Prof. Dr. Yasin AKTAY

Kurban günleri

Gün, dünyanın merkezinde, insanlık için inşa edilmiş ilk Ev’in bulunduğu mekanda, Allah’ın vermiş olduğu buluşma emrine icabet etmek üzere insanların “Lebbeyk” (işte geldim Allah’ım, emrine, çağrına uydum, sana geldim) nidalarıyla ve koşarak mahşeri bir buluşmayı gerçekleştirdikleri gün.

Gün insanlığın yaratıldığı esasların hatırlandığı, yenilendiği, insanların bu dünyadaki asıl rollerini, görevlerini hatırladıkları ve bunu tekrar tesis ettikleri gün.

Gün hepimizin Allah’a ait olduğumuz ve eninde sonunda yeniden ona döneceğimizi bilincimize tekrar kazınacağımız gün.

Gün bu yolda insanların bir dizi şeytanın gerçekliği çarpıtmak, dünyadaki işimizi bize unutturup başka roller yazdırmak üzere birbiriyle yarıştığını hatırlamamız ve bunlara karşı gereken tavrı ortaya koymamız gerektiğini hatırlamamız gereken gün.

Gün, bu dünyada iman ettik demekle bu dünyadaki işimizin bitmediğini bilmemiz gereken, binbir türlü nefsani iğvayla, şeytani ayartmayla imtihan edileceğimizi zihnimize ve kalbimize kazımamız gereken gün.

Gün, iyi insanların birbirine yaklaşmaları, yollarını birleştirmeleri, bunun için kötülerden uzaklaşmaları, yollarını ayırmaları gereken gün. Bunun için buna “kurban” günü diyoruz. Kurban Allah’a yaklaşmak için şeytandan ve sahte tanrılardan uzaklaşmak için yapılan bir harekettir. Kurban, Allah Resulü’ne ve Müminlere yaklaşarak onlarla bir ümmet olurken, Allah ve Resulü’nün düşmanlarıyla yolları ayırmaktır. Allah’a yaklaşabilmenin hem bedeli hem de tabii sonucu, ondan alıkoyan her şeyden, ona düşman olanlardan uzaklaşmak, yollarını ayırmaktır.

Onun için gün büyüğüyle, ortancasıyla, küçüğüyle bütün şeytanları tanımak ve onları taşlamak günüdür.

Gün, o şeytanların hepsinin kurban yolunda, hakikate ulaşma yolunda, gerçekleri çarpıtan, kulaklara vesveseler fısıldayan, insanı yolundan alıkoymak ve başka hedeflere yöneltmek üzere her türlü fırıldakla çalışıyor olduklarını akıldan uzak tutmama günüdür.

İçinde yaşadığımız coğrafyanın insanlığa ilk formatın atıldığı bir coğrafya olduğu bir gerçek. O yüzden bütün Avrupa-merkezcilik, Batı-merkezcilik söylemlerine rağmen, bizzat Avrupa’nın da Batı’nın da birincil düzeyde ilgi kaynağı bu coğrafyanın kendisidir. O yüzden bu coğrafya kurban ve hac sembolizminin ifade ettiği bütün anlam dünyasını en yoğun biçimde her dem yeniden yaşar. Tevhidi de, kula kulluğu da, bu yoldaki bütün gerilimleri de, şeytanı da, İbrahim’i, İsmail’i, Nemrud’u, Firavun’u da, Haman’ı, Karun’u ve Belamı da, Hacer’i de, tavafı ve sa’yi ile birlikte ve bunların hepsinin karşılık geldiği bütün gerçekleri bütün tazeliğiyle her gün yaşamaya devam eder.

İsterseniz Arap Baharı sürecine bakın, isterseniz Suriye’de son zamanlarda yaşananlara bakın, isterseniz İsrail-Filistin gerilimine bakın ve isterseniz en son 15 Temmuz hadisesine bakın. Bütün bu olayların her birinde bu figürlerin her birini bütün rollerini ifa ederken bulursunuz.

Bu gün Kurban Bayramı’na girerken Türkiye halkı kime yaklaşacağı ve kime uzak kalacağı konusundaki tavrını netleştirmiş durumda. 241 şehidi, 2000’e ulaşan gazisiyle bu ülkeyi yolundan saptırmaya çalışan şeytanlara karşı günün İbrahim’ini, İsmail’ini en güzel şekilde temsil etmiş oldu.

Bu ülkenin insanları birbirlerine yaklaşıp, birbirlerine sarılıp bu ülkenin düşmanlarıyla yollarını ayırmış oldular. Şeytanların önüne çıkardığı 7 Şubat, Gezi, 17-25 Aralık ve 6-8 Ekim ayartmalarına karşı duruşlarını hiç bozmadılar ve 15 Temmuz’da bütün şeytanların ümidini hak ile yeksan ettiler.

Bu ülkenin insanı her zaman bayramı hak etti ama bu kadarını uzun zamandır ilk defa bu kadar anlamlı bir biçimde hak ediyor. Doyasıya Kurban Bayramı’nı idrak etmek bu ülkenin en tabii hakkı.

15 Temmuz’dan sonra, Türkiye’nin de safralarını atmış olması sonucunda giriştiği müdahalenin de etkisiyle, Suriye’de de durumların iyiye gidiyor olduğuna dair her geçen gün müjdeler geliyor. Halep’te ölümlere en azından ateşkesle bir bayram arası verilmiş oldu. Bu aranın kalıcı hale gelmesi ve Halep’in de bilahare bütün Suriye’nin kalıcı huzuruna kavuşması için de günler yakındır. Bu kurban bayramı ona da bir başlangıç olsun inşallah.

Bayramınız sizi sevdiklerinize yaklaştırsın, Bir olanda buluştursun.

MUSTAFA ŞAHİN’İN BİRİCİK OĞLU

Hac günleri, Kurban günleri, bir yandan da ölmeden önce ölme günleridir. Bundan 11 sene önce tam da bu hac günlerinde ölmeden önceki ölümüne şahit olduğumuz bir sevdiğimizin Necdet Subaşı‘nın sevgili oğlunun bu dünyadan irtihalini yaşamıştık. Yine böyle bir gün, bir Kurban arifesinde yine ölmeden önceki ölümüne şahit olduğumuz bir başka sevdiğimiz, kardeşimiz, arkadaşımız, gönüldaşımız Mustafa Şahin‘in biricik oğlunun bu dünyadan irtihal ettiğini gördük. Milyonların Lebbeyk dediği bu günlerde o da “Lebbeyk” dedi ve Rabbine yürüdü. İnna lillah ve inna ileyhi raciun. O’ndan geldik, yeniden O’na dönüyoruz, aldığımız her nefesle ona daha da yaklaşıyoruz.

Değerli dostumuz, kardeşimiz Mustafa Şahin’in biricik oğlu Ahmet Salih‘e Allah’tan rahmet ve katından bol rızık kendisine ve ailesine bu büyük acıya dayanmak için sabr-ı cemil diliyorum.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: