Prof. Dr. Yasin AKTAY

Körfez ülkeleri ve Kuveyt”te değişimin yönü

Arap dünyası topyekûn bir değişim içinde, ama bu değişim her yerde aynı şekilde cereyan etmiyor. Arap Baharı rüzgarlarının esmediği, eserken bir şekilde etkilemediği hiçbir yer yok, ama bu etki bazı yerlerde sistemleri biraz daha sağlamlaştırmakta, bazı yerlerde sistemlerin kendilerine çeki düzen vermesine veya muhalefete karşı daha etkili, sürdürülebilir tedbirler almasına da yol açıyor. Daha önce de belirtmiştik, örneğin, Ürdün bahar dalgalarının paralelinde bir tutum sergiledi. Protestoları görünürde demokratik bir olgunlukla karşıladığı için bu protestolar veya talepler bir kırılmaya yol açmadı.

Körfez ülkeleri de bu konuda çok özdeş bir tutum içinde olmadılar. Katar baştan bu yana devrimleri desteklediği halde, Birleşik Arap Emirlikleri, Mısır”da da Tunus”ta da olup bitenden hiç memnun görünmüyor. İhvan”ın başarısının kendisi için bir tehdit oluşturduğu yönündeki kaygıyı açıkça ifade etmekten de çekinmiyor üstelik. Bahreyn”de ise zaten bu sürecin yansımaları bambaşka düzeyde cereyan ediyor.

Bahreyn”de ayaklananlar diğer Arap Baharı ülkelerinde devrim yapan unsurlarla tamamen ayrı bir telden çalıyor. Daha açıkçası, Bahreyn, İran”ın Suriye”deki hadiselere karşılık vermek üzere sürekli açık tuttuğu bir mesaj panosu gibi çalışıyor. İran”a Suriye”deki duruşunu haklılaştırabilmek üzere argümanlar geliştirme alanı gibi işliyor. Suriye”den söz açan herkese İranlılar hemen Bahreyn”e dikkat çekiyorlar. Ama Esad”ın yaptığı haklılaştırılırken Bahreyn yönetimi yerden yere vurulacak şekilde.

Doğrusu Bahreyn yönetiminin yaptığı söylenen hiçbir yanlışı savunacak durumumuz yok. Halkına zulmeden hiç kimseyi savunmayı gerektiren hiçbir angajmanımız yok çok şükür. Ancak Suriye ile Bahreyn”i özdeşleştirmek de gerçekten tam bir pişkinlik örneği.

Esasen Körfez ülkelerinin hemen hepsinde önemli bir Şii varlığı sözkonusu ve İran bütün bu varlığı istediği zaman Körfez yönetimlerine karşı harekete geçirebileceği bir koz olarak görüyor ve gösteriyor. O yüzden Körfez ülkelerinin İran”la, genel olarak Şiilikle araları hiç hoş değil. Ancak yine de hepsinin aynı tutum içinde olduğunu söylemek mümkün değil.

Hafta içinde daha önce başlattığımız ve Başbakanlık Kamu Diplomasisi ve Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluğu Başkanlığı ile birlikte düzenlediğimiz çalmıştalar serisinin bir bölümünü gerçekleştirmek üzere Kuveyt”teydik. Kuveyt bütün bu bahar sürecini diğer körfez ülkelerine nazaran biraz daha soğukkanlılıkla izleyen bir ülke görünümünde. Bu sürecin kendisini hiç etkilemeyeceği gibi bir rahatlığı tabii ki yok, ancak demografik yapısı ve sürece kendi içinden pek çok unsurun zaten vermekte olduğu destek dolayısıyla görece daha rahat.

Kuveyt”in demografik yapısının ana özelliği 3 buçuk milyonluk nüfusunun sadece 1.1 milyonunun vatandaş olması. Geriye kalan insanlarsa çoğu Uzak Asya”lı ve İranlı olmak üzere Kuveyt nüfusunun üçe ikisini oluştururken vatandaşlık haklarına sahip değiller ve büyük çoğunluğu emek yoğun işlerde çalışıyor. Ülkeyi aslında Osmanlı döneminde bölgeye hâkim olan belli bir aile yönetiyor ve bu ülkenin diğer kabilelerle ülke kaynaklarının dağılımı konusunda sağlamış olduğu anlaşmalar belli geleneksel adalet nosyonuna dayanıyor ve özde kimsenin buna bir itirazı yok.

İşleyen bir parlamento var ama seçim sistemi her türlü sonucu üretebilecek durumda. Bir kişi birden fazla oy kullanabiliyor mesela. Bu da sandıkta çok farklı koalisyonların oluşmasına yol açarken sonuçları belirsiz kılıyor.

Emsal Arap ülkelerinde rastlanmayacak kadar özgür bir tartışma ortamı ve ifade hürriyeti var. Hatta ziyaret ettiğimiz Ebu Halid ismindeki bir aile reisinin divanının benzerleri gibi bir tür halk parlamentosu işlevi gördüğü söylendi. Başlıbaşına bu Divan benim için yeterince ilginçti, çünkü ülke ile ilgili her şeyin tartışıldığı bu tür aile divanları Kralın hiçbir şekilde kayıtsız kalamadığı bir siyasi ortam sağlıyor. Habermas”ın kamusal alan arayışı içinde olan sosyal-siyasal bilimciler için çok ilginç olabilecek bir kurum.

İhvan düşüncesinin Kuveyt”te belirgin bir ağırlığı var. Sadece harekete mensup olanların sayısıyla sınırlı kalmayan bir ağırlık bu. Kamuoyu oluşturmada da kendini hissettiriyor. Belki bu yüzden Kuveyt, genel olarak Arap devrimlerine de Suriye devrimine de destek veriyor. Özellikle Suriye”ye desteğin önemli bir kısmı Kuveyt halkının doğrudan yardımlarıyla oluyor. Türkiye”nin Suriye”ye olan desteği çok büyük bir sempati uyandırmış durumda, ancak birçoğu Türkiye”nin daha fazlasını yapabileceğine inanıyor.

Aynı şekilde Türkiye”nin son zamanlarda Arap dünyasına olan ilgisinden çok memnunlar, ama yine ilişkilerin olması gerekenin gerisinde olduğunu düşünüyorlar. Amerikan-İngiliz üniversiteleri buralarda Kuveytli öğrencileri çekmek için her dönem cirit atar ama Türk üniversitelerinin bu yönde görünür bir çalışması olmaması da eleştiri konusu.

Velhasıl, yapılacak çok şey var daha.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: