Prof. Dr. Yasin AKTAY

Laf üstüne laf değil, taş üstüne taş koymak

Türkiye AK Parti’nin iktidara geldiği 2002 yılından bu yana ekonomisini 3,5 kat büyütmüş, ihracatını ise 4,3 kat artırarak 37 milyar dolardan 160 milyar dolara yükseltmiş dünyada emsali az görülebilen bir gelişme kaydetmiş durumda. Bu sayede dünya ülkeleri arasında büyüklükte 27. Sıradan 17. sıraya kadar yükselmiş. Baştan itibaren dünya ekonomi ve finans derecelendirme kuruluşlarını defalarca yanıltmış, onların bütün ölçülerini şaşırtmış olması başlıbaşına bir başarı öyküsü.


IMF’ye borcunu, IMF’ninn kılavuzluğunu devre dışı bırakarak belirlenen vakitte, 2013 Mayıs’ında sıfırlaması, IMF ile ilgili emsali görülmemiş bir hikaye olarak kayıtlara geçti. IMF’nin borçlandırdığı ülkelere şart koştuğu ekonomik kılavuzluğun gereği yatırımları kısmak, sosyal politikalardan vazgeçmek, istihdamı kısmak idi. Bunun bir ülkenin ekonomisini geliştirmek bir yana daraltıcı bir etki yapacağı çok açık. Türkiye sosyal politikalardan da vazgeçmedi, hatta emsali görülmemiş bir sosyal politika modeli geliştirdi, yatırımları da hiç kısmadı, buna rağmen ekonomisi canlanarak büyümeye ve borcunu fazlasıyla ödemeye devam etti.

IMF’nin yüzde 2,9, Dünya Bankasının yüzde 3, OECD’nin yüzde 3,4, değerlendirme kuruluşlarının ise yüzde 2,6 olarak öngördüğü 2017 büyüme tahminlerini yılın sonunda altüst etti Türkiye. Yüzde 7,4 ile bu tahminleri iki katının üzerine çıkararak G-20 ülkelerinin tamamını geride bıraktı.

Aslında Türkiye’nin fert başına gelirini 11 bin dolara çıkardığı ve IMF’ye borcunu sıfırladığı 2013 Mayıs’ından itibaren Türkiye ekonomisi uluslararası çapta sayısız saldırıya maruz kalıyor. O tarihte başlayan Gezi hadiseleri, arkasından 17-25 Aralık, Kobani olayları ve nihayetinde 15 Temmuz darbe girişimlerinin hepsi hükümeti devirmek kadar Türkiye ekonomisini çökertmek gibi bir hedefe de yönelmişti. Bu darbe teşebbüsleriyle paralel olarak Türkiye ekonomik açıdan binbir türlü görünmeyen saldırıya maruz kaldı.

Buna rağmen Türkiye ekonomisi canlılığından bir şey kaybetmeden hızla toparlanıp bu noktaya geldi. Durumu en iyi ifade edecek manzara, 15 Temmuz darbe girişiminin hemen ertesi iş gününde insanların yatırım kredisi için bankalara müracaatı ve bankaların da bu kredileri vermede iki gün öncesine nazaran hiçbir davranış farkı ortaya koymamasıydı.

Bu canlılığına rağmen hükümet tarafından yıllar öncesinden beri öngörülmüş olan 2023 hedeflerine ulaşabilmek için ekonominin mevcut durumunda çok cesur adımların atılması gerekiyor, çünkü 11 bin doları bulan fert başına gelir 2103 Mayıs’ından beri aynı seviyede duraklamış durumda. Hissedilen refah seviyesi kesinlikle gözle görülür bir biçimde yükseliyor olsa da rakamsal olarak da bazı gelişmeleri kaydetmek gerekiyor. Türkiye’nin cari açığı 40 milyar doların üzerinde. Cari açıktan fazlası Türkiye’nin enerji giderine kaydediliyorsa da Türkiye ekonomisinin dinamizminin bu açığı kapatacak gücü var. Bir çok ham madde, Türkiye’de işlenmek yerine yurt dışına ucuz fiyatlarla ihraç edilip, işlenmiş hali ithal ediliyor. Açığı oluşturan temel faktörlerden biri bu mesela. Türkiye’de bu yatırımları üstlenecek, bu dokunuşları yapacak yatırımcılar yok değil. Bunları gerçekten iyi teşvik etmek, özendirmek gerekiyor.

Pazartesi günü Cumhurbaşkanlığı Külliyesinde Ekonomi Bakanlığının organizatörlüğünde gerçekleşen 19 firmaya 23 stratejik yatırımı teşvik belgesi teslim töreni, bu konuda Türkiye’nin önünü açacak, cari açığın 19 milyarını kapatacak dev bir adım. 6 ay gibi kısa bir sürede hazırlanan bu paketle Türkiye birçok alanda dışa bağımlılığını ya bitirecek veya önemli ölçüde azaltacak bir sürece girmiş olacak.

Bir örnek olarak, Türkiye bakır rezervleri alanında aslında dünyanın en zengin ülkeleri arasında yer alıyor. Ama Türkiye 450 bin ton olan yıllık bakır ihtiyacının 400 bin tonunu yurt dışından ithal etmek durumunda kalıyor. Çalışan madenlerden üretilen hafif zenginleştirilmiş bakır hammaddesi içerdiği diğer yan ürünlerle birlikte toprak olarak tonu 400 dolara yurt dışına ihraç ediliyor. Görünürde ihracat kalemine de yazılıyor üstelik. Ama bu toprağı Türkiye’de işleyip tonunu bugünlerde 7000 dolar seviyelerinde dışarıdan almaktan kurtulmak, hatta uzun vadede ihraç etmek de mümkün.

Siirt bakır zengini illerimizin başında geliyor, ama madenleri yeterince değerlendirilmiyor. Teşvik belgesi alan projelerden birisi Siirt Bakır İzabe ve Elektroliz Fabrikası. İlk aşamada Türkiye’nin bakır ihtiyacının yarısını karşılayacak, sonraki aşamalarda belki de tamamını… Bu tür projelere yabancı yatırımcı bulmak da hiç zor değil. Nitekim, teşvik edilen projelerin hemen hepsi yabancı ortaklı, kendi finansmanlarını beraberinde getiren, böylece Türkiye’yi ekstra yeni bir ekonomik yükün altına sokmayan, kredi-finansmanı gerektirmeyen böylece dolar baskısı üretmeyecek projeler.

Ekonomi bakanlığı gerçekten de özel bir yatırım ajansı gibi çalışmış, son derece titiz bir çalışmayla buna benzer 23 projeyi teşvik kapsamına almış. Her biri Türkiye’nin cari açığına katkı yapacak, istihdam yaratacak, Türkiye’nin yüksek teknoloji seviyesine ciddi katkıda bulunacak projeler.

Teşvik belgesi verilen projelerin her birinin takibi için, aksayan işlerinin önündeki engellerin kaldırılması için Ekonomi bakanlığında özel birimler oluşturulmuş ve yatırımların gerçekleşmesi için sonuna kadar takip sistemi oluşturulmuş.

Ekonomi bakanı sayın Nihat Zeybekçi’yi kutlamak gerekiyor. Tam da Cumhurbaşkanımızın ve Başbakanın ifade ettiği gibi, laf üstüne laf söylemekten ziyade taş üstüne taş koymanın ne demek olduğunu ortaya koyan bir işe atılmış durumda. Hayırlı olsun.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: