Prof. Dr. Yasin AKTAY

Körfez ülkeleri bir yılanın deliğinden daha kaç kez ısırılacak?

Katar’a üç Körfez ülkesi ile Mısır’ın uygulamak istediği yaptırımların bölgede aklın, sağduyunun ve itidalin hızla terk edildiği tehlikeli bir gidişatı işaret ettiği aşikar. Bu konuda tarafların ne istediklerini iyi analiz etmeleri ve bu tarz adımların bölgenin geleceğinde ne tür etkiler yaratabileceğini çok iyi hesaplamaları gerekiyor.

Gerçi taraflar diyoruz, ama bu konuda daha önce de söylediğimiz gibi taraflar arasında asimetrik bir denge var. Ortada birkaç ülkenin bir araya gelerek bir ülkeye karşı uygulamak istedikleri bir yaptırım var. Daha bu dört ülkenin neden bir araya gelip Katar’a karşı bu uygulamaları yaptığını anlayabilmiş kimse yok.

Durduk yerde bir ülkenin egemenliğine son vermek anlamına gelebilen bu adımlar karşısında Katar’la da S. Arabistan’la da çok iyi ilişkileri olan Türkiye ilk anda göstermesi gereken tepkiyi gösterdi ve Körfez İşbirliği Teşkilatı üyesi bir ülkeye diğer üyelerden bir kaçının böyle bir yargısız infaz girişimine karşı çıktı.

Türkiye’nin bu girişimine karşı bazı kendini bilmezler Türkiye’nin Körfez ülkelerinin kendi aralarındaki soruna ne hakla karıştığı sorusunu sormaya cüret edebildi.

Bir defa, sorun sadece Körfez ülkeleri arasında kalan bir sorun değil, herkesi etkiliyor.

İki, Körfez ülkesi olmayan Türkiye’den rahatsız olanlar bölgeye 5000 mil uzaktan gelen ABD’nin sözlerini bir vahy ve emir gibi almaktan çekinmiyor.

Üç, Bu dört ülke arasında Mısır da var ve Körfez ülkesi değil. Ya Moritanya’nın, Yemen’in ve Katar’la ilişkilerini kesmeye zorlanan diğer Afrika ülkelerinin Körfez’le ne alakası var? Bir tek bütün tarafların iyiliğini isteyen, savaşı değil barışı, krizi değil çözümü, ambargoyu değil diyalogu isteyen Türkiye mi rahatsız ediyor?  

Türkiye elbette ortada taraflar varsa ve bunlar arasında bir ihtilaf varsa bunların diyalogla çözülmesi gerektiği tezinden hareket etti. Buna karşılık birileri bunun tarafsızlık değil Katar tarafını tutmak olduğunu, diğer ülkelere karşı Katar’ın yanında yer almak anlamına geldiğini söyleyerek krizi daha da derinleştirme yolunu seçti.

Doğrusu Katar’a karşı bir “yargısız infaz” yapıldığı bir vakadır. Türkiye bu vakanın karşısında durarak öncelikle telafisi imkansız olan bir yanlışın karşısında durdu, arkasından dürüstçe Katar’a karşı bu hareketi yapanları gerekçelerini ortaya koymaya davet etti.

Biz istediğimiz yanlışı yapar, gücümüzün yettiğine istediğimizi yaparız, kimse de bize karışamaz diye düşünülüyorsa, böyle bir şeyin ne İslam’ın adaletine ne de bu kadar çarpıklığına rağmen bugünün dünya düzenine uymadığını söylememiz lazım.

Baksanıza, Katar’a karşı grubu en fazla cesaretlendiren Trump’ın sözlerine karşılık ABD bile kriz bu derinliğe ulaştıktan hemen sonra tam tersi açıklamalar yapmaya başladı. En son Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Heather Nauert, Katar ile komşu ülkeleri arasındaki diplomatik krizinin başlangıcından bu yana zaman geçtikçe S. Arabistan ve BAE’nin eylemleri üzerine şüphelerin daha da arttığını söyledi. Nauert, devamla “Geldiğimiz noktada, çok basit bir soruyla karşı karşıyayız: Attıkları adımlar gerçekten Katar’ın terörizme verdiği iddia edilen desteğine ilişkin endişelere mi dayanıyordu, yoksa Körfez ülkeleri arasındaki uzun süreli şikayetlere mi?” diyerek Katar’a karşı koalisyonun inandırıcılığa sahip olmadığını bile söyledi.

Gerçekten de Katar’a karşı önce yaptırımlara başlayan, sonra gelen baskılar karşısında bu ambargonun gerekçelerini açıklayan grubun gerekçelerinin hiçbir inandırıcılığı olmadığı gibi, başta S. Arabistan olmak üzere grubun tamamını çok daha zor duruma düşürecek cinsten gerekçeler. Tam tamına Saddam’ı Kuveyt’i işgal etmek üzere yeşil ışık yakan ABD’nin işgal gerçekleştikten hemen sonra bu işgale karşı bir kurtarıcı rolüne soyunması gibi. Bu Arap ülkeleri aynı yılanın deliğinden kaç kez daha ısırılacak acaba?

Bu gidişatın Arap dünyasını büyük bir tehlikeye sürükleyeceğini söylediğimizde sadece Katar’ı savunmuş olmuyoruz. İşte bütün bu ülkeler bu sorunla boğuşurken Suriye’de, Libya’da, Yemen’de, Irak’ta olanlar oluyor ve bu ülkelerde doğal bir işbirliği içinde olması gereken Suudi Arabistan, Türkiye ve diğer Körfez ülkeleri enerjilerini bu sorunla tüketmiş oluyorlar. Onlar enerjilerini bu sorunla tüketirken bölgede terör örgütleri ve arkasındaki güçler yol alıyor, bölgenin paramparça olacağı, hiçbir ülkenin yönetilemez hale geldiği bir kaos ortamı iyice yerleşmiş oluyor. Bu kaos ortamının kimin için ne riskleri var ve neticesi ne olur, herkesin aklını başına toplayıp bunu düşünmeye başlamasında büyük fayda var.

Katar’a karşı koalisyonun ileri sürdüğü talepler nihayet dün itibariyle netleşti. Daha önceki talepler ve verilen terörist listesi tam bir fiyaskoydu ve BM bunu dikkate almayacağını duyurmuştu bile. 91 yaşındaki büyük İslam alimi Yusuf el-Kardavi’yi terörist olarak yaftalayacak kadar, çok keyfi hazırlanmış, hazırlayanları da neticesinde çok zor duruma düşürecek bir listeydi.

Dün yayınlanan talepler ise, doğrusu belki biraz akla, sağduyuya dönüş olur beklentisini tamamen boşa çıkaran hayal kırıklığı bir liste oldu. Aynı terör ithamları yine hiç bir delil gösterilmeden tekrarlandığı gibi, sanki savaş kazanmış bir ordunun mağlup orduya dikte ettiği teslimiyet belgesi gibi bir liste. Bu listeyi sunma cesareti ve hakkı nerden geliyor, o da ayrı bir konu. İçinde İslam dünyasının yüz akı bir yayın kuruluşu olan Al Jazeera’nın kapatılması da var, Türkiye’nin askeri üssünün kapatılması da.

Şu anda İslam dünyasının her tarafında, Türkiye dahil olmak üzere, bütün ülkelerin işine karışan, orada darbe süreçlerini kendine bağlı medyasıyla, parasıyla, silahla ve ajanlarla destekleyen BAE’nin Katar’ı başka ülkelerin iç işlerine müdahale etmekten vaz geçmeye çağırması tam bir kara mizah örneği.

Aynı BAE’nin, medyasıyla, parasıyla Gezi hadisesinin, 17-25 Aralık darbe girişiminin, 15 Temmuz FETÖ darbesinin ve Türkiye’deki bütün demokrasi karşıtı hareketlerin destekçisi olduğu gün gibi aşikarken, Türkiye’nin Katar’daki üssünün kapatılmasını talep etme cüretkarlığını buraya not edelim.

Bugün İslam dünyasında nerde bir istikrarsızlık, darbe, terör varsa işin içinde aynı cüretkarlık var ve üstelik kendisini pişkin pişkin terörün tanımı ve tasfiyesinde yetkili görüyor.

Hukuku ve adaleti hiçe sayan bu cüretkarlıkla İslam dünyasının behemehal yüzleşmesi gerekiyor artık.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: