Prof. Dr. Yasin AKTAY

Kutuplaşma değil, çok kutuplu siyaset

Başbakan Erdoğan”ın öğrenci evleri ile ilgili Kızılcahamam”daki parti içi istişare ortamında söylenmiş sözlerinin kısa sürede ülke çapında bir tartışmanın konusu haline gelmiş olması bir açıdan iyi bir şey. İktidardaki bir siyasi partinin kendi içindeki tartışmasına bütün ülke aydınlarının ve vatandaşlarının katılmasından daha öncelikli bir anlamı yok bunun ve bu da bana göre Türkiye”deki demokrasi seviyesiyle ilgili önemli bir gösterge.

Bu tartışma dolayısıyla bir anda kendilerine bir şeyler dayatılıyor olduğunu, hele hele yaşam tarzlarına bir saldırının geleceğini düşünenlerin kaygısını haklı çıkaracak hiçbir durum yok. Neticede bu konu sadece tartışılmaktadır ve bu tartışmaya herkes kendi meşieti ve bakış açısıyla katkıda bulunabilmektedir.

Son 11 yıldır, AK Parti”nin iktidarda olduğu yıllar boyunca hayat tarzlarının baskı altına alınması şöyle dursun her geçen gün bütün hayat tarzlarının daha fazla özgürleşmesi sözkonusu. Ancak bu gelişmeyi daha net olarak görebilmek için yaşam tarzlarını bütün çoğulluğuyla görebilecek bir göz gerekiyor. Doğrusu şimdiye kadar toplumun bütün kesimlerine dayatılan tek bir yaşam tarzı vardı. Bir bakıma toplumun bütün kesimlerine bu noktada eşit yaklaşılıyordu. Ama bu eşitliğin içerdiği ironi can yakıcı bir ironiydi. Herkesin eşit olduğu ama birilerinin biraz daha fazla eşit olduğu bir hayatın içinde, hayat tarzının çeşitlenmesinin kendisi bir tehdit olarak niteleniyor.

Öğrenci yurtları veya evlerindeki sorunlardan yola çıkılarak gelinen noktada sevinmemiz gereken sözler de işitiyoruz. Bir anda üniversite öğrencisinin reşit olması dolayısıyla kendisine kiminle nasıl ve hangi şartlarda kalacağının hiçbir otorite tarafından empoze edilemeyeceği söyleniyor. Bu kadar uzun cümleden sonra ne gelir insan emin olamaz tabi, ama ilkesel olarak reşit bir insanın kendi eylemlerinden sorumlu olduğu ve hele hele mahrem alanında başkasına zarar vermeyi hedeflemediği sürece ne yaptığına hiç kimsenin karışamayacağı ilke olarak itiraz edilemeyecek bir doğrudur. Hatta burada iki temel konu iç içe geçmiş durumdadır ki, ikisinde de ölçü açıktır. Birincisi, reşit insanın bireysel özgürlüğü, ikincisi de mahremiyetin kutsallığı konusu.

Birincisiyle ilgili olarak bugün 18 yaşını geçmiş gençlerin reşit bireyler olarak istediklerini yapabileceklerini söyleyenlerin büyük çoğunluğunun 18 yaşını geçmiş kızların başlarını örtebilecek kadar reşit olmadıklarını iddia etmiş olanlardan çıktığını görünce özgürlükler lehine göreli bir ilerleme adına sevinesi geliyor insanın. Ancak bu farklılaşmanın bir ilerlemeden ziyade basitçe bir ilkesizlikten kaynaklanıyor olduğuna dair işaretler yine daha fazla. Düne kadar üniversite çağına gelmiş kız öğrencilerin başlarını örtmeye karar verecek kadar reşit olduklarını kabul edemeyenler aynı kız çocuklarının cinselliklerini yaşama konusunda hiçbir kayıt altına alınamayacak kadar özgür ve sorumlu olduklarını savunabiliyorlar.

Aslında bununla kalsa iyi, bir yaşam tarzının yasaklanıp diğerinin sonuna kadar teşvik edildiği bir sosyalleşme ortamı üniversite hayatının adeta normu haline getirildi. Bugün tam da o hayat tarzı diğerleri üzerinde bir norm gibi gerçek anlamda bir baskı kurmuş oluyor. Üniversite öğrencilerinin bu normalleşen ortamlarda aynı oranda erişilebilir seçeneklere sahip olduklarını söylemek mümkün değil. Yazılı olmayan, fiilen işlemekte olan endüstri ürünü bir kültürel hegemonyanın doğru dürüst eleştirisi bile yapılamadı şimdiye kadar.

Bu hayat tarzının yarattığı kültürel ortamın toplumun genel kültürel ve geleneksel ortamından açık bir kopukluk sergiliyor olduğu da bir gerçek. Bu kopukluğun bazı kültürel gerilimlere konu olması da beklenen bir şey olmalı. Zaten başbakanın mezkur ifadeleri kendisine bizzat çocukları üniversitede okuyan aileler tarafından yapılan şikayetlere verilmiş bir cevap. Muhafazakâr bir parti olarak böyle bir kültürel-geleneksel gerilimde AK Partinin başka bir tavır ortaya koyması beklenemez.

Olayın mahremiyete ilişkin boyutuna gelince. Bu konuda da mevcut yasal sınırlar ile muhafazakâr kimliğin sınırlarının birbiriyle örtüştüğünü söylemek mümkün. Yani hemen ayyuka çıkarılan endişeleri haklı çıkaracak bir durum sözkonusu değil. Mahremiyetin korunması muhafazakârlığın da, Müslümanlığın da en önemli hassasiyetlerinden biridir. Evlerin mahremiyeti içinde olup bitenlere dair tecessüs yolunu açacak bir müdahaleyi veya gelişmeyi kimse beklememeli. Türkiye”de o yöne gidiş yolu iyice kapanmış, mahremiyetin kutsallığı daha güçlü bir değer haline gelmiştir. Üstelik bu, yapılan onca demokratik açılımın doğal bir sonucu olarak gelişmiştir.

Öğrenci yurtlarıyla ilgili tartışmanın bir yaşam tarzı tartışmasına dayanmış olması, bu açıdan hiç de fena olmuyor. Bu vesileyle herkesin eteğindeki taşları tekrar dökmesi sağlanmış oldu. Düne kadar sadece bir yaşam tarzının hegemonyası hiçbir tartışma çıkarmıyordu. Bugün farklı yaşam tarzları varlığını ilan ettikçe bu bir çatışma görüntüsü vermektedir. Oysa bu çatışma görüntüsü tam da daha sağlıklı bir gidişat olarak toplumun gerçek anlamda çoğullaşmasının ifadesidir.

Buna kutuplaşma deniliyor ya. Bu Türkiye”yi tek parti olarak tek kutuplu bir yapı olarak görmeye alışmış bir yerden bakmanın sonucudur. Türkiye normalleştikçe siyasal kutupları da çoğalmaktadır. Kutuplaşma olarak nitelenen şey bizatihi demokrasinin, hatta siyasetin en doğal sonucudur.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: