Prof. Dr. Yasin AKTAY

Köprüleri Öteki”nden önce içimize doğru kurmak

AMMAN. 2012 yılının dış politikasını değerlendirdiği Stratejik Düşünce Enstitüsü”ndeki konferansında Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu Arap Baharı sürecini Doğu Avrupa ülkeleri ve Balkanlarda doksanlı yıllarda yaşanmış olan açılımın 20 yıllık bir gecikmeyle yaşanması olarak nitelendimişti. Ancak bu açılım hepsinde tabii ki aynı şekilde yaşanmadı, yaşanmıyor.

İlk büyük farklılık Libya”da ortaya çıkmıştı ki, orada dış güçlerin acul müdaheleleriyle sokakların iradesini bulandıran bir durum ortaya çıkarmıştı. Ancak yapılan seçimler ve işbaşına gelen kadroların niteliği bir şekilde Libya”da da durumun ilk iki ülkenin yoluna girmesini sağladı. Yemen”de eski müzmin idarecinin gitmiş olmasından başka henüz gözle görülür bir değişim yok. Suriye”de ise durumun çok daha farklı olacağı başından belliydi.

Hiç kimse Suriye”de işlerin diğerlerinde olduğu gibi gideceğini beklemiyordu. Ancak bu kadar kötü olacağını da açıkçası yine kimse tahmin etmiyordu. Suriye rejiminin gözü kara ve gereğinde bütün Suriye”yi iktidarı kaybetmemek uğruna yakıp yıkabilceği endişeleri hep vardı. Ama yine de işin gerçeğini yaşamak tahmin etmek gibi olmuyor.

Suriye”de rejimin yol açtığı bunca felaketi hala muhaliflere ve onları kışkırtan veya arka çıkan “dış güçlere” yüklemeye çalışanlar için muhalefetin pekala başka türlü de bastırılabileceği ve işlerin bu raddeye gelmesinin kaçınılamaz olmadığını söylemiştik. Esad rejimi, baştan itibaren barışçıl taleplerden başka bir dertleri olmayan göstericilere ateş açıp bütün halkı karşısına almasaydı muhalefet kısa süre içinde yönetilebilir bir hale gelebilirdi. Ancak Esad rejimi her seferinde bir kaç kişiyi öldürerek bütün halkı sindirebileceğin yanılgısına düştü. Buna rağmen bütün olanlardan dolayı yine muhalefeti suçlamaya devam ediyor.

Durumun başka türlü olabileceğinin en önemli kanıtı Ürdün hükümetinin kendisidir. Esasen rejime yönelik muhalefet talepleri itibariyle Suriye”ye çok benzeyen Ürdün”de Suriye”dekinden daha az radikal sayılmayacak muhalefete karşı Kral hiç bir şekilde şiddetle karşılık vermedi. Göstericilere ateş açılmadı, tutuklanmadılar, daha sonra takibata uğratılmadılar. Aksine göstericilerin güvenliği bilhassa göstere göstere sağlanmak suretiyle muhalefetin daha fazla yaygınlık kazanması başarılı bir biçimde engellenmiş oldu.

Bu, tabii ki Ürdün”de halkın veya farklı toplumsal kesimlerin açılım taleplerinin tamamen bitirilmiş olduğu anlamına gelmiyor. Aksine gösterilerin başlamasından itibaren yapılan reformları göstermelik sayan ve Arap Baharı korkusundan dolayı yapıldığına inanan kesimlerin sayısı gittikçe artıyor.

Ocak ayının 23”ünde parlamento seçimleri yapılacak ve bu seçimler başlıbaşına toplumda işlerin daha kötüye gitmemesini sağlıyor olsa da, seçim sisteminde sürekli yapılan keyfi değişikliklerle parlamentoda istenmeyen bir tablonun oluşması engelleniyor. O yüzden muhalifler seçimleri göstermelik olarak nitelerken ülkenin en büyük siyasi hareketi olan İhvan-ı Müslimin seçimleri boykot etmeye hazırlanıyor. Çünkü yapılan bütün son dakika düzenlemeleri İhvan”ın parlamentoda belirleyici bir çoğunluk oluşturmamasını sağlamak üzere yapılıyor gibi görülüyor, ancak bir boykot durumunda seçimlerin ve hatta sistemin meşruiyeti büyük ölçüde zedeleneceğinden Kral Abdullah seçimlere katılımı teşvik etmeye çalışıyor.

İki gündür Stratejik Düşünce Enstitüsü ile Arap Düşünce Forumunun ortaklaşa düzenledikleri ve Türkiye”den Yurddışı Türkler ve Akraba Toplulukları ile Kamu Diplomasisisinin desteğiyle yürütülen bir program çerçevesinde Arap-Türk ilişkilerini Ürdün cephesinden ele aldığımız bir toplantı dolayısıyla Ürdün”de bulunuyoruz.

Geçmişten Geleceğe Arap-Türk ilişkilerini ele aldığımız çalıştayda ilişkilerin akademik, kültürel, sivil toplum, diplomasi ve eğitim boyutlarına kadar bir çok konu tartışıldı. Türkiye”den Doç. Ahmet Uysal, Doç. Mesut Özcan, Prof. Muhittin Ataman, Doç. Vehbi Baysan, Doç. Davut Ateş, Prof. Hacı Duran, Yurt Dışı Türkler ve Akraba Topluluğundan başkan Kemal Yurtnaç ve yardımcısı Mehmet Köse, ve Aydın Bolat”ın katıldığı çalıştaya ürdün tarafından da eski başbakanlardan Adnan Badran, eski Kültür Bakanı Nadia Hashim Alloui, eski İletişim Bakanı Saleh el Qallab ve daha bir çok akademisyen ve siyasetçi katıldı. Her biri konuşmasında Arap Türk ilişkilerinin geçmişi, mevcut durumu ve geleceğine dair çok önemli tespitler ve tahliller yaptı.

Kaldığımız ve çalıştayın da düzenlendiği otelin bundan bir kaç yıl önce Çağrı filminin yönetmeni Mustafa Akkad”ın öldürüldüğü saldırıya hedef olan otel olduğunu ögrendiğimizde bir tuhaf oluyor bu vesileyle kendisine rahmet diliyoruz. O olayın izlenimini silmek için otel onarıldıktan sonra iki defa ismini değiştirmiş.

Arap Düşünce Forumu Başkanı Dr. Sadık El Fakih çalıştayın açılış konuşmasında Türkiye”de son on yılda yaşananları büyük bir ilgiyle izlemekle birlikte bu yaşananlara Arap dünyası olarak gereğinden geç uyandıklarını ifade etti. Oysa Türkiye tecrubesinin özellikle Arap dünyasında daha güçlü ve liyakata dayalı bir yönetim anlayışının yerleştirilmesi açısından dikkatle izlenmesi ve dersler çıkarılması gerekiyor dedi. Eski Kültür Bakanı Nadia Hashim Alloui ise “toplumlar arasında kurulması gereken köprüler” deyimine itiraz etti, o köprülerin zaten aramızda var olduğunu ve onları işletmenin gerektiğini söyledi ama şu ilaveyi de yaptı: Başkalarıyla aramızdaki köprüleri kurmak veya işletmekten bahsetmeden önce kendi içimize bir köprü atmalıyız. Çünkü öyle görünüyor ki biz bize yabancılaşmış biz bize uzaklaşmış durumdayız. Biz bize uzaklaşınca da başkalarına da uzaklaşmış oluyoruz.

Toplantıda çok fazla şey konuşuldu, hepsini burada aktarmam mümkün değil, ama toplantıdan haberdar olan ve bizi sarayında görüşmeye davet eden Prens Hasan bin Tallal”ın bir tespitini ve önerisini aktarmadan geçmeyeyim. Tallal, Türkiye”nin Müslüman ülkelere açılımlarının başkaları tarafından yeni Osmanlı”nın tesisi çabaları olarak yorumlanmasının kendisini hiç ilgilendirmediğini, aksine Türkiye”nin bu çabalarını saygıyla ve heyecanla karşıladığını ifade etti ve çok anlamlı bir soru sordu: Esasen Avrupa Birliği arasında demir ve çelik ihtiyacının bütün kıta için karşılanması esasında oluşan ve bugün bütün Avrupa Ülkelerini ihya eden bir ittifak var. Bizim de şu anda en büyük ihtiyacımız olan ve belli yerlerde yoğunlaşmış olan su ve enerji kaynaklarının adil dağılımı üzerinden bir takım birliktelikleri harekete geçirmemizi, bu esasta bazı birlikleri tesis etmemizi engelleyen ne? Bu ve buna benzer ihtiyaçları görmek üzere öncülük edecek birliktelikler neyle itham edilirse edilsin.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: