemesine ihtiyacı var.

Eğitim Bir-Sen için bizzat yürüttüğüm ve sonuçları yakında sendika yetkilileri tarafından açıklanacak olan “ötekilik” araştırmasının ortaya çıkardığı en açık sonuç, Türkiye”de hemen herkesin bir tek kendi derdiyle ilgilendiği ve başkalarının derdini yok sayıyor olma noktasında tuhaf bir benzeşme durumudur. O kadar ki “ötekilik” herkesin “ortak kimliği” olarak açıklansa yeridir. Birbirimize kulağımız tıkalı çünkü kendi dünyamıza fena halde tıkılmış durumdayız. O yüzden hiç kimsenin hak mücadelesi sonuç alamıyor. Birbirimize açılarak başlayabilir birçok şey. O yüzden liderler görüşmesini hafife almamak gerekiyor.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: